
SELHAN ÖZDEMİRLE DUYGU SELİ:TANRILARIN GÖLGESİNDEKİ DAĞLAR: KEMER’İN BEYDAĞLARI’NDA SAKLI BİR EFSANE!
Antalya’nın Kemer ilçesinde gökyüzüne doğru yükselen Beydağları’na baktığınızda yalnızca dağları görmezsiniz… Sanki binlerce yıllık bir tarihin, unutulmuş tanrıların ve insanlığın hayal gücünde doğmuş efsanelerin sessiz tanıklarıyla karşı karşıya kalırsınız.
Akdeniz’in mavisiyle Torosların heybetinin buluştuğu bu coğrafyada, her zirvenin ardında başka bir hikâye saklıymış gibi gelir insana. Sabahın ilk ışıkları dağların doruklarına vururken, sislerin arasından yükselen siluetler, insanı ister istemez mitolojik çağlara götürür.
Olimpos’un tanrılarından Beydağları’na uzanan izler
Antik çağlarda bu bölge, Likya uygarlığının yurduydu. Bugünkü Kemer’in yakınlarında bulunan Olympos ve Phaselis gibi antik kentler, deniz ticaretine, tanrılara adanan tapınaklara ve efsanelerle örülü bir kültüre ev sahipliği yaptı.
Yunan mitolojisindeki Olympos adı, tanrıların yaşadığı kutsal dağları hatırlatır. Ancak önemli bir ayrıntı var: Kemer çevresindeki Olympos ile tanrıların yaşadığı düşünülen ünlü Yunan Olympos Dağı aynı yer değildir. İsim benzerliği, bölgenin mitolojik çağrışımlarını daha da güçlendirir.
Beydağları’nın eteklerinde dolaşırken insan, antik çağ insanının doğaya neden kutsallık atfettiğini daha iyi anlar. Çünkü o dönemlerde dağlar yalnızca taş ve topraktan ibaret değildi; tanrıların gücünü, doğanın gizemini ve insanın bilinmeyene duyduğu saygıyı temsil ediyordu.
Dağların içinden yükselen ateş: Yanartaş’ın sırrı
Beydağları ve çevresinin en çarpıcı doğal olaylarından biri de Çıralı yakınlarındaki Yanartaş. Kayaların arasından yüzyıllardır sönmeden yanıyormuş izlenimi veren doğal alevler yükseliyor.
Bilimsel açıklaması, yer altından sızan ve havayla temas ettiğinde tutuşan gazlar. Fakat antik çağ insanı bu ateşi çok daha farklı yorumladı.
Yunan mitolojisinde, kahraman Bellerophontes’in kanatlı atı Pegasos ile birlikte ateş püskürten canavar Khimaira’yı yenmesi anlatılır. Khimaira efsanesi, Likya coğrafyasıyla ilişkilendirilir. Yanartaş da bu efsaneyle özdeşleşmiştir.
Düşünsenize… Binlerce yıl önce insanlar, gecenin karanlığında kayaların arasından çıkan alevleri gördüklerinde nasıl bir hayrete kapılmış olmalı! Bugün bilim gazın nasıl yandığını açıklıyor; fakat o ateşin insan zihninde uyandırdığı hayranlık hâlâ yaşıyor.
Beydağları neden bu kadar etkileyici?
Belki de Beydağları’nın asıl sırrı, tek bir efsanede değil; doğayla tarihin aynı manzarada buluşmasında saklı.
Bir yanda Akdeniz’in sonsuz mavisi, diğer yanda Torosların görkemli zirveleri… Aralarda antik kentlerin kalıntıları, taşlara kazınmış geçmiş ve nesilden nesile aktarılan mitolojik hikâyeler…
Selhan Özdemir’in gözünden Kemer: Bazen bir coğrafyayı tanımak için yalnızca yollarında yürümek yetmez. O toprakların geçmişini dinlemek, efsanelerine kulak vermek ve doğanın sessizliğinde saklı hikâyeleri hissetmek gerekir.
Beydağları bugün de dimdik ayakta. Tanrılar belki yalnızca mitolojinin sayfalarında kaldı; ancak onların hikâyelerini doğuran dağlar, kayalar ve ateşler hâlâ aramızda.
Ve insan kendine şu soruyu sormadan edemiyor: Beydağları yalnızca bir doğa harikası mı, yoksa binlerce yıllık insan hayal gücünün hâlâ yaşayan bir sahnesi mi?
Selhan Özdemir olarak tarihin, doğanın ve efsanelerin izinde yüremeye devam edeceğim.
Can Yücel bir şiirinde şöyle der:
Bazen rüzgarın saçımı dağıtmasına,
Yağmurun yüzümü ıslatmasına,
Birlerinin kalbimi kırmasına izin veririm
Sonra saçımı toparlarım
Semsiyemi açarım
Kalbimi kapatırım. Hepsi bu..
Bende şu anda tam bu hislerdeyim. Can Yücel'in şiirlerinde kullandığı ironisi, samimi dili Türk edebiyatındaki önemini bizlere bir kez daha anlatıyor. Kalın sağlıcakla.
Selhan Özdemir