Özgürlüğün Bedeli: Sınır Çizebilmek
İnsan, çoğu zaman kendi yok oluşunu “iyi niyet” diye adlandırır.
Herkese yetişmeye, herkesi memnun etmeye, kimseyi kırmamaya çalışır…
Ve farkına varmadan en çok kendini kırar.
Herkese “evet” dediğinde, aslında en çok kendine “hayır” demiş olursun.
Bir bakmışsın, gücün tükenmiş. Bir bakmışsın, sesin kısılmış. Bir bakmışsın, sen dediğin şeyin içinde sen kalmamış.
O yüzden bir gün gelir, öğrenirsin: Sınır koymak hayatta kalmanın değil, hayatta var olmanın yoludur.
Evet, bazı insanlar senden uzaklaşacak. Bunu göze alman gerekir.
Ama şunu bil: Senin sınırına kızan, o sınıra en çok ihtiyacı olandır. Senin “hayır”ına darılan, senin tükenmişliğinden en çok faydalanandır. Onların gidişi kayıp değil, hafifliktir.
Sınır koyduğunda, yanındaki insanların gerçek yüzünü görürsün.
Kimi yalnızca almaya gelmiştir; verdikçe daha çok ister.
Kimi ise yanında olmaya gelmiştir; sen sınırını çizsen de, seni olduğu gibi kabul eder.
İşte gerçek sevgi budur. Senin sınırını anlayan, sana yük olmayan, “sen” olduğun için yanında kalan.
Ve asıl özgürlük burada başlar.
Herkesin onayını almak için yaşamak, altın kafeste yaşamaktır: dışarıdan parıldar, ama içeride nefes alamazsın.
Kendi iyiliğini seçmek ise zincirlerini kırmaktır. İlk kez kendine ait bir nefes çekersin.
Bazıları “ama yalnız kalırım” diye korkar.
Hayır, yalnız kalmazsın. Sadece kalabalığın içindeki yanlış yüzlerden arınırsın. Ve o boşluk, gerçek olanla dolar.
Unutma:
Sınır koymak, insanı kaybettirmez.
Sınır koymak, sahteyi siler, gerçeği büyütür.
Ve en önemlisi: Sınır koyduğunda kimseyi değil, kendini geri kazanırsın.