OYUNA DALMAK İMKAN DAHİLİNDE

Yağmur ÖCAY ( Yazar )

27-01-2026 17:36

OYUNA DALMAK İMKAN DAHİLİNDE

        “Mutlulukların” elde etmekten, satın almaktan, maddesel hazlardan geldiği bir yaşayışta 

  “mutluluk” ekonomik imkan dahilinde olabilir. Paran yoksa yoktur. “Mutlulukların” beklentilerden, sevilme ihtiyacından geldiği bir yaşayışta “mutluluk” başkalarının tavır ve tutumları dahilinde şekillenir. Onay yoksa yoktur. “Mutlulukların”  sınav notlarına, iş hayatındaki başarıya, kariyere bağlı olduğu bir yaşayışta mutluluğun elleri kolları, dar başarı algımıza bağlanmıştır. Koşulları sağlayamıyorsak mutluluk yoktur. Ölçülüp biçilmiştir sevinçlerimiz bizim yerimize, bizden önce. Harita çizilmiştir çoktan, mutluluk ancak harita dahilinde…

 

 Yaşam ve  Sevinç, bu sınırları çizilmiş haritada yan yana durmakta zorlanır. Birbirlerini iten sonradan kazanılan şartlanma refleksleridir. Onlar kim midir ?  Kelimelerin de evrenin bir yerinde insanlar gibi ete kemiğe büründüğü bir dünyada iki isim. “Sevincim sende Yaşam bulsa…” der biri diğerine. Diğeri ise “ Benimse Yaşamım sende Sevinç bulsa…” Sevinç Yaşamın sınırlarında durmakta zorlanır.  Onları birbirinin dışına iten her şeyi daraltan dar çerçeveleridir. Bu çerçeveleri çocukluğun hayal-gücü kırabilir. Ottan, topraktan yemek, sağa sola atılmış kaplardan tencere tava, dikdörtgen herhangi bir şeyden telefon yaptığımız zamanlara dönersek “elimizde olanlarla” saatin nasıl geçtiğini anlamayacak kadar keyifli olabiliriz yine.  Yere atılan bir su şişesinin tatlı oyunların baş aktörü olabildiği zamanlardaki yeteneğimizi geri kazanırsak tekrar oyuna dalabiliriz. Doğuştan gelen neşenin parkında keyifli olmak imkan dahilinde olabilir o zaman. Önce omuzlarımıza  “sonradan” yüklenenleri bırakacağız yere. Hiç oralı olmayıp yürüyüp gideceğiz. Torba torba kıyas, etiket, beklenti, itham, eleştiri kalkacak üzerimizden. Sonra andaki özgür kurgularımıza dalacağız. Adını tam koyamayacağım ama ne olduğunu bildiğim, çocukluğun oyuna dalmış ruh hali mutluluğun bir düşünce olduğunu hatırlatabilir bize. Zihnin içindeki aydınlık, bulunduğu  yeri aydınlatmak için bir bahane bulur; o bahaneye oyun der. İnsan oyuna dalabilir. Sadece oyuna değil müziğe de dalabilir, boyama yapmaya da bulutlara, kuşlara da dalabilir. Bir bebeğin saflığı içimizi durulayabilir, minicik burun deliklerine gülümsememek mümkün değildir. 

 İflah olmaz bir hırs, sürekli tetikte olmak, öfke ve acıya saplanan ruh hali dalacağımız suları dondurmuşsa o suları eritecek olan güneşi duyumsayabilmeliyiz. Yaratımın zaten içinde olan, yaratımın gerçeği olan, bizim de içimizde bir parçamız olan güneşi… 

 

“İyi ki(ler) ağacı ” büyütebiliriz içimizde. “ İyi ki(ler ) ağacınının” düşünce yaprakları ne kadar gür olursa Yaşamımız o kadar Sevinç bulur. Yarış atıyla varılabilecek bir yolda göremeyeceğimiz bir ağaç olduğunu fark etmeliyiz önce.“ İyi ki(ler) ağacı” bilgedir. Yaprakları, yazmak için büyük maddi şeyleri aramaz. “İyi ki nefes alabiliyorum” yazar mesela bir yaprağında. Bir bronşit hastası, alerjik bir bünye kadar iyi bilir nefes almanın “iyi ki” demeye yeteceğini. Bir yaprak dalında “evim iyi ki sıcak” yazar. Soğuktan elleri buz kesmiş biri kadar iyi bilir ateş yakabilmenin sihrini. Yazdıkça gürleşir  “ iyi ki(ler ) ağacımız”.

 Ortada gerçekten kaygılanacak ya da kafaya takılacak bir şey yokken kafamızda bir şeyi büyütebiliyoruz, önemsiz bir şeyi belki günlerce düşünebiliyoruz. Bu “uzatma” halini olumlu düşüncelere yapsak kendimize büyük bir iyilik yaparız. Bir gün ellerimize sevgiyle bakıp Yaradan’a teşekkür edelim mesela. Diğer gün gözümüzü… Diğer gün başka bir nedenle gülümseyelim. Saniyelik şükredip geçmekten bahsetmiyorum. Uzun uzun…Bir yol boyu nefes alabilmenin güzelliğinden memnun olalım. Bir gece sadece Ay’ı, yıldızları seyredelim. Avuçlarımızı açalım. Yıldızların avuçlarımıza dolduğunu, her bir yıldızın bize bir hikaye anlattığını hayal edelim. Zihin özgür… Böyle böyle büyütelim mutluluğu. Yakalaya yakalaya çoğaltalım. Bu söylediklerim; ne Pollyannacılık, ne hayata pembe gözlüklerle bakmak... Şartlanmaktan kurtulursak gözlerimizi güzelliklere açacağımızdan bahsetmek… Unuttuğumuzu hatırlamalıyız. Hatırladığımızda çok şey bulacağız. Günaydınlarımızın sesi yaşam dolu bir sıcaklıkla gürleşecek. 

Oyuna daldığı bir çocukluğu olanlar kalbin saf neşesini hatırlamak için şanslı. Peki ya olmayanlar ?  

Bizim mutluluğun bir düşünce olduğunu bize hatırlatan mahallelerimiz var. Evcilik oynadığımız,  birbirimizin gözüne baktığımız, kahkahalar attığımız... Ya çağın içine çektiği başını tabletten, telefondan kaldırmayarak büyüyen  ekrana sıkışmış çocukların? Onların nesi olacak ?  Doğallığı dalından koparılmış dünyalarına dönüp baktıklarında ne bulacaklar ? Onlar için de oyuna dalmak imkan dahilinde olacak mı?

DİĞER YAZILARI UÇURUMDAN ÇEKİLEN, İÇREDİR BİLİNMEYEN 01-01-1970 03:00 DERDİM Kİ: EKSTREM SPOR 01-01-1970 03:00 Kalbin Duyulmayan Vuruşları 01-01-1970 03:00