İlişkiler Neden Hep Aynı Yerde Tıkanıyor? Cevap Çocuklukta Gizli

Prof. Dr. Kürşat Şahin Yıldırımer

23-11-2025 14:32

İlişkiler Neden Hep Aynı Yerde Tıkanıyor? Cevap Çocuklukta Gizli


Bazı ilişkiler ilk anda büyüler; temas güçlüdür, çekim hızlıdır, duygular yoğundur. Sonra ne oluyorsa olur: tansiyon yükselir, kırılganlık artar, iletişim bozulur ve başlangıçtaki o parlak yakınlık yerini tuhaf bir gerginliğe bırakır.

Peki neden?
Bu sorunun cevabı, çoğu zaman bugünde değil; çocuklukta saklıdır.

Psikiyatrist Dr. Bessel van der Kolk, “Çocuklukta yaralanan zihin, yetişkinlikte ilişkiyi alan olarak seçer” der. 

Çünkü kişi bilinçdışı şekilde o eski hikâyeyi düzeltmeye, yarım kalmış duyguyu tamamlamaya çalışır. Ancak bu girişim çoğu zaman iyileştirmekten çok tekrar ettirir.


Ben Dili – Sen Dili: Yakınlığın Sessiz Savaşları

İletişimde “sen dili”, suçlama ve savunmayı tetikler; “ben dili” ise duyguyu sahiplenerek temas kapısını açar.

Sosyolog Arlie Russell Hochschild, duyguların ilişkilerde nasıl “yönetildiğini” anlatırken şöyle der:
“Duygular sadece hissedilmez; toplumsal ilişkiler içinde şekillenir.”

Bu yüzden partnerler yalnızca birbirine değil, aynı zamanda geçmişten taşıdıkları duygusal kalıplara da konuşurlar.

Birinin “Beni artık eskisi gibi sevmiyorsun” cümlesi, gerçekte “Çocukken hissettiğim değersizliği yine mi yaşıyorum?” demektir.
Diğerinin “Ben böyle bir şey yapmadım” savunması ise “Yetersiz hissetmekten yoruldum” çığlığıdır.

İlişkiyi çökerten sözler değil; sözlerin altında saklanan eski yaralardır.


İlk Çekimin Parlaklığı, Sonraki Gerginliğin Karanlığı

Fransız sosyolog Jean-Claude Kaufmann, ilişkilerin başlangıç evresini “duygusal sahne kurma” dönemi olarak tanımlar. Taraflar en parlak yanlarını gösterir, en iyi rollerini oynar.
Fakat sahne ışıkları söndüğünde gerçek kişilikler ortaya çıkar.

Alman  psikanalist Fritz Riemann, “Yakınlık korkusu ile yalnızlık korkusu aynı kişinin içinde bile çatışabilir” der.
Bu nedenle ilk çekim çoğu zaman yakınlık arzusundan; sonraki gerginlik ise yakınlık korkusundan doğar.

Partnerler birbirini sevdiği için değil, bazen kendi yarım kalmış hikâyesini tamamlamak için ilişkiye tutunur.
Bu da ilişkiyi bir iyileşme alanı olmaktan çıkarır, bir mücadele alanına dönüştürür.


Aynı Cümle, Aynı Kırılma: Döngü Neden Bitmiyor?

İlişkilerde tekrar eden döngülerin temel nedeni, iletişim hataları değil; duygusal köklerin iyileşmemiş olmasıdır.

İngiliz psikanalist Donald Winnicott, “Bir ilişkide asla iki kişi yoktur; her zaman dört kişi vardır: İki yetişkin ve onların içlerindeki çocuklar” der.

Bu nedenle tartışmalar çoğu zaman iki yetişkin arasında değil; iki yaralı çocuğun çığlığı olarak ortaya çıkar.

Erkek susar çünkü çocukken duyguları küçümsenmiştir.
Kadın ağlar çünkü yıllarca görülmemiştir.
İkisi de aynı anda acır ama birbirine temas edemez.


Peki Çözüm Nerede?

İlişkiler, karşı tarafı değiştirme mücadelesi değil; kendini dönüştürme yolculuğudur.
Duyguyu suçlamadan ifade edebilmek, sınır koyabilmek ve partneri bir “tehdit” değil “eşlik eden” olarak görebilmek, iyileştirici bir başlangıçtır.

Yakınlık cesaret ister.
Gerginlik ise çoğu zaman eski yaraların sesidir.

Bugünün ilişkilerinde temel soru şudur:
Partnerimizi mi suçluyoruz, yoksa çocukluğumuzdan kalan kırgınlığı mı tekrarlıyoruz?

Günümüzde ruh sağlığı hâlâ yeterince önemsenmiyor; çoğu kişi kırılganlıklarını kader sanıyor, ilişkilerde yaşanan döngüleri ise “kişisel başarısızlık” olarak yorumluyor. Oysa duygusal sıkışmalar, iletişim çatlakları ve travmatik döngüler kader değildir; doğru rehberlikle iyileştirilebilir, dönüştürülebilir alanlardır.

Bu noktada Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), EMDR, şema terapisi ve duygu odaklı terapi gibi modern yaklaşımlar; ilişkilerdeki görünmez yaraların fark edilmesini, işlenmesini ve sağlıklı biçimde dönüştürülmesini mümkün kılabilmektedir. Ancak tüm bu terapilerin, alanında uzmanlaşmış klinik psikologlar ve psikoterapistler tarafından uygulanması; gerektiğinde ise bir hekim kontrolünde yönlendirilerek sürdürülmesi, hem güvenli hem de etkili bir iyileşme süreci için büyük önem taşımaktadır.

Kısacası; ilişkiler yalnızca iki kişinin hikâyesi değil, yaşadığımız çağın, kültürün ve toplumsal beklentilerin bir yansımasıdır—değişim bireyden başlar ama toplumu da sessizce dönüştürür.

Prof. Dr. Kürşat Şahin YILDIRIMER

DİĞER YAZILARI Öğrenci Var, Öğrenme Nerede? Deneyimden Kopuk Eğitimin Beyinsel ve Toplumsal Yanılsaması 01-01-1970 03:00 İnsanın Geride Bıraktığı İz: Sahip Olmak mı, Dokunmak mı? 01-01-1970 03:00 Sessizlikten Ekrana: Kuşaklar Değişti, Travma El Değiştirdi… 01-01-1970 03:00 Bir Sayı Neden Bu Kadar Gürültü Yapar? 01-01-1970 03:00 Okullarda Görülen Vakalar Tesadüf mü, Sistem Sorunu mu? 01-01-1970 03:00 Bu Sessizlik Hepimizin Sorumluluğu 01-01-1970 03:00 Deneme Sınavlarıyla Yönetilen Eğitim: Çocuğu Unutan Sistem 01-01-1970 03:00 01-01-1970 03:00 Toplum Nereye Gidiyor? 01-01-1970 03:00 Görünmez Yaralar: Dijital Şiddetin Yeni Yüzyıldaki Sessiz Krizi 01-01-1970 03:00 Zihnin Karanlık Döngüsü: Ruminasyon Çağı ve Sessiz Tükenişimiz 01-01-1970 03:00 Çağın Krizi: Odaklanamayan Zihinler ve Anlamdan Uzaklaşan Okumalar 01-01-1970 03:00 Özel Röportaj | “Uykusuzluk Çağı: Türkiye Neden Dünyanın En Uykusuz Ülkesi Oldu?” 01-01-1970 03:00 Esir Dünyalar: Bağımlılığın Sessiz Çığlığı 01-01-1970 03:00 İşte Geldik, Gidiyoruz: Hayatın Kısa Konuğu Olmak 01-01-1970 03:00 Toplum Olarak Sabırsız Olduk: Her Şey Hemen Olsun 01-01-1970 03:00 Kendinden Gidip Kendine Varan Yolculuk… 01-01-1970 03:00 Hayat Bazen Acı Çekmektir 01-01-1970 03:00 TOPLUM MU SUÇLU, DÜNYAM MI DEĞİŞTİ? 01-01-1970 03:00 “Burası Adıyaman: Bir Aşkın Susarak Konuştuğu Şehir” 01-01-1970 03:00 Boykotun Bedeli: Tepki mi, Tahribat mı? Prof. Dr. Kürşat Şahin Yıldırımer 01-01-1970 03:00 KAMUOYUNA ÖNEMLİ DUYURU Prof. Dr. Kürşat Şahin YILDIRIMER St. Clements Üniversitesi Dekan Yardımcısı 01-01-1970 03:00 Erkek Aklının Gizli Dosyası: Aldatma Eğilimi Nereden Geliyor? 01-01-1970 03:00 Cam Tavanın Gölgesinde Öğrenilmiş Çaresizlik: Türkiye Toplumunda Görünmez Engeller 01-01-1970 03:00 Babasına Yazılmış Ama Aslında Hepimize Hitap Eden Bir Mektup 01-01-1970 03:00 Nevrotik Çıkmazlar: İçgüdü, Toplum ve Bireyin Dengesiz Dengesi 01-01-1970 03:00 Varlığın Ağırlığı: Bulantı ve Sartre’ın Varoluşsal Krizi 01-01-1970 03:00 Kadının Susturulmuş Çığlığı: Freud’un Histeri Vakaları ve Bugünün Gerçeği 01-01-1970 03:00 Duygular mı Çekiyor, Yoksa Kelimeler mi Büyülüyor? 01-01-1970 03:00 Toplumsal Dönüşümün Psikolojisi: İnsan ve Toplum Arasındaki Derin Bağ 01-01-1970 03:00 Labirentten Çıkış: Hayallerin Gücüyle Yükselmek 01-01-1970 03:00 Toplum Baskısı ve Dijital Yalnızlık: Türkiye’yi Bekleyen Büyük Tehdit 01-01-1970 03:00 Erken Çocukluk Döneminin Silinmez İzleri: 0-3 Yaş Arası Öğrenmenin Gücü 01-01-1970 03:00 Modern Yaşamda Kişilik Bozuklukları: Dijital Çağda Kimlik Bunalımı 01-01-1970 03:00 Kanun ve Kaos: Komiserin Gölgesi, Eşkıyanın Yo 01-01-1970 03:00 Başımız Belada mı, Yoksa Belaya Göz mü Yumuyoruz? 01-01-1970 03:00 Başım Belada: Günümüzün Eşkıyaları ve Yasal Mermiler 01-01-1970 03:00 İçimizdeki Çocuk ve Yalnızlık: Sessiz Çığlıklarımız 01-01-1970 03:00 Koltuk Korkusu: Güce Teslimiyetin Sessiz Çığlığı 01-01-1970 03:00 Kendimizle Bağ Kurmadan Başkalarına Ulaşabilir miyiz? 01-01-1970 03:00 Kadın Susarsa, Toplum Kaybeder: Şiddet ve Tacizin Gölgesinde Yaşamak 01-01-1970 03:00 Uyuşturucu ve Alkol Bağımlılığı: Gelecek Nesillerimizin Sessiz Çöküşü 01-01-1970 03:00 Türk Milleti ve Maneviyatı: Tarihsel Perspektiften Bir Değerlendirme 01-01-1970 03:00 Yeni Bir Psikoterapik Yaklaşım Olarak Hücum Terapisi 01-01-1970 03:00 ÇOĞUL KİŞİLİKLER 01-01-1970 03:00 KAYGI OLAĞAN BİR HEYECANDIR 01-01-1970 03:00 Günlük yaşamımızda hayali diyaloglar.. 01-01-1970 03:00 A TİPİ KİŞİLİK 01-01-1970 03:00 ODAKLANMA SORUNU YAŞAYAN ÇOCUKLAR 01-01-1970 03:00 CİNSEL NARSİZM 01-01-1970 03:00 HİPERAKTİVİTE OKUL BAŞARISINI ETKİLERMİ 01-01-1970 03:00 CİNSEL KITLIK 01-01-1970 03:00 ÇOCUKLUKTAKİ SARSINTILARI İLİŞKİLERİMİZDE CANLANDIRMAK 01-01-1970 03:00 NEVROTİK ÇIKMAZLAR… 01-01-1970 03:00 Yaşamımızda hepimizin çeşitli rolleri var. 01-01-1970 03:00 ARABA SAHİPLİĞİ ÖZGÜRLÜK İLE İLİŞKİLENDİRME 01-01-1970 03:00