AN GELİR
Ortalık flu mu flu
sanki akşam ufku
kendi içine kapanmış bir yara.
Derinden derine
kan soluklanıyor.
Şehir,
cebinden düşürdüğü zamanı
arıyor kaldırımlarda.
Bir sokak lambası
gecenin alnına
solgun bir mühür basıyor.
Uzaklarda bir pencere
perdesini değil,
içindeki yalnızlığı kapatıyor.
Rüzgâr geçiyor.
Ağaçların dallarında
adı unutulmuş kuşların
eski telaşı…
Gökyüzü,
maviye yetişememiş bir düşünce gibi
kararıyor.
Bir saat susuyor duvarda.
Akrep, yelkovanla değil,
bekleyişle ölçüyor geceyi.
İçimizde bir yer
durup dururken kanıyor;
ne bıçak var ortada
ne de yara izi.
Bazı acılar
bedene uğramadan
ruha yerleşiyor.
Sonra uzaklardan
ince bir ezan sesi…
Gece, bir an
kendi karanlığından ürküyor.
Ve insan
kendisine yıllardır kapalı duran
bir kapının önünde buluyor kendini.
Anahtar yok.
Kapı da yok aslında.
Sadece eşiğinde
unutulmuş bir ışık var.
Eğilip bakıyorum:
Meğer gece dediğimiz,
göğün kararması değilmiş.
İnsan,
içindeki sabahı
henüz fark etmemiş.
Ben o ışığı
yerden alıp
cebime koyuyorum.
Sabah olmuyor.
Ama
karanlık artık
bana ait değil sanki...
               (M.Nuri Bingöl-2026)