Vefa Bilmeyene Veda Yakışır

İnsan ilişkilerinin en temel harcı, kuşkusuz ki güvendir. Bu güveni ayakta tutan, zamana ve zorluklara karşı direncini sağlayan gizli güç ise vefadır. Eskiler vefayı sadece bir borç ödeme duygusu olarak görmez, onu insan olmanın, kalbi bir olgunluğa erişmenin en yüce nişanesi sayarlardı. Ne yazık ki şimdilerde adını sadece İstanbul’un tarihi bir semtiyle andığımız bu asil duygu, modern zamanların hız ve menfaat çarkları arasında her geçen gün biraz daha aşınıyor.
Vefa; bir insanın hayatına dokunan iyilikleri unutmaması, zor günde uzatılan eli zihninin ve kalbinin en mutena köşesinde saklamasıdır. İyi günde herkes yanınızdadır, herkes masanıza oturur, herkes sevginize talip olur. Ancak gerçek insanlık, fırtına koptuğunda, rüzgâr tersine döndüğünde ve o ışıltılı günler geride kaldığında sergilenen duruşta saklıdır. Fedakârlıkları görmezden gelmek, verilen emeği hiçe saymak ve sadece işi bittiğinde sırtını dönmek, vefasızlığın en yalın tanımıdır.
Hayat  değer görmediğimiz duraklarda ısrarla beklemek için çok kısa. Bir insana hak ettiğinden fazla değer vermek, onun eksikliğini kendi ruhumuzdan tamamlamaya çalışmak, bir süre sonra kendimize yaptığımız en büyük haksızlığa dönüşür. Karşılıksız kalan her emek, bir süre sonra kalpte derin bir kırgınlık ve yorgunluk bırakır. İşte tam bu kırılma noktasında, insanın kendi onurunu ve ruh sağlığını koruması için atması gereken asil bir adım devreye girer. Gitmesini bilmek.
Vefasızlığı bir yaşam tarzı haline getirmiş, aldığı her güzel duyguyu bencilce tüketmiş insanlara verilebilecek en adil cevap, hayatlarından sessizce çıkmaktır. Bu bir pes ediş ya da yenilgi değil; aksine, kendine saygı duyan bir ruhun gösterdiği en olgun tepkidir. Çünkü kalbin kıymetini bilmeyen, emeğin yükünü taşıyamayan insanlara sunulacak son ve en anlamlı armağan, yokluğumuzdur.
Unutmamak gerekir ki, hak etmeyene gösterilen aşırı müsamaha, sadece karşı tarafın nankörlüğünü besler. Hayatımıza giren herkes kalıcı olmak zorunda değildir, bazıları sadece bize neyi hak edip neyi hak etmediğimizi öğretmek için uğrarlar. Ömrünü vefa üzerine kuranların, nankörlüğün gölgesinde kalmasına müsaade edilmemelidir. Yol yakınken, yüreği çorak kalmış insanlara hak ettikleri mesafeyi koymak en doğrusudur.
Sözün özü; hayatın süzgecinden geçen en haklı doğrulardan biri de şudur ki, vefa bilmeyen bir kalbe sunulacak en asil duruş, zamanı geldiğinde arkana bakmadan gitmektir. Çünkü vefa bilmeyene, sadece ve sadece veda yakışır.