En uzun 45 saniye..
Takvimler 17 Ağustos 1999'u gösterirken, yalnızca binalar yıkılmadı. Evler, aileler, hayaller ve bir ülkenin güven duygusu enkazın altında kaldı. 45 saniye sürdü deniliyor. Oysa o 45 saniye, 26 yıldır bitmeyen bir zamana dönüştü. Resmî kayıtlara göre on yedi binden fazla insan yaşamını yitirdi, on binlerce kişi yaralandı, yüz 
binlerce yapı hasar gördü.
Biz sağlık çalışanları için ise deprem, siren sesleriyle başlayan ve günlerce bitmeyen bir nöbetti.
O gece kimse mesai saati sormadı. Kiminin önlüğü kanla, kiminin gözleri uykusuzlukla ağırlaştı. Enkaz başında bir nabız ararken, kendi korkularını susturan insanlar vardı. Çünkü sağlıkçılar bilir; bazen kendi acını ertelemek, başkasının nefesi olmak demektir.
Aradan yıllar geçti.
Teknoloji gelişti, şehirler büyüdü, yeni yollar yapıldı. Ama her depremde aynı cümle yeniden yükseliyor: "Sesimi duyan var mı?
Asıl soru şu olmalı:
Biz gerçekten birbirimizin sesini duyduk mu?
Deprem yalnızca fay hatlarını değil, vicdanın da sağlam olup olmadığını gösteren bir sınavdır. Dayanışmanın ne kadar güçlü olabileceğini o gün gördük. Komşusunu omzunda taşıyanları, elindeki son ekmeği paylaşanları, günlerce eve gitmeyen sağlık çalışanlarını unutmadık.
Bugün yapılması gereken, yalnızca kaybettiklerimizi anmak değildir. Onları yaşatmanın yolu; güvenli şehirler kurmaktan, bilimden vazgeçmemekten, afetlere hazırlığı günlük hayatın bir parçası yapmaktan geçiyor.
Çünkü deprem kader değildir.
İhmali kader diye kabul etmek ise geleceğe bırakılacak en ağır enkazdır.
17 Ağustos'ta kaybettiğimiz her canı rahmetle anıyor, o uzun gecenin sessiz kahramanları olan sağlık çalışanlarını saygıyla selamlıyorum.

Unutmadık.

Unutturmayacağız.