ÇOCUĞUNUZ BİR FİLM KAHRAMANINA DÖNÜŞMESİN!
Kuşkusuz, günümüzde televizyonun izlenmediği bir ev yoktur. Dijital dünyanın içerisindebinbir renkli hayatlar yaşandığı mecrada, “canımız sıkılınca televizyon..., uykumuz kaçınca televizyon..., dizimiz başlayacak televizyon...”) gibi türlü sebeplerle geçiyoruz her gün ekranın karşısına. Dünyadan bihaber kalmamak için izlendiğindeyararlı olsa da, olumsuz yönleri çoğunlukta. İşbaşında ya da ders çalışırken geçirilen zamankişiye çok uzun gelirken, televizyonun karşısında geçirilen zaman su gibi akıpgeçiyor nedense. O uzun saatler, aslında hayatımızınen kıymetli bir parcalarındanboşa yitip gidiyor. Evet kabul! Gerçek hayatta yaşayamayacağımızı düşündüğümüz o macera dolu anları, belki algısal olarak ekran karşısında yaşayabiliyoruzFakat ya çocuklarımız? Çocuklarımız televizyondan ne derece etkileniyor dersiniz?Hatırlarsınız, bir zamanlar kendini “spiderman” yani örümcek adam zanneden bir çocuğumuz vardı. Örümcek adam gibi binadan binayaatlayıp uçabileceğini zannedip kendini balkondan aşağı bırakmıştı! Korkulan olmadı, çocuk kurtuldu. Fakat ya tersi olsaydı? Bu örnek, televizyonun çocuklar üzerinde ne derece etkili olduğunun önemli bir kanıtı sayılabilirsanırım. Çocuklar ekranda izlediği şeylerin gerçekliğine inanıyor. Kendini “Spiderman,Pikachu, Batman” zanneden nice minik var. O küçük beyinler, yeni ve gerekli bilgilerle dolması gerekirken,filmlerdeki hayal kahramanları tarafından istila edilmiş durumda.Aslında bu örnekleri siz de çevrenizde fazlasıyla gözlemleme fırsatı bulabilirsiniz. Sadece etrafiniza ve çocuklara bakmanız yeterli. Bir yere oturun ve çevrenize bakın. Çevrenizden mutlaka bir “JustinBieber, “Özgür Kız” NilKaraibrahimgil ya da giyimi ve hareketleriyle Rihanna’ya benzemeye çalışan bir televizyon yıldızı mutlaka geçecektir. İşte size televizyon dünyasına duyulan özentinin acıklı tablosu... Kendisi olmaktan mahrum bırakılmış, genç bir nesli şekillendiren sahte bir beyaz perde! Ne yazık ki çocuklarımız farkında olmadan hayatının büyük bir kısmını televizyonda izlediği, sosyal medyada takip ettiği, internette videolarını izlediği bir karaktere bürünmek için harcıyor ve yine kendisine ait olmayan hayat parçalarını kendisininmiş gibi yaşayamaya çalışıyor. Bu çaba çok zor olsa gerek.
İşte maalesef gençlerimiz, bu eğlenceli gibi görünen girdabın içerisinde kaybolmaya çok yakın bir çizgideler. Onları kaybetmemek için bir an önce bir şeyler yapmamız gerek.
Geçen aylarda öğrencilerimi ve aile yaşantılarını bir süre izleme imkanı bulmuştum. Bir çoğunda üzücüdür ki; magazinprogramlarındaki renklihayatları yaşama isteğine dair bir heves gördüm.Bunların arasında yaşadıkları hayatın, yabancı filmlerdeki gibi olmasını arzulayanlargençlerimiz çoğunluktaydı. Bu arzu ve istekler, gençlerimizi yaşadıkları çevreye yabancılaşıyor. Çocuklar, televizyonda izlediklerine kendilerini öylesine kaptırıyorlar ki; çevresinden ve ailesinden utananına bile rastlamak mümkün. Nitekim televizyon ekranlarının cezbedici dünyasınaözenip, o hayatları öylesine, kolaylıkla elde edebileceğine inanıp, evden kaçan nice gencimizi gündüz kuşağı programlarında izliyorsunuzdur mutlaka. Burası Türkiye! Her ne kadar modernleşme yolunda adımlar atsak da; bir yanımızın hep geleneklerle beraber ilerlemesi gerektiği inancındayım. Git gide kendimize yabancılaşıyoruz çünkü. Yunus Emre’nin, Aşık Veysel’in, Mevlana’nın nesliyiz biz. Hani nerede? Bu neslin bilincinde olarak mı yaşıyoruz sizce? Varsa yoksa laylaylom özentiler. Hatta evimizde ünlülerle yaşıyoruz. Kimimizin kızı “Adriana Lima” kimimizin oğlu “Brad Pitt” ya da duvardan duvara atlayan bir SpiderMan’leb⁰ir aradayız.Çocuğumuz bize “ayak bağı olmasın”, “biraz çizgi film izlesin de işlerimizi yapalım”,“kız dışarıda gezeceğine evde otursun da film izlesin” diye diye Oscarlık starlara ev sahipliği yapar olduk. Gençlerimizi kaybetmemek için; bir an dur demek lazım bu kültür istilasına...
Televizyonun esareti altındayız farkında olsak da olmasak da! Bir kere bunun bilincine varmalıyız. Televizyon hiç izlenmesin demiyorum. Fakat bir akşam, ailece oturduğumuzda ya da arkadaşlarla bir araya gelindiğinde iki lafın beli kırılabilmeli.
Sosyal hayatınız yok denecek kadar az olabilir. Buna sözüm yok. Ama televizyonhayatımızım tam ortasına temel atmadan önce ne yapıyorduk biz? Konuşup paylaşmak, dostlarımızla bir arada olmak, az da olsa sosyalleşmek en güzel terapiydi bizim için. Bütün dertler, sıkıntılar paylaştıkça azalıyordu. Doktorlara da çok sık yolumuz düşmüyordu hani bunalımdan yana. Psikolojim bozuldu sözü şimdiki kadar yaygın değildi mesela. Bugün 7-8 yaşlarında bir çocuğu azıcık paylasanız; size ilk söyleyeceği söz şu oluyor:“ya psikolojimi bozdun!” Görülen o ki; 7’den 70’e biz teknolojiyi değil, teknoloji dünyası bizi yönetiyor. Başkalaşma değil, özümüze dönme çabası içine girmek için daha neyi bekliyoruz?
Bizler sosyal yaşantımız sıfırlayan ve bizi kendimize yabancılaştıran bu gösteride silkinip kendimize gelmemiz için ille de “kültürel komedi!” dalında Oscar ödülü mü almalıyız acaba?