DEDİKODU..!
Mahalle aralarında, iş yerlerinde, hatta sosyal medyanın en görünmez köşelerinde… Dedikodu hep var. İnsanlığın en eski iletişim biçimlerinden biri belki de. Bir zamanlar ateş başında anlatılan hikâyeler, bugün WhatsApp gruplarında dolaşan mesajlara dönüştü. Ama değişmeyen bir şey var, dedikodunun bıraktığı iz.
Dedikodu, çoğu zaman masum bir sohbet gibi görünür. “Şunu duydun mu?” diye başlayan cümleler, kısa sürede bir kişinin hayatını altüst edebilir. Çünkü dedikodu, gerçeği eğip bükerek aktarır.Bazen süsler, bazen eksiltir. Sonuçta ortaya çıkan şey, hakikatin gölgesidir. Ve bu gölge, insanların itibarını karartabilir.
Toplumda dedikodunun cazibesi büyük. İnsanlar başkalarının hayatını konuşarak kendi sıkıntılarından uzaklaşır. Bir başkasının hatası, kendi kusurlarını görünmez kılar. Ancak bu cazibenin ardında ciddi bir tehlike vardır.Güven kaybı. Bir kez dedikoduya maruz kalan kişi, çevresine karşı temkinli olur. Arkadaşlıklar zedelenir, iş ortamında huzur bozulur, aile bağları bile sarsılabilir.
Dedikodunun en büyük ironisi ise şudur.Dedikodu yapan, eninde sonunda dedikoduya konu olur. Çünkü bu döngü, kimseyi dışarıda bırakmaz. Bugün başkasını konuşan, yarın başkalarının diline düşer. Bu yüzden, sözü ölçmek, dilin kemiği olmadığını hatırlamak gerekir.
Dedikodu bir eğlence değil, bir sorumluluk meselesidir. İnsanların onurunu korumak, güveni yaşatmak, ilişkileri sağlam tutmak için dedikodudan uzak durmak şart. Unutmayalım, sessizlik bazen en güçlü sözdür.