
Gerçek Sevgi Tahmin Etmez: Önemser ve Değer Verir
Modern zamanların insan ilişkilerine bıraktığı en tehlikeli miras, muhtemelen zihin okuma beklentisidir. Birçoğumuz sevgiyi, karşımızdakinin aklından geçenleri eksiksiz tahmin etme yeteneği sanıyoruz. Oysa gerçek sevgi tahmin etmez. Gerçek sevgi sorar, dinler ve anlamak için çaba harcar. Çünkü sevginin asıl dili konforlu varsayımlar değil, aktif bir ilgidir. Bugün çevremize baktığımızda, yıkılan köprülerin ve derin kırgınlıkların temelinde hep aynı fısıltıyı duyuyoruz: "Beni gerçekten sevseydi, ne hissettiğimi sormadan anlamalıydı." Oysa insan, en yakınının, can yoldaşının bile iç dünyasını bütünüyle keşfedemez. İnsan ruhu, her an değişen, fırtınalarla ve sakinliklerle dolu bir deryadır. Beklentilerimizi kelimelere dökmeden karşı tarafın bizi çözmesini beklemek, sevgiyi büyütmek yerine hayal kırıklığına davetiye çıkarmaktır.
Sosyologların yıllardır ısrarla üzerinde durduğu bir gerçek var ki, insan ilişkileri sanıldığı gibi sadece soyut duygularla değil, somut iletişimle ayakta kalır. Sevgi köprü kurmadığında, zamanla yerini sessiz varsayımlara bırakır. Ve unutmamak gerekir ki, sessiz varsayımlar çoğunlukla gerçeğin değil, içimizdeki korkuların, güvensizliklerin sesidir. Ünlü sosyolog Zygmunt Bauman, modern insanın ilişkilerini "akışkan" olarak tanımlarken, kalıcı bağlar kurmaktaki zorlanışımıza dikkat çeker. Bauman’a göre, bugünün insanı birbirini anlamaktan ziyade, kendi beklentilerinin peşinden koşuyor. Belki de tam bu yüzden, günümüzde birçok insan sevilmediği için değil, aslında yeterince anlaşılmadığı için derin bir yalnızlık ve acı çekiyor. Çünkü sevgi, büyük vaatlerde ya da şaşaalı sözlerde değil, gündelik hayatın o küçük, naif dikkatlerinde saklıdır. Günün ortasında gelen içten bir "Yemek yedin mi?" sorusunda, akşam kapıdan girerken yorgun gözleri fark edebilmekte ya da bir telefon konuşmasındaki ses tonunun arkasına gizlenmiş o ince kırgınlığı sezebilmektedir.
Felsefe de bu noktada sevgiyi soyut bir romantizmden çıkarıp gerçeğin zeminine oturtur. Erich Fromm, Sevme Sanatı adlı eserinde sevginin sadece kapılınan bir duygu değil, iradi bir eylem ve her gün yeniden üretilmesi gereken bir emek olduğunu söyler. Fromm’a göre sevmek, birine sahip olmak ya da onu tahakküm altına almak değil; onun büyümesini, gelişimini ve özgürleşmesini ciddiyetle önemsemektir. Bu nedenle gerçek sevgi, muhatabına karşı asla kayıtsız ve ilgisiz kalamaz. Sevdiği insanın mutluluğunu, huzurunu ya da içini kemiren acısını görmezden gelemez. Çünkü birine değer vermek, yalnızca onunla aynı alanı paylaşmak değil, onun varlığını ve hissettiklerini bu hayatta ciddiye almaktır.
Bizim topraklarımızın irfanı, tasavvuf düşüncesi ise sevginin en derin, en duru yorumlarından birini sunar bizlere. Tasavvuf ehline göre, insan neyi seviyorsa ona dikkat kesilir. Kalp, sevdiğini unutmaz; çünkü sevgi her an bir hatırlama, bir uyanıklık halidir. Bir dervişin dediği gibi, "Gönülde yer bulan, akıldan çıkmaz." Bu yüzden doğu felsefesinde ve tasavvufta gerçek sevgi, karşısındakini yontmaya, değiştirmeye ya da kendi kalıbına sokmaya çalışmadan, onu olduğu gibi anlamaya yönelir. Onun eksiklerini bir yargıç gibi cezalandırmak yerine, bir hekim gibi yaralarını fark etmeye ve sarmaya gayret eder.
Bugün ikili ilişkilerde yaşanan tıkanıklıkların çok büyük bir kısmı sevgisizlikten değil, feryat eden bir değersizlik hissinden kaynaklanıyor. İnsanlar artık daha pahalı hediyeler, daha lüks mekânlar değil; sadece samimi bir ilgi bekliyor. Daha süslü cümleler değil, gözlerinin içine bakan bir özen görmek istiyor. Çünkü insanın ruhunu asıl besleyen, bu kalabalık dünyada bir başkasının gözünde önemli ve biricik olduğunu bilmektir.
Gerçek sevgi, "Nasıl olsa aramızda bir bağ var, o beni anlar" rahatlığına ve tembelliğine sığınmaz. Arar, sorar, merak eder ve ihmal etmez. Çünkü sevgi sadece kalbin kuytularında hissedilen pasif bir duygu değil; davranışlarla, bakışlarla ve kelimelerle görünür hale gelen asil bir sorumluluktur. Belki de sevginin en yalın, en pürüzsüz tanımı şudur: Bir insanın hayatında sadece bir yer kaplamak değil, onun kalbinde bir değer taşımaktır. Değer veren insan, zihninin karanlık tahminlerinde kaybolmaz. Görür, dinler, anlar ve en önemlisi, karşısındakine anlaşıldığını hissettirir. Çünkü insanı bu hayatta gerçekten mutlu eden şey, birilerinin onu sevdiğini bilmesi kadar, o sevginin her gün ilmek ilmek, özenle kendisine gösterilmesidir.
Dr. Gülçin ITIRLI ASLAN
Ege Üniversitesi Bilim Teknoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi (EBİLTEM)