Dijital Zamanın Prangaları
Dünya, bir zamanlar insanın egemenliğindeydi. Doğanın dilini anlar, onunla uyum içinde yaşar, kendi türümüzün değerlerini korurduk. Ancak bu gün, yapay zekaların, robotların, sanallığın hükmettiği bir çağdayız.
Teknolojik ilerleme, bize “kolaylık” adı altında bir bağımlılık getirdi ve farkında olmadan, gerçekten insan olmanın ne demek olduğunu kaybetmeye başladık..!
Işık hızında, birbirini takip eden teknolojik devrimlerle, her şey dijitalleşiyor; ama bir yandan da insanlık yavaşça kayboluyor.
GDO’lu gıdalar, yapay etler, bitkiler, hayvanlar, insanlar; her şey yapaylaşıyor.
Doğal olan ne kaldı, diye sormaya başlamalıyız. Fakat yanıt çok basit: Hiçbir şey. Çünkü, bu dijital çağda insan, teknolojinin kölesi haline gelmiş durumda.
Farkına varmasak da, aslında çoktan teknolojinin insanlığın yerini alacağı bir çağa girdik.
Z Kuşağı, bir ekrandan diğerine savruluyor, ellerindeki akıllı telefon, onları yalnızca iletişimden değil, düşünmekten, hissetmekten, anlamaktan da alıkoyuyor.
Sanal dünya, gerçekliği unutturuyor. Öyle bir hal aldı ki ; insanların hayatları oyunlardan, sosyal medyadan, sürekli çevrim içi olma ihtiyacından ibaret..
İnsan gerçekten yaşıyor mu..? Yoksa, sadece var mı..?
Bana göre, teknolojik ilerlemenin en acımasız yanlarından biri de, düşünmeyi unutturması.
Akıllı telefonlar sayesinde bilgiye ulaşmak bir tık kadar kolay. Ama düşünmek… Ona vakit ayırmak zor. Çünkü yapay zekaların sunduğu hazır çözümler, beynimizi tembelleştiriyor. Düşünmeyi bırakıyoruz, çünkü her şey elimize hazır geliyor. Teknolojik cihazlar akıl yerine geçiyor, biz ise birer robot haline geliyoruz..!
Peki ama tüm bunların farkında mıyız.?
Ya da, bu hızla ilerleyen dünyada kaç kişi farkında, “ insanlık “ denen şeyin hızla yok olduğunun..!
Teknolojiye ne kadar teslim olursak, hayatımız o kadar kolaylaşır sandık. Ama gördük ki, aslında her yeni adımda, insan olmak için daha çok bedel ödüyoruz.
Unutmayalım, kısaca bir hatırlayalım. Luddizm, bir zamanlar makinelerin işsizlik yaratacağı korkusuyla mekanik düzene karşı isyan eden işçilerin hareketiydi. 19. yüzyılın başında makineler, insanı yavaşça yok ederken, bugün teknoloji, aynı şekilde insanlık değerlerini yok ediyor..!
Ludditler, o dönemde makinelerin insanı daha da köleleştirmesinden korkmuşlardı.
Bu gün ise, bizim de korkmamız gereken şey şu: Teknolojik ilerleme, insanı insanlıktan çıkarıp, makinelerin kölesi yapacak kadar güçlendi.
Bugün teknolojinin bize sunduğu her yenilik, insan yerine koyduğumuz makineler, yaşamımızı daha kolaylaştırmak yerine, doğamızı ve özgürlüğümüzü yok ediyor. Her geçen gün, daha çok dijitalleşiyor, sanallaşıyor ve insanlaşmayı unutur hale geliyoruz.
Ve belki de en büyük tehlike şu: Teknoloji, bizi duygusuzlaştırıyor..! Oysa insan olmanın özüdür, duygu.
Empati, sevgi, merhamet; bunlar insanı insan yapan değerlerdir. Robotlar, makineler, yapay zekalar hiç birinde duygu yok. Teknoloji, bu duyguları köreltirken, biz de insan olmaktan çıkıyoruz adeta. O yüzden, yavaşça kaybolduğumuzu fark edip, gerçekten insan olmanın ne demek olduğunu hatırlamalıyız daha fazla geç kalmadan.
Teknolojiye karşı bir direniş değil, insana dair olanı savunma mücadelesi vermeliyiz.
Düşünmeye geri dönmeliyiz, daha doğrusu unuttuğumuz “düşünmek “ fiilini hayata geçirmeliyiz. Çünkü düşünmek, her şeyin temeli..!
Şu an, insan olabilmenin son fırsatlarını yaşıyoruz. Eğer bu fırsatı kaçırırsak, belki de bir gün, ne insan kalacak ne de doğa. Sadece, insana ait olmayan, yapay bir dünyanın içinde var olacağız..!
Her birimizin, kendi insanlığını yeniden bulması için, köprüden önceki son çıkış..!
Bilin istedim…
Birgül Soytürk