Neden Harekete Geçemiyoruz? Modern Dünyanın Anlam Boşluğu

Dr. Gülçin ITIRLI ASLAN (Gazeteci & Yazar)

23-06-2026 13:16

Neden Harekete Geçemiyoruz? Modern Dünyanın Anlam Boşluğu

Hayatın olağan akışı içinde hepimiz benzer bir döngünün içine düşeriz. Büyük bir heyecanla, parıldayan gözlerle başladığımız projeler, sabahları yataktan fırlayarak uyandığımız o ilk günler, zamanla yerini ağırlaşan adımlara ve erteleme krizlerine bırakır. O ilk günkü büyüleyici itici güç, yerini "Bugün hiç içimden gelmiyor" feryatlarına bırakıverir. İşte tam o an, modern insanın en çok peşinden koştuğu, azaldığında ise derin bir yetersizlik hissettiği o soyut kavramla yüzleşiriz: Motivasyon. Peki nedir bizi harekete geçiren bu güç, neden ansızın bizi terk eder ve daha da önemlisi, hayatın fırtınalı dönemlerinde onu ayakta tutmak gerçekten mümkün müdür?

En yalın tanımıyla motivasyon, bir hedefi gerçekleştirmek için içimizde filizlenen, bizi eyleme geçiren ve o eylemi sürdürmemizi sağlayan biyopsikolojik bir yakıttır. Sorun şu ki, bu yakıtın kalitesi ve kaynağı herkeste aynı değildir. Psikoloji bilimi, motivasyonu temelde iki ana kaynağa ayırır: İçsel ve dışsal motivasyon. Aralarındaki fark, bir binanın temeli ile dış cephe boyası arasındaki fark gibidir.

Dışsal motivasyon, ödüllerden, cezalardan, toplumsal takdirden veya başkalarının alkışından beslenir. "Bu işi yaparsam prim alacağım", "Bu sınavı geçersem herkes beni takdir edecek" ya da "Bu projeyi bitirmezsem azar işiteceğim" düşünceleri dışsal kaynaklıdır. Kötü müdür? Elbette hayır, kısa vadede harika bir marş motorudur. Ancak dışsal motivasyon tehlikelidir; çünkü kaynağı dışarıdadır. Alkış kesildiğinde, ödül küçüldüğünde ya da baskı ortadan kalktığında o itici güç de bir anda buharlaşır.

İçsel motivasyon ise insanın ruhunun derinliklerinden, tamamen eylemin kendisinden aldığı hazdan doğar. Bir ressamın tuvalin karşısında zamanı unutması, bir araştırmacının sadece merak ettiği için sabaha kadar okuması içsel motivasyondur. Burada dışarıdan bir alkış beklentisi yoktur; ödül, eylemin ta kendisidir. Felsefi bir perspektifle bakarsak, içsel motivasyon insanın kendi varoluşsal özünü gerçekleştirme çabasıdır. Sürdürülebilir olan, fırtınalara dayanan tek güç de budur.

Peki, bu kadar kıymetli olan bu güç neden durup dururken düşer? Motivasyonun azalması çoğu zaman tembellikten değil, zihinsel ve duygusal aşınmadan kaynaklanır. En büyük motivasyon katili, belirsizlik ve anlam kaybıdır. Yaptığımız işin, verdiğimiz emeğin nereye vardığını göremediğimizde, yani felsefi anlamda "anlam" zedelendiğinde zihin yakıtı keser. Buna bir de modern dünyanın getirdiği mükemmeliyetçilik baskısı, gerçekçi olmayan büyük hedefler ve kronik yorgunluk eklendiğinde, içimizdeki o motor tamamen stop eder. Kendimizi "yapamıyorum" diye suçlarken buluruz, oysa sadece deposu boşalmış bir araç gibiyizdir.

Gelelim can alıcı soruya: Zor zamanlarda, hayatın üzerimize yıkıldığı, belirsizliğin tavan yaptığı dönemlerde motivasyonu korumak gerçekten mümkün müdür?

Bu soruya verilecek en dürüst cevap, varoluşçu psikoterapinin kurucularından Viktor Frankl’ın toplama kamplarındaki deneyimlerinden süzülen şu tespitte gizlidir: "Yaşamak için bir 'neden'i olan insan, her türlü 'nasıl'a katlanabilir." İşte zor zamanların sırrı buradadır. Hayat fırtınalı olduğunda, büyük ve şaşaalı motivasyon cümleleri işe yaramaz. O anlarda motivasyonu korumak, sahte bir pozitiflikle "Her şey çok güzel olacak" demek değil; en dipteyken bile küçük bir "anlam kırıntısına" tutunabilmektir.

Zor zamanlarda büyük hedefleri bir kenara bırakıp adımları küçültmek gerekir. Zihin devasa bir dağa bakarken felç olur ama önündeki ilk patikayı yürüyebilir. İkinci olarak, motivasyonun bir "duygu" değil, bir "eylem sonucu" olduğunu kabul etmek gerekir. Çoğu zaman yanılır ve "Önce motivasyonum gelsin, sonra başlarım" deriz. Oysa gerçek tam tersidir: İlham ve motivasyon, siz yürümeye başladıktan sonra arkadan yetişir. Hareket, duyguyu doğurur.

Sonuç olarak motivasyon, her gün aynı yüksek perdeden çalan bir şarkı değildir; bazen durulan, bazen ritmi düşen bir melodidir. Önemli olan o melodinin tamamen susması değil, kaynağını dışarısının gürültüsünden alıp içimizin sessizliğine, kendi öz "nedenimize" bağlayabilmektir. İçindeki "neden"i canlı tutan insan, dışarıda kıyamet kopsa da kendi yolunu yürümeye devam edecek o asil gücü her zaman bulacaktır.


Dr. Gülçin ITIRLI ASLAN 
Ege Üniversitesi Bilim Teknoloji Uygulama Ve Araştırma Merkezi (EBİLTEM)

DİĞER YAZILARI Gerçek Sevgi Tahmin Etmez: Önemser ve Değer Verir 01-01-1970 03:00 Asıl Unvan: İyi İnsan Olabilmek 01-01-1970 03:00 İçimizdeki Kaos, Ruhumuzdaki Kırıklar: Yeniden Başlayabilmenin Zaferi 01-01-1970 03:00 İyilik Bir Erdem mi, Yoksa Biyolojik Bir Zorunluluk mu? Bilim, Uzun Ömrün Sırrını Ahlakta Arıyor.. 01-01-1970 03:00 Toplumca Delirdik mi? Yoksa Delirtilen Bir Düzenin İçinde Yaşamaya mı Çalışıyoruz? (Dr. Gülçin Itırlı Aslan) 01-01-1970 03:00