Kalbin Duyulmayan Vuruşları

Yağmur ÖCAY ( Yazar )

17-02-2026 19:49

Kalbin Duyulmayan Vuruşları

Hafta sonuna Uzak Doğu müzikleri ve piyano eşliğinde başladım. Sözsüz müziğin alıp götüren, bütün hücrelerimi temizleyen etkisine bıraktım kendimi. En sevdiğim şeyi yaptım. Gözlerimi kapattım ve daldım. Ayaklarımın ucuna bağlı bir ip çözüldü sanki ve ucundaki yükü terk ettim. Pırıl pırıl bir deniz gördüm. Ve… Esperanza’yı

Cumartesi sabahının kıyısında yolcu gemisinden inen bir yabancıydı Esperanza. Bazen olur ya hiç zorlamadan aniden bir samimiyet doğar. Olan buydu aramızda. Onunla karşılaştığımda ağzımızda tat bırakacak bir sohbetin kapısında olduğumuzu anladım. Bana kültür ve medeniyetleri merak ettiğini, onu Türkiye’ye getirenin de bu merak duygusu olduğunu söyledi. En çok nereyi merak ettiğini sordum. Soruya soruyla cevap verdi. “Nereyi merak etmeliyim?” dedi. O da benim samimiyetimden etkilenmiş olmalı ki beni seyahatine dahil etmek istedi. Neden olmasın? “Peribacaları” dedim. “Peribacalarını gezerken sanki yalnız değildim. Esperanza tabii ki ortalıkta insanlar vardı. Aklına gelen ilk şekliyle bir yalnız olmama hali değil. Sanki benim görmediğim ama beni gören doğaüstü varlıklarla birlikteydim. Hatta içimden onlarla konuştum bile. Burada daha önce kimler yaşadı, kaç aşk, kaç dua, kaç acı, kaç hikaye geçti daha önce böylesine merak ettiğim bir yer daha olmamıştı.”

Güzeli görenin güzelliği daha çok istemesi gibi bir iştahla benden daha çok anlatmamı bekledi. Bursa’yı anlattım, Balıkesir’i… Ve sonra ona şunları söyledim. “Gözlerinin görecekleri bizi anlamak için yetmeyebilir. İl il gezmeden önce başka bir şey yapalım. Bu coğrafyanın kalbinin vuruşlarını duymak ister misin? İçe atılanları, açıkça söylenemeyenleri, köyün birine bırakılan yoktan bir acıyı, kışa çevrilen yazı taşıyan ıslanmış notaları duyarsan gezmekle kalmayacak, gözyaşlarımıza dokunacaksın. Seni götürmek istediğim bir yer var ama öncesinde bir yere gitmeliyiz. Onu türkü dinlenen bir mekana götürdüm. Ona dedim ki: “Sana bir yerde türkü dinleniyorsa oradaki insanlardan zarar gelmez diyemem. Zaten ben kimse için güvenebilirsin demem. Sadece şunu söyleyebilirim. Türkü dinlenen yerde duyguların hafife alınmaz. Türkülerden geçen insanların kelimeleri dokunaklı, kalbi hislidir. Söz önemlidir. İçtenliği kadar ağırlığı vardır. Kimi zaman hayat hüzünlü bir bilmecedir türkü içinde. Pir Sultan’ı belki duymuşsundur. Halk şairimiz. Bir gün darağacına gidecek. Hızır Paşa taşlanması için emir verir. Üstelik uğruna mücadele ettiği halk taşlayacak onu. An gelir, taşlar atılır. Pir Sultan’ın bir can yoldaşı vardır. Taş atma emrine uymazsa bedel ödeyecek. Korkar ama taş atmaya da kıyamaz, bir gül atar. Pir Sultan’ın ağzından dökülen kelimelerse kanamaktadır.”

‘Pir Sultan Abdal’ım can göğe ağmaz. / Hak’tan emrolmazsa rahmet yağmaz. / Şu ellerin taşı hiç bana değmez. / İlle dostun bir tek gülü yaralar beni.’

“Ruhun incindiği yerde türkü türkü inciler dökülür. Bir tek gül atılan taşlardan nasıl daha incitici olabilir anlayabilirsin.”

“ Şimdi gideceğimiz yer türkülerle mi ilgili?” diye sordu Esperanza. “Gittiğimizde bunun cevabını sen bana söyle.” dedim.

Onu memleketime, Sakarya’ya götürdüm. Taraklı’daki 7 Asırlık Çınar Ağacı’nın yanına vardık. Şehri dallarının altında topluyormuş hissi veren ağaca baktım. “Bu 7 Asırlık Çınar Ağacı’na benziyoruz.” dedim. “Bu ağaç dünya ile olan bağlantısını önce köklerinden güç alarak kurar. Bizimse köklerimizde türküler yaşıyor.”

Bana döndü ve dedi ki: “Kök yoksa gövde yok, gövde yoksa dal yok, yaprak yok, meyve yok! ”

“ Kalbine dokun.” dedim. “Dokununca hissettiğinin adı gönüldür bizce. Dünyanın bütün ülkeleri bir türküde buluşmak için içini akıtsa en duygulu sesi veren Anadolu’nun gönül vuruşları olurdu.”

Düş yolculuğumda son sözlerimi etmiştim.

Cümlelerin birbirini eze eze ilerlemediği sohbetlerin ağızda bırakan tadıyla gözlerimi açtım.

Esperanza,

Hoşcakal.

DİĞER YAZILARI UÇURUMDAN ÇEKİLEN, İÇREDİR BİLİNMEYEN 01-01-1970 03:00 DERDİM Kİ: EKSTREM SPOR 01-01-1970 03:00 OYUNA DALMAK İMKAN DAHİLİNDE 01-01-1970 03:00