FOÇA’DA ZAMAN

Şu sıralar Eski Foça’dayım.
Bir yandan denizi, taş sokakları, begonvilleri ve Ege’nin o kendine has dinginliğini seyrediyor, bir yandan da insanları gözlüyorum.

Foça’da zaman başka akıyor sanki…

Burada yaşayanların önemli bir bölümü emekli. Yıllarını çalışarak geçirmiş, alın teri dökmüş, borç ödemiş, çocuk büyütmüş insanlar… Karı koca, hayatın büyük bölümünü sorumluluklarla geçirdikten sonra kendilerine küçük bir sahil kasabasında nefes alacak bir yer bulmuşlar.

Onlara “şanslı kesim” diyoruz.

Ama gerçekten şans mı bu?

Sistemin bize öğrettiği hayat çoğu zaman aynı:
Oku, iş bul, çalış, para kazan, borçlan, ev al… Eğer şanslıysan yılda birkaç hafta tatil yap. Çocukların varsa onların okul masraflarını düşün, kira öde, geleceklerini kurmaları için didin. Sonra evlendir, onların hayatına yetişmeye çalış…

Derken yıllar geçer.

Bir bakarsın çocuklar büyümüş, sen yaşlanmışsın. Ömrün borçlarla, faturalarla, sorumluluklarla geçmiş. Tam “Artık biraz yaşayalım” dersin, bu kez sağlık sorunları kapıyı çalar.

Bir baston, birkaç ilaç, birkaç hastane koridoru…

Karı koca birkaç yıl gerçekten hayatın tadını çıkarabilirsen ne mutlu. Çıkaramazsan biri gider, diğeri kalır.

Ve bütün bunların adına da hayat deriz.

Bazen Foça’nın sahilinde sırtında çantasıyla dünyayı gezen insanları görüyorum. Öylece imreniyorum. Bir çanta, birkaç eşya ve koca bir dünya…

Belki cesaret istiyor.
Belki alışkanlıklarımızdan vazgeçmek…
Belki de “Yarın” diye diye ertelediğimiz hayatı bugünden yaşamaya karar vermek.

Ege’nin kültüründe bunun başka bir karşılığı var sanki:
Azla yetinmek, yavaşlamak, sofrasını paylaşmak, komşusuna selam vermek, akşamüstü sahilde oturmak, bir bardak çay eşliğinde uzun uzun konuşmak…

Ege insanı hayatı biraz daha ağırdan almayı bilir. Zeytin ağacı gibi köklerini toprağa salar ama güneşe de yüzünü döner. Deniz gibi bazen susar, bazen kabarır; fakat hep kendi ritminde yaşar.

Belki de bize unuttuğumuz şeyi hatırlatıyor Foça:

Hayat sadece çalışmak değildir.

Gelelim bugüne…

Ne sen söyle, ne ben anlatayım.

Herkesin dilinde siyaset, zam, geçim derdi, hayat pahalılığı…
“Emek veriyoruz ama karşılığını neden alamıyoruz?”
“Neden bu kadar mutsuzuz?”
“Neden geleceğe bu kadar kaygıyla bakıyoruz?”

Bu soruların cevabı uzun bir yazının konusu.

Ama hayatın bütün yükünü sırtımıza alıp kendimizi unutmayalım.

Çünkü insan bazen büyük mutlulukların peşinde koşarken, elindeki küçük mutlulukları göremez.

Bir gün Foça’da gün batımını seyretmek…
Bir dostla çay içmek…
Denizin sesini dinlemek…
Bir zeytin ağacının altında soluklanmak…
Sevdiğin insanla yan yana sessizce oturabilmek…

Belki de hayat dediğimiz şey, bütün bunların toplamıdır.

Öyleyse siz siz olun; hayatın size ayırdığı zamanı yalnızca borçlara, işlere, kaygılara ve başkalarının beklentilerine teslim etmeyin.

Mutlaka ama mutlaka sizi mutlu edecek bir şey bulun.

Çünkü zaman geçiyor…

Foça’da deniz aynı deniz, zeytin aynı zeytin, güneş yine batıyor.

Değişen sadece biziz.

Sevgiyle kalın.

Yazar Şair 
Mine Ebçem