Kültür Sanat
Giriş Tarihi : 14-06-2021 13:59   Güncelleme : 14-06-2021 15:13

Akşemseddin Hazretleri ve Türbe Ziyaretleri.

Fısıltı Haberleri Genel Yayın Yönetmeni Sabahattin BİRİNCİ ile Ada Manşet Yayın Yönetmeni Hikmet Metin ÇAVDAR, Göynük'te Akşemseddin Hazretleri ile Göynük Merkezindeki Türbeleri Ziyaret Ettiler.

Akşemseddin Hazretleri ve Türbe Ziyaretleri.

Akşemseddin Hazretleri ve Dostları Sizi Göynük’e Çağırıyor adlı kitabı hazırlayan İbrahim KESGİN ile Fısıltı HABERLERİ Genel Yayın Yönetmeni Sabahattin BİRİNCİ ile Göynük Akşemseddin Hz. Türbesini,  GÖYNÜK ZAFER KULESİ, DEBBAH DEDE TÜRBESİ ve  ÖMER EMİR SIKKİN H.Z. TÜRBESİ ziyaretlerini Canlı Yayında Anlattı, 

KESKİN, Cami Girişinde  Yazılan  EDEP YA HÜ, EDEB BİR TAC İMİŞ NUR-İ HÜDA DA, GİY O TACİ, EMİN OL HER BELADAN, ve EDEP LE GELEN LÜTUFLA GİDER.Yazıları anlamlarını CANLI yayında anlattı.

TARİHİ YAPISI İLE  İHTİŞAMLI GÖYNÜK ZAFER KULESİ, de Yazar İbrahim KESKİN, tarihçesini anlattı.

Bolu, Göynük İlçesi, Cuma Mahallesi, 51 ada, 1 parselde yer almaktadır. İlçeye hakim bir tepe üzerinde bulunmaktadır. 1922 yılında Kaymakam Hurşit Bey tarafından Sakarya Meydan Muharebesi başarısının anısına yaptırılmıştır. Altıgen taş temel üzerine 3 katlı olarak inşa edilmiştir. Ahşap, altıgen gövde yukarıya doğru daralmaktadır ve her katta korkuluk yer almıştır. Zafer Kulesi, altıgen külahla örtülüdür.

DEBBAH DEDE TÜRBESİ,

Hayatı Hakkında bilgi menkıbelere dayanmaktadır. Deri tabakladığı için bu isimle tanınmıştır. Asıl ismi ise bilinmiyor. Anlatılanlara göre ermiş ve ermişlikte yüksek bir mertebeye ulaşmıştır

Halk arasında anlatıldığına göre Debbağ Dede sabah namazlarını Mekke’de kılardı. Bir sene Göynük’den bir grub müslüman hac için Mekke’ye gider. İbadetlerini yapıp dönecekleri sırada biri kaybolur. diğer hacılar döner o kalır. Çaresizlik içinde kıvranırken Arabın biri yanına yaklaşır. Derdini sorar. Göynüklü de başına geleni anlatır. Arab merak etmemesini kendi yöresinden bir zatın her sabah namaz için Mekke’ye geldiği onunla dönebileceğini söyler. Namazdan sonra ona sıkı sarıl, ne derse desin sakın bırakma der. Adam denileni yapar. Debbağ dede bakar ki kurtuluş yok. Adama gözlerini yum, ben aç demeden açma, bunu da kimseye anlatma der. Bir anda Göynük yakınlarına gelirler. Bir süre sonra adam Göynük’e ve Debbağ Dede’yi görür tanır. Bunun üzerine Debbağ Dede ”vademiz dolmuştur suyumuz ısıtılsın” der ve vefat eder.

ÖMER EMİR SIKKİN H.Z. TÜRBESİ

Bolu, Göynük İlçesi, Çeşme Mahallesi'nde yer almaktadır. Ömer Sekkin Hz. (Bıçakcı Ömer Dede), Hacı Bayram Veli'nin müridi ve Bayrami Melamiliği’nin kurucusudur. Akşemseddin ile aynı dönemde yaşamıştır ve Akşemseddin’den daha sonra M. 1475 yılında öldüğü rivayet edilmektedir. Yüksekçe bir platform üzerinde yer alan türbe, sekizgen planlı olup, düzgün kesme taştan inşa edilmiştir ve kurşun kaplı bir kubbe ile örtülüdür. Kuzeyinde mukarnaslı sütun başlıkları bulunan iki sütunlu, küçük kubbeyle örtülü revak bulunmaktadır. Ahşap, çift kanatlı, kündekari tekniğinde işlenmiş bir kapısı vardır. Kapı kemeri üzerinde içi boş bir kitabe kartuşu bulunmaktadır. Duvarlara profilli taş söveli ve sivri kemer alınlıklı, dikdörtgen formlu pencereler açılmıştır. Türbe içerisinde Ömer Sekkin Hz.’e ait bir sanduka yer almaktadır.

Akşemseddin Hazretleri Kimdir?

Fâtih’in hocası, mutasavvıf, âlim-tabip ve şair. Asıl adı Şemseddin Muhammed b. Hamza’dır. Ancak Akşemseddin veya kısaca Akşeyh adıyla şöhret bulmuştur. 792 (1390) yılında Şam’da doğdu.

Avârifü’l-maârif sahibi Şeyh Şehâbeddin Sühreverdî’nin (ö. 632/1234) torunlarından Şeyh Hamza’nın oğludur. Baba tarafından nesebi Hz. Ebûbekir’e kadar uzanmaktadır. Yedi yaşlarında babasıyla birlikte Anadolu’ya gelerek o zaman Amasya’ya bağlı olan Kavak ilçesine yerleştiler. (799/1396-97)

Kur’an’ı ezberleyip kuvvetli bir dinî tahsil gördükten sonra Osmancık Medresesi’ne müderris oldu. Yine bu arada iyi bir tıp tahsili yaptığı da anlaşılmaktadır. Hayatı hakkında en geniş ve doğru bilgilerin yer aldığı Enîsî’nin Menâkıbnâme’sine göre “ilm-i bâtın lezzeti dimağından gitmediği için”, tahminen yirmi beş yaşlarında iken kendisine bir mürşid aramak üzere Fars ve Mâverâünnehir’e doğru yola çıktı; ancak arzusunu gerçekleştiremeden geri döndü. Bazı tavsiyeler üzerine Hacı Bayrâm-ı Velî’ye intisap etmeyi düşündüyse de vazgeçti ve şöhreti Anadolu’ya kadar yayılmış bulunan Zeynüddin el-Hâfî’ye intisap için Halep’e gitti. Fakat bir gece rüyasında, boynuna takılı bir zincirin Hacı Bayram’ın elinde olduğunu görünce Ankara’ya döndü.

Akşemseddin hakkında bugüne kadar en geniş araştırmayı yapmış bulunan A. İhsan Yurd, Akşemseddin’in Defu metâin adlı eserinde Zeynüddin el-Hâfî’ye açıkça târizde bulunduğuna dikkati çekerek tenkit ettiği bir kimseye intisap etmeyi düşünmesinin mümkün olamayacağını belirtmekte ve onun doğrudan doğruya Hacı Bayram’a bağlandığını kaydetmektedir. İntisap tarihi belli olmayan Akşemsettin sıkı bir riyâzet ve mücahededen sonra kendisini takdir eden şeyhinden kısa zamanda hilâfet aldı.

Akşemseddin’in içinde çileye girdiği hücre bugün de Ankara Hacıbayram Camiî bodrumunda mevcuttur ve şeyhin adıyla anılmaktadır. Daha sonra şeyhinin yanından ayrılarak Beypazarı’na gitti, burada bir mescid ve değirmen inşa ettirdi. Fakat halkın büyük rağbet gösterip etrafına toplanması üzerine günümüzde Çorum’a bağlı olan İskilip kazasında Kösedağı civarındaki Evlek köyüne çekildi. Bir süre sonra buradan da ayrılarak Göynük’e yerleşti ve orada da yine bir mescidle değirmen yaptırdı. Bir yandan çocuklarının, diğer yandan da dervişlerinin tâlim ve terbiyeleriyle meşgul oldu; bu arada hacca gitti. Şeyhi Hacı Bayrâm-ı Velî’nin vefatından sonra onun yerine irşad makamına geçti. (833/1429-30)

Akşemseddin, Şeyhi Hacı Bayram’ın, Sultan 2. Murat ile münasebetlerinde hemen daima yanında olduğundan oğlu 2. Mehmet ile de tanışmış ve tahta çıktıktan sonra da onunla görüşmeye devam etmişti. Tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber İstanbul’un fethinden önce iki defa Fâtih’in yanına Edirne’ye giden Akşemsettin, ilkinde 2. Murat’ın kazaskeri Çandarlıoğlu Süleyman Çelebi’yi, öbür defasında da Fâtih’in kızlarından birini tedavi ederek iyileştirmiş, Fâtih’in kızı da kendisine Beypazarı’ndaki pirinç mezraalarını vermişti.

Fâtih 1453 yılı baharında İstanbul’u muhasara etmek üzere ordusuyla Edirne’den yola çıkınca Akşemsettin, Akbıyık Sultan ve devrin diğer tanınmış şeyhleri de yüzlerce müridleriyle ona katıldılar. Akşemsettin kuşatmanın en sıkıntılı anlarında gerek padişahın gerekse ordunun mânevî gücünün yükseltilmesine yardımcı oldu.

İSTANBUL’UN FETHİNDEN SONRA AYASOFYA’DA İLK CUMA NAMAZI

Araştırmacılar, Akşemseddin’in bu sıkıntılı anlarda zaferin yakın olduğu müjdesini vererek sabredip gayret göstermesi gerektiğine dair Fâtih’e yazdığı mektupların fethin kısa zamanda gerçekleşmesinde büyük bir tesiri olduğunu belirtmektedirler. (bk. İnalcık, s. 131) Fetihten sonra Ayasofya’da kılınan ilk cuma namazında hutbeyi Akşemsettin okuduğu gibi, İslâm ordularının daha önceki kuşatmalarından birinde şehit düşmüş olan sahâbeden Ebû Eyyûb el Ensârî’nin kabrini de Fâtih’in isteği üzerine yine o keşfetti.

Ayasofya’da ilk cuma hutbesi kısmınıda Akşamsettin hazretleri tarafından cuma hutbesi okunmuş cuma namazı ise Fatih sultan Mehmet tarafından  kıldırılmıştır, 

AKŞEMSEDDİN HAZRETLERİNİN DERS VERDİĞİ CAMİ

Fâtih tarafından kiliseden çevrildikten sonra Fâtih medreseleri yapılıncaya kadar önce medrese olarak kullanılan Zeyrek Camiî’nin güney ihata duvarında pencere üstündeki bir kitâbeden, Akşemseddin’in İstanbul’da bulunduğu yıllarda burada oturduğu ve ders verdiği anlaşılmaktadır. Fetihten sonra padişahın tac ve tahtını terkedip bütünüyle şeyhe bağlanmak ve ondan tarikat ahkâmını öğrenmek istemesi üzerine Akşemseddin büyük bir dirayet göstererek Fâtih’in bu arzusuna engel olmaya çalıştı. Bunu başaramayacağını anlayınca Gelibolu üzerinden Anadolu yakasına geçerek Göynük’e döndü. Sultanın, gönlünü almak üzere arkasından gönderdiği hediyeleri geri çevirdiği gibi Göynük’te yaptırmak istediği cami ve tekkeyi de kabul etmeyerek sadece bir çeşme yapılmasına razı oldu.

Hayatının son yıllarını Göynük’te geçirdiği tahmin edilen Akşemseddin, Menâkıbnâme’ye göre 863 Rebîülâhirinin sonunda (Şubat 1459) burada vefat etti. Türbesi halen ziyaretgâhtır. Halifelerinden Abdürrahim Karahisârî’nin 865’te (1460-61) Mahmud Paşa adına kaleme aldığı Vahdetnâme’nin başında yer alan bir beytine göre, Akşemseddin’in bu tarihten önce vefat etmiş olduğu açıkça anlaşıldığından, Menâkıbnâme’deki vefat tarihinin doğruluğuna hükmedilebilir. Nitekim bugün türbe kapısı üzerinde bulunan inşa kitâbesi de 863 Rebîülâhirini göstermekte ve menâkıbın verdiği bilgiyi doğrulamaktadır. E. Hakkı Ayverdi’nin kitâbedeki “rebîayn” kelimesini “rebîülevvel” olarak kabul etmesinin izahı zordur. Türbesi vefatından beş yıl kadar sonra yapılmış olup sandukası üzerindeki yazı da oğullarından Mehmed Sâdullah’a aittir. Evlâtlarından Mehmed Sâdullah ve Nûrullah da bu türbede yatmaktadır.

İYİ BİR HEKİMDİ

Kaynaklarda aynı zamanda “tabîb-i ebdân” olduğu, devrinin iyi bir hekimi sıfatıyla da şöhret kazandığı ve tıbba dair eserleri bulunduğu belirtilen Akşemsettin’in, tıp tarihinde ilk defa mikrop meselesini ortaya atmak ve hastalıkların bu yolla bulaştığı fikrini öne sürmekle, bu alanda kesin bilgiler veren Fracastor adlı İtalyan hekimden en az 100 yıl önce bu konuya ilk temas eden tabip olduğu kabul edilmektedir. Adnan Adıvar gibi bazı müellifler, ilk önce Dr. Osman Şevki Uludağ’ın işaret ettiği bu konuda biraz tereddütlü davranırlarsa da Bedi N. Şehsuvaroğlu bunun gerçekliğini inandırıcı bir şekilde ve açıklıkla ortaya koymuştur.

 İtalyan hekimden 100 yıl önce pastörden 400 yıl önce mikrobu tarif etmiştir,,

Akşemseddin’in yedi oğlu olmuştur. Bunlar sırasıyla Sâdullah, Fazlullah, Nûrullah, Emrullah, Nasrullah, Nûrülhüdâ ve Hamdullah Hamdi adlarını taşımaktadır. Bunlardan küçük oğlu Hamdullah Hamdi (ö. 909/1503) hey’et, nücûm ve mûsikide iyi derecede bilgi sahibi olup aynı zamanda devrinin önde gelen şairleri arasında da yer almıştır.


Akşemseddn Hazretlerinin Türbesi (Göynük)

Akşemsettin’in kurduğu Bayramiyye’nin Şemsiyye kolu kendisinden sonra Göynük’te oğlu Fazlullah, Kayseri’de İbrâhim Tennûrî, İskilip’te Attaroğlu Muslihuddin, Ankara ve civarında ise Hamza eş-Şâmî tarafından devam ettirilmiştir.

AKŞEMSETTİN HAZRETLERİNİN ESERLERİ

  • Risaletü’n-Nûriye
  • Hall-i Müşkilât
  • Makamât-ı Evliyâ
  • Kitabü’t Tıb
  • Maddetü’l-Hayat

Kaynak: DİA

AKŞEMSETTİN HAZRETLERİNİN KABRİ NEREDEDİR?

Akşemsettin Hazretlerinin kabri Bolu'nun Göynük ilçesindedir.

Adres: Cuma Mahallesi, Akşemsettin Cd., 14780 Göynük/Bolu