İNSAN KALMA CESARETİ

Nihal Cevher (Araştırmacı Gazeteci & Yazar )

04-11-2026 12:36

İNSAN KALMA CESARETİ

Bugünün dünyasında sokaklar insanla dolu ama dostluk kuytuları bomboş. Bir parça ekmeği bölüşmenin, karşılıksız bir "nasılsın?" sorusunun tarihe karıştığı bir eşikte duruyoruz.

Eskiden komşunun bacasından tüten duman, mahalledeki herkesin içini ısıtırdı. Şimdi ise o bacalar tütüyor belki ama aynı apartmanda yaşayanlar birbirinin yüzünü yabancı bir mahallenin sokak lambası gibi soğuk ve mesafeli buluyor.

Bugün dostluk dediğimiz kavram, karşılıklı çıkar ortaklıklarına dönüştü .Birinin derdiyle dertlenmek, karşılığında bir alkış ya da bir menfaat umulmadığı sürece angarya sayılıyor. Komşuluk, aynı binayı paylaşan iki yabancının soğuk selamlaşmasından ibaret. 

İnsanlar birbirine tahammül etmeyi bırakın, kendi gölgelerine bile katlanamaz hale geldiler. Kendi iç dünyasıyla barışık olmayan, ruhundaki tatminsizlik çölünde kaybolmuş kalabalıklar, başkasına nasıl bir liman olabilir ki?

İçimizdeki o huzursuzluk, dışarıya tahammülsüzlük olarak taşıyor. Ve en acısı, bu çarkın içinde öğütüle öğütüle aslımızı unutuyoruz.

İlişkilerimiz artık birer "maliyet-fayda" analizine döndü. "Bu insandan ne öğrenebilirim?", "Bana hangi kapıyı açabilir?", "İşim düştüğünde yanımda olur mu?"... Sorularımız hep bu döngüde. 

Karşı taraftan maddi ya da manevi bir menfaat umulmadığı an, o bağ bir mum gibi sönüveriyor. Vefa, artık sözlüklerin tozlu raflarında unutulmuş nostaljik bir kelimeden ibaret. Dostluklar, "işe yaradıkları" süre kadar ömür biçilen birer tüketim malzemesine indirgendi. Yardım etmek bile bir hesap kitap işi oldu, karşılığında ne alınacağı tartılmadan uzatılan eller azaldı.

Peki, bu soğukluğun kaynağı dışarısı mı, yoksa içeride, o kalabalık yalnızlığın ortasında yankılanan kendi sesimiz mi?

İnsanlar artık birbirine tahammül edemiyor, haklısınız. Ama asıl facia, insanın kendi kendine de tahammül edemez hale gelmesidir. Kendisiyle barışık olmayan, içindeki o bitmek bilmeyen eksiklik ve huzursuzluk hissiyle boğuşan bireyler, başkalarına nasıl huzur versin? 

Ruhunu doyuramayan, kendi yalnızlığından korkan toplumlar; aileden komşuluğa, dostluktan aşka kadar her kutsal bağı hırpalıyor, anlamını yitirtiyor. Kendiyle mutlu olmayı beceremeyen bir insanın, başkasının hayatına omuz vermesi, yükünü hafifletmesi nasıl bekleyebiliriz ki?

Yeniden "İnsan" Olmanın Eşiğinde
Kaybettiğimiz sadece komşuluk ya da arkadaşlık değil;insani refleklerimiz, merhametimiz ve birbirimizin gözünün içine bakma cesaretimiz. Dijital ekranların arkasında çoğalırken, gerçek hayatta pul kadar kaldık.

Belki de her şeyi durdurup aynaya bakma vaktidir. Önce kendimizle barışmayı, içimizdeki o hırs ve tatminsizlik canavarını evcilleştirmeyi öğrenmeliyiz. Çünkü başkasına merhamet edebilmenin, karşılıksız sevebilmenin ilk şartı, insanın kendi ruh yaralarını şefkatle sarmasıdır.

Unutmayalım ki; insan, ancak bir başkasının yüreğine dokunduğu kadar insandır. Birinin omzuna, "ben buradayım ve hiçbir şey istemiyorum, sadece seninle yürüyorum" diyerek yaslanabildiğimiz kadar varız.

Menfaatin bittiği yerde insanlık başlar; yeter ki o sınırın kapısını yeniden aralamaya cesaretimiz olsun.

İnsanlık, ancak hesap yapılmayan o sessiz ve masum iklimde yeniden yeşerecektir.

Sevgiyle kalın

DİĞER YAZILARI İNSANOĞLUNUN BİNBİR HÂLİ  01-01-1970 03:00 Özgürlük Meşalemiz Cumhuriyet 01-01-1970 03:00 "Hayır"ı Öğretemediğimiz Çocuklar 01-01-1970 03:00 Arafta Kalmak 01-01-1970 03:00 Bir "Tık" Kadar Yakın, Bir Ömür Kadar Uzak 01-01-1970 03:00 Aynı Kıyıda Beklemek  01-01-1970 03:00 Bembeyaz Aynalar ve Çamurlu Yollar 01-01-1970 03:00 Betonun Altındaki Hafıza  01-01-1970 03:00