Siyaset
Giriş Tarihi : 25-03-2021 15:29   Güncelleme : 25-03-2021 15:40

Kâbusa çeviren kapsamlı bir ekonomik kriz,

Türkiye tarihinin en büyük ekonomik krizlerinden birini yaşıyoruz. Yaşadığımız büyük krizi basitçe kur artışı olarak adlandırmak ve sebebini de dış güçlere bağlamak doğru değildir. Enflasyondan işsizliğe, hergün uğradığımız zam sağanaklarına hayatımızı her alanda kâbusa çeviren kapsamlı bir ekonomik krizle karşı karşıya bulunuyoruz.

Kâbusa çeviren kapsamlı bir ekonomik kriz,

Bu krizin asıl nedeni küresel sermaye güçlerinin güdümünde kesintisiz bir şekilde uygulanan özelleştirmeye, piyasalaştırmaya, kuralsızlaştırmaya dayalı neoliberal politikalardır.
19 yıldır bu politikaları ısrarla uygulayan AKP iktidarı ise yaşanan krizin baş sorumlusudur. Pervasızca yapılan özelleştirmelerle üretken kamu kuruluşlarımızın büyük bir kısmı elden çıkarılmış, elde kalan az sayıdaki kuruluş da idari bütünlükleri parçalanarak ve serbestleştirme uygulamalarıyla etkisizleştirilmiştir. Ülke ekonomisi yüksek oranlı borçlanma ve yoğun ithal girdi kolaycılığının üzerine oturtulmuştur.
Bu politikalarla ülkemiz rantiye bataklığına sürüklenmiş, üretim yeteneğimiz aşındırılmıştır. Üretim-yatırım-tasarruf politikalarının yerini tüketim politikaları almıştır. Tarım ve sanayi gibi üretken sektörler geriletilip, ülke kaynakları rant dağıtımı merkezli inşaat ve müteahhitlik işleri ile katma değeri düşük hizmetler sektörüne yönlendirilmiştir.
Türkiye ekonomisi uzun yıllardan bu yana dışa bağımlı bir yapıdadır. Üretim yerine dış kaynaklara dayalı ekonomimiz, sıcak para akışının kesildiği her durumda büyük krizlerle karşı karşıya gelmektedir. Yaşadığımız her kriz, halkımızın ve ülkemizin birikimlerinin yok olmasıyla sonuçlanmaktadır.
İktidar dönemi boyunca, merkez kapitalist ülkelerdeki parasal genişleme politikalarının yarattığı düşük kur ve düşük faiz olanaklarını sanayileşme, teknolojik gelişme ve üretimin artırılması yerine verimsiz inşaat projelerine aktaran AKP`nin yanlış ekonomi politikaları ülkeyi krize sürüklemiştir.
Yüksek ekonomik büyüme söylemiyle aşırı borçlandırmaya ve kredi kullanımına itilen piyasa aktörleri, bugün borçlarını ödeyemez duruma gelmiştir. Borçlarını ödeyemeyen, kredilerini yeniden yapılandırma başvurusunda bulunan şirketler nedeniyle reel sektörde para akışı durmuştur. Özellikle ithal hammadde ve ara mal kullanılan sektörlerde üretim yapılamaz hale gelmiş, kitlesel işten çıkartmalar başlamıştır. Gelinen noktada kur artışı sadece halkın alım gücünü düşürmekle kalmıyor, geniş çaplı bir işsizleşme ve yoksullaşma yaşanmasına neden oluyor.
AKP`nin özellikle seçimler öncesinde tüketimi artırmaya yönelik savurgan adımları ve borçlanmayı özendiren kredi politikaları krizin daha da büyümesine neden olmuştur. Krizi asıl derinleştiren şey ise, AKP`nin antidemokratik, baskıcı ve hukuk dışı politikalarıdır. Ekonomik krizle mücadeleyi bile aklıselim yöntemlerle değil, baskıcı-tehditkâr yöntemlerle örtbas etmek isteyen AKP`nin bu yaşanan ekonomik krizi çözmesi mümkün değildir.
Salgınla birlikte iflas eden esnaf sayısı 122 bin 170. KOBİ'lerin borcu 853 milyar liraya ulaştı. Çiftçilerimizin borcu ise toplam 132 milyar lira.
Tek adam rejiminde bir dolar dahi büyümedik. Kişi başına düşen milli gelir 2097 dolar eridi, 8599 dolara düştü, yani 10 yıl öncesine gittik, on yılımız boşa gitti. Gerçek işsizlik 11 milyonu aştı.
Pandemide gelir kaybına uğrayan çalışan sayısı ise 7.2 milyon. Ücretsiz izin uygulamasıyla günlük 47 TL ile geçinen 2,5 milyon kişi var. 2021 Mart ayından bu yana işsizlikle karşı karşıya kalacak kişi sayısı ise 1 milyon 300 bin. Açlık sınırı 2700 TL. Yüksek faiz ve enflasyonla Avrupa birincisiyiz.
“Türkiye dünyada gelir desteklerinin en düşük olduğu üç ülkeden biri durumunda. Zengin ülkeler vatandaşlarına milli gelirlerinin yüzde 12,7'sini, orta gelirli ülkeler bu oran yüzde 3,6'sını, yoksul ülkeler ise yüzde 1,6'sını vatandaşlarına veriyorlar. Türkiye'de ise bu oran yüzde 1,1. Yoksul ülke statüsünde bile değiliz.
            Erdoğan kısa çalışma ödeneğini kaldırarak çalışanları işsizliğe ve açlığa mahkum edecektir. Ekonomik buhranın her geçen gün daha da arttığı bu süreçte, ödenekleri kaldırmak bir yana, çalışanlara yönelik sosyal destek daha da güçlendirilmelidir.


      Esnafla ilgili müjdeler açıklandı. 850 bin esnafa 228 milyon liralık vergi muafiyet açıkladılar. Bunun kişi başına düşen rakamı 280 lira. Ekonomik paketi büyük şatafatla açıkladılar ama esnaf başına düşen rakam 280 TL. Sadece bir yandaşa verilen vergi muafiyeti 9,5 milyar lira  Esnafa verilen 228 milyon liranın tam 41 katını sadece bir yandaşa veriyorlar. Bu paketin ne anlama geldiğini herkes bilsin. Sürekli yeni paket açıklıyorlar. Sanki geçtiğimiz pazar seçim olmuş, sanki iktidar değişmiş.
          19 yıldır iktidar olan AKP. İnsan hakları reform paketi açıklıyorsa bu, Türkiye'de insan haklarını bitirdiğinin itirafıdır. Ekonomi paketi açıklıyorsa bu, ekonomiyi bitirdiğinin itirafıdır.  
          Yaşadığımız krizin nedenini dış güçlere bağlayan ve yastık altındaki dövizlerin bozdurulmasıyla bu krizden çıkış sağlanabileceğini savunan AKP`nin krizle mücadele gibi bir yönelimi Yıllardır sürdürülen yanlış politikalarda ısrar edilerek bu krizden kurtulmanın mümkün olmadığı açıktır.
           Yapılması gereken şey, rant ekonomisi yerine üretim ekonomisini, sermaye öncelikleri yerine kamusal çıkarları, lüks ve savurganlığa dayalı yönetim anlayışı yerine tasarrufları, gündelik politikalar yerine planlı kalkınmayı önceleyen bir anlayışın öne çıkartılmasıdır.
Bugüne dek ekonomi her sıkıştığında eğitim ve sağlık başta olmak üzere sosyal harcamalardaki kısıntı devreye girmekte ve kemer, emeğiyle geçinen geniş toplum kesimleri üzerinde sıkılmaktadır. Kamuda asıl tasarruf yapılması gereken yer ise başta saray giderleri ve örtülü ödenek harcamaları olmak üzere AKP`nin siyasi çıkarları uğruna yaptığı geniş boyuttaki harcamalardır.
Halkın ve bütçenin üzerindeki yükü her geçen gün büyüten dövize endeksli alım garantisi olan Kamu Özel İşbirliği anlaşmaları yeniden düzenlenmeli Kamu Özel İşbirliği projeleri acilen kamulaştırılmalıdır.
Kanal İstanbul başta olmak üzere halkın öncelikli ihtiyaçları yerine sermaye kesimlerine rant aktarmayı amaçlayan projeler derhal durdurulmalıdır.
Emekçilerin alın teriyle kurulan İşsizlik Fonu`nda toplanan paralar amacı dışında kullanılmaktan vaz geçilmeli ve kriz döneminde işsiz kalan emekçilerin ve ailelerinin hayatlarını sürdürebilmeleri sağlanmalıdır.
Ülkenin bütün kamusal varlıklarının kontrolüne verildiği Varlık Fonu`nun bütün faaliyetleri durdurulmalı, ülke kaynaklarının kriz gerekçesiyle yağmalanmasına engel olunmalıdır.
Krizden çıkış, emperyalist güçlerin, uluslararası tekelleri, çok uluslu şirketlerin isteklerine boyun eğmekle değil, halkın genel çıkarını gözeten, emekten yana kamucu bir anlayışı hayata geçirmekle mümkündür.
 
Bundan sonra CHP ADAPAZARI İLÇE teşkilatları olarak her gün alanlarda olup kapı kapı dolaşarak  bu iktidarın yoksulu, esnafı, işsizi, kadını, öğrenciyi hiçe sayan politikalarını halkımıza anlatacağız
           CHP bir devdir. Yeni bir dünya kuracak güç köklerindedir. Köklerindeki kurucusunun felsefesine Türkiye'nin ihtiyacı vardır. HEMEN ŞİMDİ ihtiyacı vardır. Yüzbinlerce yurtseverin beklediği budur. Aydınlanmanın neferleri yeni bir yolculuğa hazırdır. Görev ve sorumluluk "Egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur" diyen büyük ATA'nın yolunda olan CHP tabanınındır. Dün yaptık, gene yaparız!