
TARİHSEL HAFIZA VE SARSILMAZ BAĞLAR:
SREBRENİTSA'NIN YIL DÖNÜMÜNDE BOSNA-TÜRKİYE KARDEŞLİĞİ
SREBRENİCA'YI UNUTMADIK, UNUTMAYACAĞIZ…
"CİHAD EDEN MÜSLÜMAN'A TÜRK DENİR." DEDİLER.
OMUZ OMUZAYIZ. TEK YÜREK, TEK YUMRUK.
Buradan özetini izleyebilirsiniz.
https://youtu.be/Xe2o2LQlmQ8
Takibinizi arz ederiz.
Giriş
Bugün, insanlık tarihinin en karanlık sayfalarından biri olan Bosna’mızın Srebrenitsa Katliamı’nın yıl dönümüdür.
Tarihin akışı içerisinde yaşanan bu acı hadiseleri anarken, temel gayemiz düşmanlıkları körüklemek ya da husumetleri ebedi kılmak değildir. Nitekim köklü inanç dünyamız, medeniyetimiz ve kadim töremiz düşmanlıkların sürdürülmesini hoş görmemiş, barış ve adaleti esas kılmıştır. Ancak, inanç ve törenin bu müsamahakâr yaklaşımı, yapılan haksızlıkları ve yöneltilen düşmanlıkları unutmak anlamına gelmez. Hafızayı taze tutmak ve geçmişte maruz kalınan stratejik tehditleri doğru analiz etmek, geleceğin emniyetle inşası için mutlak bir zorunluluktur.
Balkanlar'da Müslüman Kimliği ve Boşnakların Kökleri
Bosna-Hersek coğrafyasında varlığını sürdüren Boşnaklar, Balkanlar’ın en büyük ve en kalabalık Müslüman halklarından birini teşkil etmektedir. Günümüzde kök sorgulamalarının ve tarihsel aidiyet arayışlarının sıkça gündeme geldiği bir iklimde, Boşnak halkının sosyo-tarihsel yapısı büyük bir önem arz eder. Boşnak nüfusunun çok büyük bir çoğunluğu, tarihsel süreç içerisinde Anadolu’dan bölgeye giden Müslüman Türklerden oluşmaktadır. Toplumun diğer bir parçasını ise geçmişte "Bogomil" olarak adlandırılan yerli bir topluluk meydana getirir. Bogomiller, Hristiyanlığın teslis (üçleme) inancını reddederek tevhidi (tek tanrı inancını) kabul eden bir topluluktu. Bu inançsal yakınlık, onların kitleler halinde İslamiyet’i kabul etmelerini ve toplu olarak Müslüman olmalarını beraberinde getirmiştir. Dolayısıyla Boşnak kimliği, hem Anadolu'nun Türk-İslam mirasıyla hem de bölgenin tevhid inancına sahip yerel unsurlarıyla yoğrulmuş asil bir yapıya sahiptir.
Balkanlar'dan Anadolu'ya Uzanan Büyük Tasfiye Projesi
Tarihsel perspektiften bakıldığında, Avrupa merkezli düşüncenin en büyük hedefi, Türk Milleti’ni ve İslam varlığını Balkanlar’dan tamamen uzaklaştırmak olmuştur. Bu tasfiye projesi geçmişte kısmen başarıya ulaşmış olsa da nihai hedef hiçbir zaman değişmemiştir. Batı Dünyası’nın ajandası, Balkanlar’daki Müslüman halkları tamamen bölgeden atmak ve akabinde bu tasfiye hareketini Anadolu’ya kadar genişleterek bizi bu topraklardan da kazımaktır.
Avrupa'da asırlardır yürütülen siyasetin temel hedeflerinden biri, Türk-İslam Medeniyetini Balkanlar'dan silmek olmuştur. Bunun ağır bedellerini yalnız Türkler değil, Boşnaklar, Arnavutlar ve diğer Müslüman topluluklar da ödemiştir. Tarih bize göstermektedir ki, Balkanlar'da yaşanan birçok çatışmanın arkasında yalnızca toprak kavgası değil, aynı zamanda kimlik ve medeniyet mücadelesi de vardır.
Bosna Savaşı sırasında Sırp milliyetçi propagandasında, öldürülen Boşnaklar için zaman zaman "Türk öldürdük!" ifadelerinin kullanılması da bu zihniyetin bir yansımasıdır. Çünkü onların gözünde Müslüman kimliği ile Osmanlı-Türk mirası çoğu zaman aynı düşman algısı içinde değerlendirilmiştir.
Bu jeopolitik strateji, yakın tarihin önemli aktörleri tarafından da açıkça itiraf edilmiştir. Birinci Dünya Savaşı döneminde ve İkinci Dünya Savaşı'nın hemen öncesinde Winston Churchill, bu coğrafyada Türk kültürüne ve medeniyetine ait izler ortaya çıktığında, bu unsurların derhal gizlenmesi ve Türklerle ilişkilendirilmemesi gerektiği yönünde talimatlar vermiştir. Batı Dünyası, Türklere adeta sadece "1071 Malazgirt Zaferi" kimliğini giydirmeye çalışmış; bundan daha eski dönemlerde Anadolu, Balkanlar, Avrupa, Kuzey Afrika veya Orta Doğu’da Türklere ait herhangi bir medeniyet izinin söylenmesini engellemek istemiştir. Benzer şekilde, yıllar sonra hem Yahudi hem Rus milliyetçisi olan Vladimir Jirinovski de aynı ideolojik çizgiyi sürdürerek bu emperyalist hafızayı ve hedefi ifşa etmiştir.
"Türk" Kavramının Bosna'daki Şuur Karşılığı…
Bosna Savaşı esnasında yaşanan trajediler, düşmanın zihnindeki "Türk" ve "Müslüman" algısını net bir şekilde ortaya koymuştur. Sırp güçleri, Bosna'da Müslüman Boşnaklara saldırdıklarında ve onları şehit ettiklerinde akşam haberlerinde açıkça, "Bugün 50 tane Türk öldürdük, bugün 100 tane Türk öldürdük" ifadelerini kullanmaktaydılar. Bu söylem, İslam ve Türk düşmanlığı karşısında dimdik duran, onlarla savaşan ve mücadele eden Müslümanların tamamını doğrudan "Türk" olarak nitelendirdiklerinin somut bir göstergesidir.
Bu yüksek şuurun kökleri, Bosna’nın kendi yakın tarihinde de resmi bir belgeyle sabittir. 1938 yılında, Yugoslavya Krallığı döneminde Boşnaklar tarafından kaleme alınan ilmihalde, kimlik ve din algısını ortaya koyan temeller yer almaktadır.
Bu ilmihalde "Türklüğün Şartları" şu şekilde sıralanmıştır:
1. Kelime-i Şehadet getirmek,
2. Namaz kılmak,
3. Oruç tutmak,
4. Zekât vermek,
5. Hacca gitmek,
6. Cihad etmek.
Türkiye'de geleneksel olarak İslam'ın şartları olarak öğrenilen ilk beş maddeye, Boşnak Müslüman kardeşlerimiz altıncı bir madde eklemişlerdir: Cihad etmek.
Bu tarihi vesika göstermektedir ki, Boşnak şuurunda sadece ibadetlerini yerine getiren değil, aynı zamanda inancı ve vatanı uğruna mücadele eden, cihad eden Müslüman'a "Türk" denmektedir. İşte bu büyük şuur ve idrak, Anadolu ile Bosna'yı birbirine omuz omuza bağlamaktadır.
İki Kanatlı Yükseliş ve Emperyalizme Karşı Dayanışma
Bosna'da bebeklerin, kadınların ve masum sivillerin hangi saiklerle şehit edildiğini, neden ağır işkencelere ve sistematik katliamlara maruz kaldığını çok iyi biliyoruz. Bu saldırıların temel sebebi, taşıdıkları mukaddes İslam ve Türk kimliğidir.
Bugün Anadolu Türkleri, büyük imparatorlukların varisi ve kadim Müslüman-Türk devlet geleneğinin mirasçıları olarak çift kanatlı bir vizyona sahiptir. Bizim bir kanadımız İslam, diğer kanadımız ise Türklüktür. Bu iki kanat vasıtasıyla Türkiye, tüm dünyada etkin bir rol oynamak, mazlum dünyayı yeniden ayağa kaldırmak ve emperyalist güçleri coğrafyamızdan uzaklaştırmak azim ve kararlılığındadır.
Biz, İslam Dünyası’nda milliyetine bakılmaksızın, Türk Dünyası’nda ise dini aidiyetine bakılmaksızın tüm kardeş unsurlarla temas kurma ve güçlü ittifaklar yapma hedefindeyiz.
Sonuç ve Ahitleşme
Bosna Savaşı sırasında Boşnak kardeşlerimiz, "Biz İstanbul'u 500 kilometre ileriden savunuyoruz" diyerek kalbi ve stratejik sınırları net bir şekilde çizmişlerdi. Bu tarihi hakikate karşılık olarak bizler de bugün ilan ediyoruz ki; Bosna'yı sadece Edirne'den değil, Ankara'dan, Düzce'den, Hakkâri’den, Van'dan, Şanlıurfa'dan, Gaziantep'ten Vallahi savunacağız.
Güçlü ve büyük Türkiye'yi ihya etme yolunda, Boşnak kardeşlerimizle olan omuz omuza ve yürek yüreğe mücadelemiz kıyamete kadar kesintisiz bir şekilde devam edecektir.
Srebrenica'da insanlar yalnızca isimlerinden dolayı değil; kimliklerinden, inançlarından ve varlıklarından dolayı hedef alındılar. Kadınlar, çocuklar, yaşlılar, savunmasız insanlar dünyanın gözü önünde katledildi. Bu, yalnızca Boşnakların değil, bütün insanlığın ortak vicdanında kapanmayacak bir yaradır.
Tekrarlıyoruz…
Biz Türkler, büyük bir devlet geleneğinin ve köklü bir medeniyet mirasının temsilcileriyiz. Bizim bir kanadımız İslam'dır, diğer kanadımız Türklüktür. Bu iki kanat bizi ayrıştırmak için değil; mazlumun yanında durmak, adaleti savunmak ve insanlığa hizmet etmek için güç vermektedir.
Bu anlayışla, tüm dünyada “Ben Müslümanım” diyenin milliyetine bakmadan, “Ben Türküm.” diyenin ise dinine bakmadan kardeşlik köprüleri kurmaya devam edeceğiz. Ortak tarihimizin, medeniyetimizin ve en önemlisi de ortak geleceğimizin sorumluluğunu taşıyacağız.
Bosna Savaşı sırasında Boşnak kardeşlerimizin söylediği şu söz hafızalarımıza kazınmıştır:
"Biz İstanbul'u 500 kilometre ileride savunuyoruz."
Evet... Bugün biz de aynı bilinçle diyoruz ki:
Bosna'yı Kars’tan, Düzce'den, Trabzon'dan, Şırnak’tan, İzmir’den, Adana’dan … ve Türkiye'nin her köşesinden koşup savunacağız.
Çünkü Bosna'nın acısı bizim acımızdır. Boşnak kardeşlerimizin sevinci bizim sevincimizdir.
Srebrenica'yı unutmadık, unutmayacağız.
Srebrenica'yı unutturmayacağız.
Allah bütün şehitlere rahmet eylesin.
Ruhları şád, mekânları cennet olsun.
E. Yb. Halil MERT
Strateji ve Yönetim Uzmanı
Elektrik-Elektronik Mühendisi