Siyasi Hesapların Ötesinde Bir Diriliş: 
19 Mayıs’ın Kadim ve Milli Ruhu
19 Mayıs: Bir Milletin Devletini Yaşatma Kararlılığı

Özeti buradadır.
https://youtu.be/WshXL3qV0_I 
Takibini arz ederiz.

19 Mayıs 1919…
Bu tarih, basit siyasi tartışmaların içine hapsedilecek sıradan bir gün değildir. 19 Mayıs; bir milletin, yıkılmak istenen devletini yeniden ayağa kaldırma iradesinin müşahhas hâlidir. Bu tarih, sadece bir yolculuğun değil; devlet aklının, millet şuurunun ve bağımsız yaşama iradesinin yeniden harekete geçtiği dönüm noktasıdır.
Bugün bazı çevreler, 19 Mayıs’ı ya romantik hamasetle küçültmeye ya da dar ideolojik kalıplara sıkıştırmaya çalışıyor. Oysa 19 Mayıs ne yalnızca bir vapur hikâyesidir ne de birkaç sloganla anlatılabilecek kadar basit bir hadisedir. 19 Mayıs, milli ve kadim devletin devamlılığı için ortaya konmuş tarihî bir kararlılıktır.
Dikkat ediniz…
19 Mayıs’tan yalnızca dört gün önce, 15 Mayıs 1919’da Yunan ordusu İzmir’e çıktı. İngiliz desteğiyle donatılmış işgal kuvvetleri Anadolu topraklarında katliamlara başladı. Milletin geleceği tehdit altındaydı. Devlet çökmek üzereydi. İstanbul işgal baskısı altındaydı. İşte böyle bir dönemde bir avuç inanmış insan, tarihin yönünü değiştirecek bir adım attı.
Bugün hâlâ Bandırma Vapuru üzerinden tartışma üretmeye çalışanlar var. Bir taraf “köhne vapur” masalı anlatıyor, diğer taraf “hayır, dönemin en gelişmiş vapurlarındandı” diyerek meseleye cevap verdiğini sanıyor. Halbuki her iki yaklaşım da 19 Mayıs’ın ruhunu anlamaktan uzaktır. Çünkü mesele vapurun eski ya da yeni olması değildir. Mesele; ölüm pahasına ortaya konan iradedir.
19 Mayıs’ın özü fedakârlıktır.
19 Mayıs’ın özü devletin devamlılığıdır.
19 Mayıs’ın özü bağımsız yaşama kararlılığıdır.
Bu mücadelede yalnızca Mustafa Kemal Paşa ve Samsun’a çıkan subaylar değil; dönemin devlet aklı, sorumluluk alan siyasetçiler ve Sultan Vahdettin Han da tarihî sorumluluğun bir parçasıdır. O gün herkes aynı fırtınanın içindeydi. Devleti yaşatmak için farklı yöntemlerle mücadele veriliyordu. Tarihi ideolojik kinlerle parçalamaya çalışmak, hakikati anlamamaktır.
19 Mayıs ruhu, Türk milletinin tarih boyunca ortaya koyduğu diriliş karakterinin devamıdır.
Nasıl ki Kürşad ve kırk çerisi bağımsızlık uğruna imkânsız görünen bir mücadele başlattıysa, 19 Mayıs da esaret kabul etmeyen bir milletin yeniden ayağa kalkışıdır.
Nasıl ki Bedir’de iman, cesaret ve teslimiyetle büyük bir direniş ortaya konulduysa; Anadolu’da başlayan mücadele de yokluk içinde bir milletin var olma iradesiydi. Bedir’e çıkanların şartları neyse, Samsun’a çıkanların omuzlarındaki yük de aynı ruhun 20. yüzyıldaki tecellisiydi.
Bir avuç inanmış insan…
Ama arkalarında bir milletin duası, tarihi ve kaderi vardı.
Bugün 19 Mayıs’ı küçümseyenlere dikkatle bakınız. Aynı zihniyet Kutü’l-Amare’yi de küçümser. Aynı zihniyet Selahaddin Eyyubi’yi değersizleştirmeye çalışır. Aynı zihniyet İstiklal Harbi’nin büyüklüğünü gölgelemek ister. Çünkü onlar milletlerin ancak hafızaları silinirse teslim alınacağını bilirler.
Oysa biz biliyoruz ki tarihini küçümseyen milletler, geleceklerini de kaybederler.
Sakarya Türküsü’nü gözyaşlarıyla söylemek kolaydır. Zor olan; Sakarya’da verilen emrin ağırlığını anlayabilmektir:
“Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla sulanmadıkça terk olunamaz.”
Bu söz, yalnızca askerî bir emir değildir. Bu söz, bir medeniyetin yaşama iradesidir.
Bugün bize düşen görev; tarihi günlük siyasi hesapların malzemesi hâline getirmek değil, onun taşıdığı ruhu anlamaktır. Çünkü 19 Mayıs yalnızca geçmiş değildir. 19 Mayıs, geleceği kurma iradesidir.
Bu vesileyle; başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Samsun’a çıkan kahraman subayları, Kuvayı Milliye ruhunu ayağa kaldıran yiğit insanları, İstiklal Harbi’nin aziz şehit ve gazilerini, bugüne kadar vatan uğruna toprağa düşen bütün kahramanlarımızı rahmet, dua, saygı ve minnetle anıyorum.
Ruhları şad olsun.

Siyasi Hesapların Ötesinde Bir Diriliş: 
19 Mayıs’ın Kadim ve Milli Ruhu

19 Mayıs, sadece takvimlerde yer alan bir anma gününden ya da kısır siyasi hesaplara alet edilecek dönemsel bir argümandan çok daha fazlasıdır. O, Türk milletinin istiklal ve istikbal kararlılığının ete kemiğe bürünmüş, müşahhas bir halidir. 
Milli ve kadim devleti kurtarma iradesinin; Sultan Vahdettin Han’dan bir avuç kahraman subaya ve dönemin sorumluluk sahibi siyasilerine kadar uzanan ortak bir devlet refleksinin tezahürüdür.
Bugün, bu büyük yürüyüşün arkasındaki derin manayı anlamak, tarihi sığ tartışmaların pençesinden kurtarmakla mümkündür.

İzmir’in Acısından Samsun’un Ufkuna
19 Mayıs 1919’u doğuran şartları anlamak için sadece 4 gün öncesine, 15 Mayıs’a gitmek gerekir. İngilizlerin lojistik ve manevi desteğiyle İzmir’e çıkan Yunan Ordusunun başlattığı katliam ve işgal, devletin kalbinde büyük bir infial yaratmıştı. İşte bu karanlık tablo karşısında kadim devlet akıllıca bir refleks gösterdi.
Bu süreçte ortaya çıkan sığ tartışmalar ise ne yazık ki tarihin büyüklüğüne gölge düşürmektedir:

"Köhne Vapur" Efsanesi:
Atatürk’ün İstanbul’dan Çanakkale üzerinden Samsun’a köhne, pusulası bozuk bir vapurla gittiği yalanını üreten aşırı yorumlar,
"Modern Gemi" İndirgemeciliği:
Sırf bu tezi çürütmek adına "Aslında Bandırma en gelişmiş vapurdu" diyerek 19 Mayıs’ın taşıdığı tarihi riski ve muazzam manayı hafife alanlar...
Her iki taraf da 19 Mayıs’ın bu milletin nezdindeki değerini düşürmeye çalışmaktan başka bir amaca hizmet etmemektedir. Asıl mesele geminin sacı veya motoru değil, içindeki serdengeçtilerin taşıdığı "milli ve kadim devletin devamlılığı" fikridir.

Kürşat’tan Bedir’e Uzanan Tarihi Süreklilik...
19 Mayıs, Türk ve İslam tarihinin en saf, en tavizsiz direniş damarıyla doğrudan akrabadır.
Kürşat ve 40 Çerisi:
Nasıl ki Kürşat ve kırk yiğidi Çin sarayını basarak bağımsızlık ateşini yaktıysa, Samsun’a çıkan irade de aynı mukaddes ateşin 20. yüzyıldaki izdüşümüdür.
Bedir Duruşu: Hazreti Muhammed Mustafa'nın (S.A.V.) Bedir Meydanı'na hangi imkânsızlıklar ve çetin şartlar altında çıktığı hatırlandığında, Samsun’a çıkan o bir avuç subayın ve onları oraya gönderen iradenin ortaya koyduğu teslimiyet ve direniş ruhu çok daha net anlaşılacaktır.
Bugün 19 Mayıs’ı küçümseyen zihniyetle; İngilizlere karşı kazanılan muazzam Kut’ül Amare Zaferi'ni önemsizleştirmeye çalışan, Kudüs Fatihi Selahaddin Eyyubi’yi alçakça itham eden ve hatta İstiklal Harbimizin aslında gerçek bir savaş olmadığını iddia edecek kadar iffetsizleşen zihniyet aynı kaynaktan beslenmektedir.

"Kendimize Gelme Zamanı"
Tarihi sadece hissi bir nostalji unsuru olarak yaşayamayız. Milli gecelerde, salonlarda ayağa kalkıp Sakarya Türküsü’nü gözyaşlarıyla okurken; o destanı Sakarya Boğazı’nda cephede bizzat yazan, canını ortaya koyan askeri ve siyasi dehaları rencide ederek ne bugünü doğru yazabiliriz ne de yarını inşa edebiliriz.
Unutulmamalıdır ki o savaşı kazanan ruh, sadece edebi bir coşku değil; "Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaş kanıyla sulanmadıkça terk olunamaz." diyecek kadar keskin, net ve sarsılmaz bir askeri kararlılıktır.

Minnet ve Dua İle...
Tarih ve günümüzün gerçekleri ışığında 19 Mayıs bizim için bir dönüm noktası, bir uyanış muştusudur.
Bu derin duygularla; 19 Mayıs’ta Samsun’a ayak basarak bağımsızlık meşalesini tutuşturan o değerli subayları, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere rahmetle anıyoruz. 
Ardından Anadolu’nun dört bir yanında bayrağı devralıp Kuva-yı Milliye hareketini başlatan yiğit insanları, İstiklal Harbi’nin tüm şehit ve gazilerini, Türkiye’nin birliği için canını feda etmiş geçmişten bugüne tüm kahramanlarımızı ve cephede omuz omuza çarpışmış, başta devre Arkadaşlarım olmak üzere silah arkadaşlarımızı dua, saygı ve minnetle yàd ediyoruz.
Emanetleri emin ellerdedir.

E. Yb. Halil MERT
Strateji ve Yönetim Uzmanı