Devlet Eleştirilir… Peki Toplum Kendini Ne Zaman Eleştirecek?

Prof. Dr. Kürşat Şahin Yıldırımer

06-06-2026 21:41

Devlet Eleştirilir… Peki Toplum Kendini Ne Zaman Eleştirecek?

Bugün insanlık tarihinin en hızlı bilgi akışına sahip çağında yaşıyoruz. Bir savaş haberine, bir cinayete, bir çocuğun feryadına, bir kadının yardım çığlığına, bir yoksulun çaresizliğine saniyeler içinde ulaşabiliyoruz. Fakat garip olan şu ki; bilgiye erişimimiz arttıkça, vicdani tepkimiz azalmış gibi görünüyor.

Artık her şeyi görüyoruz ama çok az şeye gerçekten bakıyoruz.
Her şeyi duyuyoruz ama çok az şeyi içimizde hissediyoruz.
Her şeyden haberdarız ama çok az konuda sorumluluk alıyoruz.

Peki toplum olarak neden bu kadar duyarsızlaştık?

Fransız sosyolog Émile Durkheim, toplumların yalnızca kanunlarla değil, ortak değerler ve ahlaki bağlarla ayakta kaldığını söyler. 

Bu söz, bugünü anlamak için son derece önemlidir. Çünkü bir toplumda insanlar yalnızca “ben” merkezli yaşamaya başladığında, ortak vicdan zayıflar. Ortak vicdan zayıfladığında ise kötülük yalnızca kötüler tarafından değil, sessiz kalan iyiler tarafından da büyütülür.

Bugün sokakta bir haksızlık gördüğümüzde çoğu zaman susuyoruz. Bir çocuğa kötü davranıldığında, bir kadına şiddet uygulandığında, bir yaşlı aşağılandığında, bir insan mağdur edildiğinde bazen yalnızca izliyoruz. Hatta kimi zaman telefonlarımızı çıkarıp kayıt alıyoruz ama müdahale etmiyoruz.

Bu noktada şu soru acı bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor:

Biz gerçekten tükenmiş bir toplum muyuz, yoksa “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” anlayışına mı teslim olduk?

Zygmunt Bauman modern insanın giderek “seyirci”ye dönüştüğünü söyler. 

Bu çok derin bir tespittir. Çünkü modern insan artık yaşanan acının öznesi değil, izleyicisi olmayı tercih ediyor. Başkasının acısı ekranda akıp giden bir görüntüye dönüşüyor. Birkaç saniye üzülüyor, birkaç yorum yapıyor, sonra kendi hayatına geri dönüyor.

İşte asıl felaket burada başlıyor.

Çünkü duyarsızlık bir anda ortaya çıkmaz. Önce küçük suskunluklarla başlar. “Beni ilgilendirmez” denir. Sonra “Zaten bir şey değişmez” denir. Ardından “Devlet baksın” denir. En sonunda ise herkes şikâyet eden ama kimse sorumluluk almayan bir topluma dönüşür.

Bugün toplumda garip bir alışkanlık gelişti: Her sorun devletten bekleniyor, her eksiklikte devlet suçlanıyor, her aksaklıkta kurumlar değersizleştiriliyor. Elbette devlet eleştirilebilir. Elbette kamu otoritesi denetlenmelidir. Elbette hukuk, adalet, eğitim, güvenlik ve sosyal hizmetler güçlü olmalıdır. Ancak bir toplum kendi ahlaki sorumluluğunu tamamen devlete devredemez.

Devlet sokaktaki çocuğu korumalıdır; ama o çocuğun ağladığını gören vatandaş da kör olmamalıdır.
Devlet kadını korumalıdır; ama şiddeti duyan komşu da sessiz kalmamalıdır.
Devlet adaleti sağlamalıdır; ama haksızlığa şahit olan insan da “bana ne” dememelidir.

Max Weber, modern toplumda bürokratik aklın güçlenirken insanî duyarlılığın zayıflayabileceğini anlatır. 

Bugün tam da bunu yaşıyoruz. Her şeyi kurumlardan, formlardan, dilekçelerden, mercilerden bekliyoruz; fakat insan olmanın ilk refleksini, yani “orada bir yanlış var ve ben buna kayıtsız kalamam” duygusunu kaybediyoruz.

Bir toplumda vatandaşlık yalnızca hak talep etmek değildir. Vatandaşlık aynı zamanda sorumluluk almaktır. Sadece eleştirmek değil, katkı sunmaktır. Sadece şikâyet etmek değil, çözümün bir parçası olmaktır.

Devleti sürekli suçlayan, kurumları sürekli değersizleştiren, her olayda yalnızca yıkıcı bir dil kullanan anlayış da toplumsal güveni zedeler. Çünkü devlet dediğimiz yapı yalnızca binalardan, makamlardan ve kurumlardan ibaret değildir. Devlet aynı zamanda ortak iradenin, ortak hafızanın ve toplumsal düzenin kurumsal karşılığıdır.

Bu devlet size ne yaptı ki her meselede onu bütünüyle değersizleştirmeyi bir alışkanlık haline getirdiniz?

Eleştiri başka bir şeydir, yıkıcılık başka bir şeydir.
Hakkını aramak başka bir şeydir, sürekli güvensizlik üretmek başka bir şeydir.
Yanlışı göstermek başka bir şeydir, bütün kurumsal yapıyı itibarsızlaştırmak başka bir şeydir.

Pierre Bourdieu, toplumlarda görünmeyen alışkanlıkların ve davranış kalıplarının insanları yönlendirdiğini anlatır. 

Bugün bizim en tehlikeli alışkanlığımız, sorumluluktan kaçmayı normalleştirmemizdir. Bir olay karşısında “Ben karışmayayım” demek artık sıradanlaştı. Oysa toplumsal çöküş büyük felaketlerle değil, sıradanlaşan duyarsızlıklarla başlar.

Bir toplum, başkasının acısına bakıp hiçbir şey hissetmiyorsa orada ekonomik krizden daha derin bir kriz vardır.
Bir toplum, kötülüğü görüp susuyorsa orada hukuk krizinden önce vicdan krizi vardır.
Bir toplum, her şeyi devletten bekleyip kendini sorumsuz ilan ediyorsa orada vatandaşlık bilinci zayıflamış demektir.

Bugün ihtiyacımız olan şey yalnızca daha çok bilgi değil, daha çok vicdandır. Çünkü bilgi insanı bilgilendirir; fakat vicdan insanı harekete geçirir. Saniyeler içinde her şeye ulaşabildiğimiz bu çağda asıl mesele bilgiye ulaşmak değil, insan kalabilmektir.

Toplum olarak yeniden hatırlamamız gereken gerçek şudur:

Devlet elbette görevini yapacak.
Kurumlar elbette denetlenecek.
Hukuk elbette işleyecek.
Ama vatandaş da susmayacak.
İnsan da görmezden gelmeyecek.
Toplum da vicdanını kaybetmeyecek.

Çünkü bir toplumun en büyük felaketi yalnızca kötülüğün çoğalması değildir.
Asıl felaket, iyilerin sessizliğe alışmasıdır.

Ve belki de bugün kendimize sormamız gereken en dürüst soru şudur:

Biz gerçekten çaresiz miyiz, yoksa sadece sorumluluk almaktan mı kaçıyoruz?

Prof. Dr. Kürşat Şahin YILDIRIMER

DİĞER YAZILARI Tükenen Toplum: Ekonomik Krizden Daha Büyük Bir Çöküş Var 01-01-1970 03:00 Öğrenci Var, Öğrenme Nerede? Deneyimden Kopuk Eğitimin Beyinsel ve Toplumsal Yanılsaması 01-01-1970 03:00 İnsanın Geride Bıraktığı İz: Sahip Olmak mı, Dokunmak mı? 01-01-1970 03:00 Sessizlikten Ekrana: Kuşaklar Değişti, Travma El Değiştirdi… 01-01-1970 03:00 Bir Sayı Neden Bu Kadar Gürültü Yapar? 01-01-1970 03:00 Okullarda Görülen Vakalar Tesadüf mü, Sistem Sorunu mu? 01-01-1970 03:00 Bu Sessizlik Hepimizin Sorumluluğu 01-01-1970 03:00 Deneme Sınavlarıyla Yönetilen Eğitim: Çocuğu Unutan Sistem 01-01-1970 03:00 01-01-1970 03:00 Toplum Nereye Gidiyor? 01-01-1970 03:00 Görünmez Yaralar: Dijital Şiddetin Yeni Yüzyıldaki Sessiz Krizi 01-01-1970 03:00 İlişkiler Neden Hep Aynı Yerde Tıkanıyor? Cevap Çocuklukta Gizli 01-01-1970 03:00 Zihnin Karanlık Döngüsü: Ruminasyon Çağı ve Sessiz Tükenişimiz 01-01-1970 03:00 Çağın Krizi: Odaklanamayan Zihinler ve Anlamdan Uzaklaşan Okumalar 01-01-1970 03:00 Özel Röportaj | “Uykusuzluk Çağı: Türkiye Neden Dünyanın En Uykusuz Ülkesi Oldu?” 01-01-1970 03:00 Esir Dünyalar: Bağımlılığın Sessiz Çığlığı 01-01-1970 03:00 İşte Geldik, Gidiyoruz: Hayatın Kısa Konuğu Olmak 01-01-1970 03:00 Toplum Olarak Sabırsız Olduk: Her Şey Hemen Olsun 01-01-1970 03:00 Kendinden Gidip Kendine Varan Yolculuk… 01-01-1970 03:00 Hayat Bazen Acı Çekmektir 01-01-1970 03:00 TOPLUM MU SUÇLU, DÜNYAM MI DEĞİŞTİ? 01-01-1970 03:00 “Burası Adıyaman: Bir Aşkın Susarak Konuştuğu Şehir” 01-01-1970 03:00 Boykotun Bedeli: Tepki mi, Tahribat mı? Prof. Dr. Kürşat Şahin Yıldırımer 01-01-1970 03:00 KAMUOYUNA ÖNEMLİ DUYURU Prof. Dr. Kürşat Şahin YILDIRIMER St. Clements Üniversitesi Dekan Yardımcısı 01-01-1970 03:00 Erkek Aklının Gizli Dosyası: Aldatma Eğilimi Nereden Geliyor? 01-01-1970 03:00 Cam Tavanın Gölgesinde Öğrenilmiş Çaresizlik: Türkiye Toplumunda Görünmez Engeller 01-01-1970 03:00 Babasına Yazılmış Ama Aslında Hepimize Hitap Eden Bir Mektup 01-01-1970 03:00 Nevrotik Çıkmazlar: İçgüdü, Toplum ve Bireyin Dengesiz Dengesi 01-01-1970 03:00 Varlığın Ağırlığı: Bulantı ve Sartre’ın Varoluşsal Krizi 01-01-1970 03:00 Kadının Susturulmuş Çığlığı: Freud’un Histeri Vakaları ve Bugünün Gerçeği 01-01-1970 03:00 Duygular mı Çekiyor, Yoksa Kelimeler mi Büyülüyor? 01-01-1970 03:00 Toplumsal Dönüşümün Psikolojisi: İnsan ve Toplum Arasındaki Derin Bağ 01-01-1970 03:00 Labirentten Çıkış: Hayallerin Gücüyle Yükselmek 01-01-1970 03:00 Toplum Baskısı ve Dijital Yalnızlık: Türkiye’yi Bekleyen Büyük Tehdit 01-01-1970 03:00 Erken Çocukluk Döneminin Silinmez İzleri: 0-3 Yaş Arası Öğrenmenin Gücü 01-01-1970 03:00 Modern Yaşamda Kişilik Bozuklukları: Dijital Çağda Kimlik Bunalımı 01-01-1970 03:00 Kanun ve Kaos: Komiserin Gölgesi, Eşkıyanın Yo 01-01-1970 03:00 Başımız Belada mı, Yoksa Belaya Göz mü Yumuyoruz? 01-01-1970 03:00 Başım Belada: Günümüzün Eşkıyaları ve Yasal Mermiler 01-01-1970 03:00 İçimizdeki Çocuk ve Yalnızlık: Sessiz Çığlıklarımız 01-01-1970 03:00 Koltuk Korkusu: Güce Teslimiyetin Sessiz Çığlığı 01-01-1970 03:00 Kendimizle Bağ Kurmadan Başkalarına Ulaşabilir miyiz? 01-01-1970 03:00 Kadın Susarsa, Toplum Kaybeder: Şiddet ve Tacizin Gölgesinde Yaşamak 01-01-1970 03:00 Uyuşturucu ve Alkol Bağımlılığı: Gelecek Nesillerimizin Sessiz Çöküşü 01-01-1970 03:00 Türk Milleti ve Maneviyatı: Tarihsel Perspektiften Bir Değerlendirme 01-01-1970 03:00 Yeni Bir Psikoterapik Yaklaşım Olarak Hücum Terapisi 01-01-1970 03:00 ÇOĞUL KİŞİLİKLER 01-01-1970 03:00 KAYGI OLAĞAN BİR HEYECANDIR 01-01-1970 03:00 Günlük yaşamımızda hayali diyaloglar.. 01-01-1970 03:00 A TİPİ KİŞİLİK 01-01-1970 03:00 ODAKLANMA SORUNU YAŞAYAN ÇOCUKLAR 01-01-1970 03:00 CİNSEL NARSİZM 01-01-1970 03:00 HİPERAKTİVİTE OKUL BAŞARISINI ETKİLERMİ 01-01-1970 03:00 CİNSEL KITLIK 01-01-1970 03:00 ÇOCUKLUKTAKİ SARSINTILARI İLİŞKİLERİMİZDE CANLANDIRMAK 01-01-1970 03:00 NEVROTİK ÇIKMAZLAR… 01-01-1970 03:00 Yaşamımızda hepimizin çeşitli rolleri var. 01-01-1970 03:00 ARABA SAHİPLİĞİ ÖZGÜRLÜK İLE İLİŞKİLENDİRME 01-01-1970 03:00