TAMAMLANMAYAN HECENİN KİTABI “YARIM HECE” – YILDIZ SARAR

“Vasfınızın vazifesini bilseydiniz anne olabilirdiniz.”

Ne kadar ağır, anlamlı ve öfke yüklü bir cümle değil mi? Yarım Hece kitabını okurken içimin sızladığını hissettim. Merve Arslan ikinci kitabında resmen hedefi on ikiden vurmuş. Okurken kendinizi bir film karesinin içerisinde bulabiliyorsunuz. Her satırda her bölümde sizi şaşırtabiliyor.

Çocukluğunun izlerini hayatı boyunca taşıyan genç kız Evin değil de Aylin olmak istiyor. Aylin’in çırpınışlarına o koca yüreğinde sakladığı büyük aşka şahitlik ediyorsunuz. Hiç soluk almadan, tımarhanede annesine yazdığı mektuplara şahit oluyorsunuz. Ses kayıtlarına gizlediği o koca duygu ve olayları sizi bambaşka bir dünyada soluksuz bırakıyor. Ve sona geldiğinizde bildiğiniz her şeyi unutuyorsunuz. Böyle bir kitap büyük bir ustalık gerektirir.

Merve ile tanıştığımda kitabından, yazım ve basım süreçlerinden konuştuk. Beni gülümseten ve heyecanlandıran bir şeyi sizinle paylaşmak istiyorum. Biliyor musunuz? Önce defterine yazıyor. Kâğıdın, kalemin kokusunu içine çekmek nasıldır bilir misiniz?

Teknoloji çağında deftere yazmak mı olur diyeceksiniz? Daktilo ile kitap yazılan dönemlerde birçok yazar önce defterine yazarmış. Bazen de boş kağıtlara. Sonra bunlar daktiloya geçirilirmiş. Ben bunu ilk şiirlerimde yapardım. Merve benim kadar çılgın değil. Ben kiraz ağacının tepesinde defterime yazar daha sonra daktilonun o eşsiz sesiyle dizelerimi süslerdim.

Üstelik kitap, kitap olmadan önce bir defter oluyor. Bir el yazması gibi, anılarınızı paylaştığınız bir günlük gibi. Yaşanmışlık katıyor yazarın anılarına ve çoğu zamanda satırlarına.

Bir çırpıda okuyacağınız bir kitap arıyorsanız durmayın derim. “Yarım hece” okurken sizi derinden etkileyecek.