Yaşamımızda hepimizin çeşitli rolleri var.

Prof. Dr. Kürşat Şahin Yıldırımer

05-09-2022 14:45

Yaşamımızda hepimizin çeşitli rolleri var. Öğretmen olmak, mühendis, sanatçı olmak,  eş olmak, asker olmak, teyze, hala, babaanne olmak gibi...Çocuğumuzla ilişkimizdeki rolümüz ise anne ve baba olmak. Çocuğumuzdan birinci derecede bizim sorumlu olduğumuzu düşünürsek, ona nasıl baktığımız, nasıl gördüğümüz, bu rolümüzü belirleyen en önemli unsur.

    Hani ‘’hiç büyümesen hep böyle kalsan’’ deriz bazen, hep sevimli kalsın, biz onu sevelim, mıncık mıncık edelim isteriz. Biz çocuğumuza nasıl hissettirirsek çocuk da kendisine biçilen bu role bürünür, benimser ve öyle davranır gerçekten!!

   

 Bir çocuğa ‘’yaramaz oğlum benim, cin gibisin çok tatlısın ama çok yaramazsın be yavrum’’ diye  hitap ettiyseniz, çocuk önce bu durumu anlamaya hazmetmeye çalışır, sonra o role bürünür ve bu rolü oynamaya devam eder. Ona ne denilirse ona inanır çünkü.

    Okulda tembel  damgası yiyen bir çocuk tembel olduğuna inanır, gerçekten öyle değilse bile, ne  yapsam olmayacak düşüncesi ile pes eder, kendisini varetmek için başka yollar denemeye çalışır ama ders çalışmaz.

Anne babaların bu hitap şekillerinden en fazla kullandıkları ‘’anneciğim, babacığım, bebeğim, aşkım , sevgilim“ gibi çocuğu fazlaca sahiplenen, sınırlarına giren , işgal eden bir tutum sergilediklerini görüyoruz.

    Herşeyden önce çocuğumuzun bir adı var, bazı özellikleri de var. Anne babalar bu ifadeleri sevgi dili olarak kullanıyorlar. Fakat çocuğu fazlaca odak yapmak, sen herşeyden önemlisin mesajını vermek sandığımız kadar olumlu bir etki yaratmıyor çocukta. 

Anne ve babaların veya bakımveren kişinin çocuğa yönelttiği SEVGİ DİLİNİ çocuk nasıl algılıyor, bizim çalışmalarımızda ilgilendiğimiz bölüm bu…

    Aşkım, paşam, aslanım, prensesim gibi ifadelerden kaçınmak gerekli. Bu ifadelere, çocuğu fazlasıyla yücelten, çok önemli hissettiren, aynı zamanda korumacı, işgalci bir ebeveyn tutumunu simgeleyen ifadeler de diyebiliriz.

    Çocuğumuza hissettirmemiz gereken, ONUN AYRI BİR BİREY olduğu…Nasıl ayrı bir birey olduğunu hissedecek? Destekleyici aile tutumu ile. Destekleyici tutum, gerektiği yerde yardım eden, ama çocuğun yapabileceği durumda çekilip izleyebilen bir tutum demek. 

Saydığımız hitap şekilleri, fazla bağlayıcı, fazla sahiplenen, korumacı tutumların bir parçasıdır ve çocuğun gelişimine ve birtakım davranış sorunlarına sebep olabilir diyebiliriz.

    Çocukların 9-11 yaşam öncesi  somut düşünceye sahip olduklarını da düşünürsek, yani, 2 yaşında bir çocuk anadilini henüz öğreniyor iken, anne dediği kişi  ona da anneciğim diyor. Çocuğun bu durumu algılaması ne kadar zor, tahmin edersiniz….Şaşıracak, anlamakta zorlanacak, kafası karışacaktır. 

Yine sevgilim diye seslenen bir baba düşünelim. Babası annesine sevgilim diyor, kendisine de SEVGİLİM diyor; çocuk bu durumu nasıl algılayacak ve kendisinin anneden ne farkı olacak ?

    Anlam karmaşası, somut düşüncenin etkisi, fazla bağlayıcı, odak yapan tutumlar açısından baktığımızda, bu gibi hitap şekillerinin çocukta sanıldığı gibi olumlu değil, olumsuz etki yaptığını ve zarar verdiğini özellikle vurgulamamız gerekli diye düşünüyorum.

     ‘’Çocuk odaklı olmak’’ çok kullanılıyor, bu ne demek ? 

Ailede çocuk için yaşanıyor, tüm aile programları çocuğa göre yapılıyor, ortada çocuk ve dünya çocuğun etrafında dönüyor. Bu duruma maruz kalan çocuk, tüm ilişkilerinde odak olmayı, ihtiyaçlarının karşılanması ve hep anlaşılmayı bekleyen bir kişilik geliştiriyor.

    Fazla övülen çocuklarda narsistik özellikler oluşabiliyor. Yaşamdaki duygusal kırılmaları, hayal kırıklıkları da çok ağır oluyor. Agresivite, ilişkilerden kaçınma , depresyon ortaya çıkabiliyor.

    Adacığım, Tolgacığım gibi ifadeler de aynı kategoride. Çocuğa kendi ismi ile hitap edilmeli veya kızım, oğlum, evladım  gibi ifadeler de  kullanılabilir. Sevgi ve saygıyı çocuğa hissettirmek, onu diğer ilişkilere hazırlamak, güvende hissetmesini sağlamak, anne babaların görevlerinin en önemlisi diyebiliriz.

Doç.Dr.

Kürşat Şahin YILDIRIMER

DİĞER YAZILARI Öğrenci Var, Öğrenme Nerede? Deneyimden Kopuk Eğitimin Beyinsel ve Toplumsal Yanılsaması 01-01-1970 03:00 İnsanın Geride Bıraktığı İz: Sahip Olmak mı, Dokunmak mı? 01-01-1970 03:00 Sessizlikten Ekrana: Kuşaklar Değişti, Travma El Değiştirdi… 01-01-1970 03:00 Bir Sayı Neden Bu Kadar Gürültü Yapar? 01-01-1970 03:00 Okullarda Görülen Vakalar Tesadüf mü, Sistem Sorunu mu? 01-01-1970 03:00 Bu Sessizlik Hepimizin Sorumluluğu 01-01-1970 03:00 Deneme Sınavlarıyla Yönetilen Eğitim: Çocuğu Unutan Sistem 01-01-1970 03:00 01-01-1970 03:00 Toplum Nereye Gidiyor? 01-01-1970 03:00 Görünmez Yaralar: Dijital Şiddetin Yeni Yüzyıldaki Sessiz Krizi 01-01-1970 03:00 İlişkiler Neden Hep Aynı Yerde Tıkanıyor? Cevap Çocuklukta Gizli 01-01-1970 03:00 Zihnin Karanlık Döngüsü: Ruminasyon Çağı ve Sessiz Tükenişimiz 01-01-1970 03:00 Çağın Krizi: Odaklanamayan Zihinler ve Anlamdan Uzaklaşan Okumalar 01-01-1970 03:00 Özel Röportaj | “Uykusuzluk Çağı: Türkiye Neden Dünyanın En Uykusuz Ülkesi Oldu?” 01-01-1970 03:00 Esir Dünyalar: Bağımlılığın Sessiz Çığlığı 01-01-1970 03:00 İşte Geldik, Gidiyoruz: Hayatın Kısa Konuğu Olmak 01-01-1970 03:00 Toplum Olarak Sabırsız Olduk: Her Şey Hemen Olsun 01-01-1970 03:00 Kendinden Gidip Kendine Varan Yolculuk… 01-01-1970 03:00 Hayat Bazen Acı Çekmektir 01-01-1970 03:00 TOPLUM MU SUÇLU, DÜNYAM MI DEĞİŞTİ? 01-01-1970 03:00 “Burası Adıyaman: Bir Aşkın Susarak Konuştuğu Şehir” 01-01-1970 03:00 Boykotun Bedeli: Tepki mi, Tahribat mı? Prof. Dr. Kürşat Şahin Yıldırımer 01-01-1970 03:00 KAMUOYUNA ÖNEMLİ DUYURU Prof. Dr. Kürşat Şahin YILDIRIMER St. Clements Üniversitesi Dekan Yardımcısı 01-01-1970 03:00 Erkek Aklının Gizli Dosyası: Aldatma Eğilimi Nereden Geliyor? 01-01-1970 03:00 Cam Tavanın Gölgesinde Öğrenilmiş Çaresizlik: Türkiye Toplumunda Görünmez Engeller 01-01-1970 03:00 Babasına Yazılmış Ama Aslında Hepimize Hitap Eden Bir Mektup 01-01-1970 03:00 Nevrotik Çıkmazlar: İçgüdü, Toplum ve Bireyin Dengesiz Dengesi 01-01-1970 03:00 Varlığın Ağırlığı: Bulantı ve Sartre’ın Varoluşsal Krizi 01-01-1970 03:00 Kadının Susturulmuş Çığlığı: Freud’un Histeri Vakaları ve Bugünün Gerçeği 01-01-1970 03:00 Duygular mı Çekiyor, Yoksa Kelimeler mi Büyülüyor? 01-01-1970 03:00 Toplumsal Dönüşümün Psikolojisi: İnsan ve Toplum Arasındaki Derin Bağ 01-01-1970 03:00 Labirentten Çıkış: Hayallerin Gücüyle Yükselmek 01-01-1970 03:00 Toplum Baskısı ve Dijital Yalnızlık: Türkiye’yi Bekleyen Büyük Tehdit 01-01-1970 03:00 Erken Çocukluk Döneminin Silinmez İzleri: 0-3 Yaş Arası Öğrenmenin Gücü 01-01-1970 03:00 Modern Yaşamda Kişilik Bozuklukları: Dijital Çağda Kimlik Bunalımı 01-01-1970 03:00 Kanun ve Kaos: Komiserin Gölgesi, Eşkıyanın Yo 01-01-1970 03:00 Başımız Belada mı, Yoksa Belaya Göz mü Yumuyoruz? 01-01-1970 03:00 Başım Belada: Günümüzün Eşkıyaları ve Yasal Mermiler 01-01-1970 03:00 İçimizdeki Çocuk ve Yalnızlık: Sessiz Çığlıklarımız 01-01-1970 03:00 Koltuk Korkusu: Güce Teslimiyetin Sessiz Çığlığı 01-01-1970 03:00 Kendimizle Bağ Kurmadan Başkalarına Ulaşabilir miyiz? 01-01-1970 03:00 Kadın Susarsa, Toplum Kaybeder: Şiddet ve Tacizin Gölgesinde Yaşamak 01-01-1970 03:00 Uyuşturucu ve Alkol Bağımlılığı: Gelecek Nesillerimizin Sessiz Çöküşü 01-01-1970 03:00 Türk Milleti ve Maneviyatı: Tarihsel Perspektiften Bir Değerlendirme 01-01-1970 03:00 Yeni Bir Psikoterapik Yaklaşım Olarak Hücum Terapisi 01-01-1970 03:00 ÇOĞUL KİŞİLİKLER 01-01-1970 03:00 KAYGI OLAĞAN BİR HEYECANDIR 01-01-1970 03:00 Günlük yaşamımızda hayali diyaloglar.. 01-01-1970 03:00 A TİPİ KİŞİLİK 01-01-1970 03:00 ODAKLANMA SORUNU YAŞAYAN ÇOCUKLAR 01-01-1970 03:00 CİNSEL NARSİZM 01-01-1970 03:00 HİPERAKTİVİTE OKUL BAŞARISINI ETKİLERMİ 01-01-1970 03:00 CİNSEL KITLIK 01-01-1970 03:00 ÇOCUKLUKTAKİ SARSINTILARI İLİŞKİLERİMİZDE CANLANDIRMAK 01-01-1970 03:00 NEVROTİK ÇIKMAZLAR… 01-01-1970 03:00 ARABA SAHİPLİĞİ ÖZGÜRLÜK İLE İLİŞKİLENDİRME 01-01-1970 03:00