Sesimi Duyan Var mı?
Zaman, tarihin üzerine katman katman toz serper; anıları uzaklaştırır, acıları kabuk bağlatır derler. Ancak bazı tarihler vardır ki takvimdeki sıradan bir yaprak olmanın çok ötesindedir. 17 Ağustos 1999, saat 03.02… O kırk beş saniye, sadece yer kabuğunu değil; güvenimizi, yarınlarımızı ve binlerce insanın ömrünü yerle bir etti.
Gece yarısı karanlığında yükselen o feryat, yıllardır hafızalarımızda yankılanmaya devam ediyor: "Sesimi duyan var mı?"
O gün, o enkazların altında yalnızca bedenler değil, ihmaller ve sorumsuzluklar da kaldı. Beton yığınlarının arasında aradığımız tek şey bir yaşam belirtisiydi; ama o felaketin ardında bıraktığı asıl enkaz, "Bir daha asla aynı hataları yapmayacağız" sözünün ne kadar çabuk unutulduğu gerçeği oldu.
Deprem bu coğrafyanın kaçınılmaz bir gerçeği. Doğanın kendi ritmi, yerin kendi dili var. Onu durdurmamız ya da yok saymamız mümkün değil. Ancak felakete dönüşüp dönüşmemesi tamamen bizim elimizde. Güvenli kentler inşa etmek, bilimin gösterdiği yoldan yürümek ve rant uğruna insan hayatını hiçe sayan zihniyetle kararlılıkla mücadele etmek bir tercih değil, vicdani bir zorunluluktur. Yıllar geçmesine rağmen her sarsıntıda aynı korkuyu yaşamak, bu coğrafyanın kaderi olmamalı.
17 Ağustos, yalnızca kaybettiklerimizi anma günü değildir. Aynı zamanda kendimizle, şehirlerimizle ve geleceğimizle yüzleşme günüdür. Yıkılan binaların yerine yenilerini koyarken, unuttuğumuz sorumluluk bilincini de inşa etmek zorundayız. Çünkü deprem değil, ihmal öldürür; unutmak ise felaketin önünü açar.
17 Ağustos felaketinde hayatını kaybeden tüm vatandaşlarımızı rahmetle anıyor; aynı acıların bir daha yaşanmadığı, bilimin ve insan hayatının her şeyin üstünde tutulduğu güvenli bir gelecek diliyorum.
Unutmadık, unutmayacağız