Anadolu’nun Kalbinde Unutulmayan Bir Misafirlik, Kırşehir
Bazı şehirler vardır…
Yolları güzel olabilir, manzarası etkileyebilir, tarihi büyüleyebilir. Ama insanın kalbinde yer eden şehirler çok azdır. Çünkü bir şehri asıl unutulmaz yapan; taş binaları değil, insanlarının karakteridir.
Kırşehir’i anlatırken yalnızca bir şehirden bahsetmek eksik kalır. Çünkü burada hissedilen şey sadece misafirperverlik değildi. Burada insan; samimiyeti, tevazuyu, ahlakı ve gerçek Anadolu insanlığını hissediyor.
Türkiye İnternet Gazeteciliği Derneği’nin düzenlediği 12. Dijital Medya Çalıştayı için geldiğimiz Kırşehir’de, dört gün boyunca sadece bir organizasyona katılmadık. Aynı zamanda gönlü güzel insanların arasında olmanın huzurunu yaşadık.
Bugün birçok yerde resmiyet vardır ama samimiyet eksiktir. Kırşehir’de ise tam tersine, makamların önüne insanlık geçmişti.
Kırşehir Valisi Murat Sefa Demiryürek’in bizlere yaklaşımı gerçekten çok özeldi. Bir valinin yalnızca protokolde görünmesi değil, misafirleriyle birebir ilgilenmesi, program boyunca yanlarında olması ve bunu tamamen içtenlikle yapması çok kıymetliydi. İlk günden son ana kadar gösterdiği ilgi, mütevazılığı ve sıcak yaklaşımı hepimizin takdirini kazandı.
İnsan ister istemez birçok şehirde gördüğü yönetici profilleriyle kıyaslama yapıyor. Ancak Murat Sefa Demiryürek’in tavrı gerçekten farklıydı. Resmiyetin arkasına saklanmayan, insanlarla gönül bağı kurabilen bir yönetici görmek günümüzde çok değerli. Bir şehirde olması gereken yönetici anlayışı tam da böyle olmalı dedirten bir duruşu vardı.
Aynı şekilde Kırşehir Belediye Başkanı Selahattin Ekicioğlu da samimiyeti ve içtenliğiyle dikkat çeken isimlerden biriydi. Şehrine sahip çıkan, gelen misafirleri önemseyen ve bunu davranışlarıyla hissettiren bir yaklaşım sergiledi. Güler yüzü ve mütevazılığıyla Kırşehir’in sıcak yüzünü en güzel şekilde temsil etti.
Bu organizasyonda emeği geçen herkes çok kıymetliydi ancak özellikle TİGAD Kırşehir İl Temsilcisi Fahrettin Toker’in ayrı bir parantezi hak ettiğini düşünüyorum. Çünkü insan bazen birinin yaptığı işi değil, o işe ruhunu katışını fark ediyor.
Fahrettin Toker, bu organizasyon boyunca adeta bir ev sahibi gibi değil, aileden biri gibi davrandı. Koşturdu, emek verdi, yoruldu ama yüzündeki samimiyeti hiç kaybetmedi. İnsanlarla tek tek ilgilenmesi, en küçük ayrıntıyı bile düşünmesi ve bunu tamamen içten gelerek yapması gerçekten çok özeldi.
Bazı insanların kalbi yüzüne yansır derler ya… İşte Fahrettin kardeşimiz tam olarak öyle bir insan. Samimiyeti yapay değil, sıcaklığı gösteriş değil. Onun iyi niyetini ve saf kalbini daha ilk konuşmada hissedebiliyorsunuz. Günümüzde böylesine temiz niyetli insanlara rastlamak gerçekten zor.
Bu organizasyonun en önemli mimarlarından biri de hiç şüphesiz TİGAD Genel Başkanı Okan Geçgel oldu. Sadece bir meslek örgütünün başkanı gibi değil, adeta üyelerinin her biriyle tek tek ilgilenen, onların derdiyle dertlenen ve yanında durmayı ilke edinmiş bir lider profili çizdi. Sahadaki varlığı, yönlendirmeleri ve samimi yaklaşımıyla süreci sadece yöneten değil, aynı zamanda omuzlayan bir isimdi. Gazetecilik gibi zor ve yoğun bir meslekte, üyelerine bir “baba şefkatiyle” yaklaşması, onu sadece bir başkan değil, aynı zamanda güven veren bir çatı haline getiriyor. Onun bu duruşu, TİGAD çatısı altında bulunan herkes için güçlü bir aidiyet duygusu oluşturuyor ve mesleki dayanışmayı daha da anlamlı kılıyor.
Elbette bu süreçte konakladığımız Big Thermal Otel’in emeğini de ayrıca söylemek gerekiyor. Böylesine yoğun bir organizasyonda gösterilen ilgi, güler yüz ve özen gerçekten çok kıymetliydi. Başta otel sahibi Ercan Eren olmak üzere emeği geçen herkese yürekten teşekkür ediyorum. İnsan bazen bir şehirden önce o şehrin insanını hatırlar. İşte Kırşehir’de de en çok akılda kalan şeylerden biri bu içtenlik oldu.
Belki de bu yüzden Kırşehir’de kurulan dostluklar sıradan değildi. Aynı masada otururken, sohbet ederken ya da birlikte gezerken insan kendini yabancı hissetmiyordu. Sanki yıllardır tanıdığınız insanlarla bir aradaymış gibiydi. O aile sıcaklığı, o içten ortam bu organizasyonun en kıymetli taraflarından biri oldu.
Cacabey Medresesi’nin tarihi dokusundan Neşet Ertaş’ın gönüllere dokunan izlerine, Ahilik kültüründen Kaman’ın huzur veren atmosferine kadar Kırşehir’in her köşesi ayrı bir anlam taşıyordu. Ama bütün bunların ötesinde bu şehir bize başka bir şey öğretti:
Ahlak hâlâ yaşıyor.
Samimiyet hâlâ kaybolmamış.
İnsanlık hâlâ bazı şehirlerde dimdik ayakta.
Ben artık “Ahilik şehri” denildiğinde tereddütsüz şekilde Kırşehir’i düşüneceğim. Çünkü burada Ahilik sadece tarih kitaplarında anlatılan bir kavram değil; insanların davranışlarında yaşayan bir kültür.
Ve açık söylemek gerekirse…
Kırşehir’den ayrılırken yanımızda sadece güzel anılar değil, güzel insanlar da kaldı.
Bugün dönüp baktığımda şunu çok net hissediyorum:
Bazı şehirler insanın aklında kalır…
Kırşehir ise insanın kalbinde yer ediyor.