Laikliğin Tanımı ve Önemi
Laiklik, devlet düzeninin ve hukuk kurallarının dine değil, akla ve bilime dayandırılmasıdır. İnsanlık tarihinin büyük bir bölümünde toplumlar dinlerin koyduğu esaslara göre yönetilmişlerdir. Ancak, akıl ve bilimin gelişmesiyle birlikte, devletlerin dinin etkisinden arındırılması ve din özgürlüğünün sağlanması gerekliliği ortaya çıkmıştır.
Laikliğin Tarihsel Gelişimi
Dinlerin toplumları yönetmesi, ilk zamanlar için bir zorunluluktu. Ancak, din adamlarının güçlenmesi ve gelişen insan zekasının önüne engeller koymasıyla, akıl ve bilimin önemi artmıştır. Özellikle İslam dünyasında akılcı filozofların yeniden gün ışığına çıkarılmasıyla başlayan süreç, Batı'da bilim ve hukukun akla dayandırılmasıyla sonuçlanmıştır. Fransız İhtilali ile laiklik, devlet ve hukuk düzenine egemen olmuştur.
Atatürk ve Laiklik
Atatürk, Türk toplumunun çağdaşlaşması için laikliği temel bir ilke olarak benimsemiştir. Laiklik ilkesi sayesinde, devlet ve hukuk düzeni dinin etkisinden arındırılmış, din özgürlüğü sağlanmıştır. Atatürk, dinin siyasete alet edilmesine karşı çıkarak, "Bizim dinimiz için herkesin elinde bir miyar (ölçüt) vardır. Bu miyar ile hangi şeyin dine uygun olup olmadığını kolayca takdir edebilirsiniz. Hangi şey ki, akla, mantığa, toplumun çıkarlarına uygundur, biliniz ki o, bizim dinimize de uygundur, o şey dinîdir" sözleriyle aklın ve bilimin önemini vurgulamıştır.
Laikliğin Kazanımları
Laiklik sayesinde, devlet vatandaşın inancına karışamaz, herkes inancında ve ibadetinde serbesttir. Laiklik, inanç özgürlüğünün en sağlam güvencesidir. Ayrıca, laiklik sayesinde, akla dayanan uygulamalarla milletin çalışma ve kalkınma imkanı artar.
Sonuç
Laiklik, Türk milletinin ve devletinin varlığını sürdürebilmesi için vazgeçilmez bir ilkedir. Laiklik sayesinde, inanç özgürlüğü sağlanmış, akıl ve bilimin yolunda çağdaş bir toplum oluşturulmuştur. Geriye dönüş mümkün değildir.