İHMAL EDİLDİK EY HALKIM..!

Japonya’da yılda yaklaşık 1.500 deprem meydana geliyor.

28 Temmuz 2026’da meydana gelen Kumamoto Depremi 7,1 büyüklüğündeydi ve 34 kişi hayatını kaybetti.

1 Ocak 2024’te yaşanan Noto Depremi 7,5 büyüklüğündeydi. Şiddeti 10-11 seviyelerine ulaştı ve yaklaşık 7 metre yüksekliğinde tsunamiye neden oldu. 241 kişi yaşamını yitirdi.

16 Mart 2022’deki Fukuşima Depremi 
7,3 büyüklüğünde ve VIII şiddetindeydi. Can kaybı 2 oldu.

2018 Osaka Depremi VIII şiddetindeydi ve 4 kişi hayatını kaybetti.

16 Nisan 2016’da meydana gelen ardışık Kumamoto Depremlerinden en büyüğü 7,3 büyüklüğündeydi. Can kaybı 277 olarak kayıtlara geçti.

22 Kasım 2016’daki Fukuşima Depremi 7,3 büyüklüğündeydi ve VII şiddetindeydi. Yaklaşık 4,5 metrelik tsunami meydana gelmesine rağmen can kaybı yaşanmadı.

Bu tablo bize çok önemli bir gerçeği gösteriyor:

Deprem öldürmez; dayanıksız yapılar, ihmaller ve yanlış şehirleşme öldürür.

Dünyada meydana gelen 7 ve üzeri büyüklükteki depremlerin önemli bir bölümünün yaşandığı Japonya’da, depremin hayatın kaçınılmaz bir gerçeği olduğu kabul edilmiş; bilim, teknoloji, mühendislik ve disiplinle birlikte yaşama kültürü geliştirilmiştir.

Demek ki moloz yığınlarının mezarımız olması kader değilmiş.

Türkiye’de ise yaşadığımız büyük depremlerde kaybettiğimiz onbinlerce insanımızın isimlerini tek tek sayarak acılarımızı yeniden kanatmak istemiyorum.

Ancak sonuçlara baktığımızda; bilime, akla, teknolojiye, doğru şehir planlamasına ve liyakate gereken değeri vermediğimiz acı bir gerçek olarak karşımızda duruyor.

Sakarya’da da durum ne yazık ki içler acısıdır.

Yaklaşık her otuz yılda bir büyük depremin kendisini hatırlattığı Sakarya’da, 
17 Ağustos 1999 Depremi’nin üzerinden tam 27 yıl geçti.

Peki biz ne yaptık?

Yarının depremine hazır mıyız?

Ne yazık ki HAYIR!

Üstelik bazı değerlendirmelere göre bugün, 1999 öncesine kıyasla çok daha büyük dirençsiz yapılaşma ve nüfus yüküyle karşı karşıyayız.

Buna rağmen şehrimizi yönetenler, her 17 Ağustos yıldönümünde aynı cümleleri tekrar ediyor:

“Unutmadık, unutmayacağız.”

“Depreme dirençli şehirler oluşturmalıyız.”

“Kentsel dönüşüm yapmalıyız.”

Peki ya sonra?

Ertesi gün her şey unutuluyor.

Söylemler değişmiyor, fakat eylemler bir türlü yeterli seviyeye ulaşmıyor.

Hatta bir çalıştayda, 
“Bu şehirde bir deprem olduğunda nüfusun yarısını kaybederiz.” şeklindeki ifade, karşı karşıya olduğumuz tehlikenin boyutunu ortaya koymuştur.

Bu açıklamanın adı deprem riski değil,  ertelenmiş bir felaket ve sönecek hayatlardır.

Belediye başkanlarının birinci ve en önemli görevi; insanların güven içerisinde, sağlıklı ve yaşanabilir çevrelerde hayatlarını sürdürebilmelerini sağlamaktır.

Bunun için bilimsel planlar, şeffaf denetim, liyakat, kararlı uygulamalar ve sonuç gerekir.

Sizler ise 27 yıldır aynı nakaratı tekrarlıyorsunuz!

Sakarya’ya verdiğiniz sözleri yerine getirmediniz.

Depreme karşı şehrimizi yeterince hazırlamadınız.

Görevinizi ihmal ettiniz!

Ve bizler artık aynı sözleri duymak istemiyoruz.

Çünkü deprem olduğunda basın toplantılarında söylenecek cümlelerin, enkaz altında hayatını kaybeden insanlara hiçbir faydası olmayacak.

O gün;

“Kaderleri böyleymiş.”

demek, bugünkü ihmallerin sorumluluğunu ortadan kaldırmayacaktır.

Biz kaderimizi beklemek istemiyoruz.

Biz enkaz altında yakınlarımızı aramak istemiyoruz.

Biz çocuklarımızı toprağa vermek istemiyoruz.

Biz bir sonraki 17 Ağustos’un ardından yine aynı acıları yaşamak istemiyoruz.

Çünkü deprem gerçeğini biliyoruz.

Bilimin ne söylediğini biliyoruz.

Teknolojinin neleri mümkün kıldığını biliyoruz.

Dünyanın başka ülkelerinde depremlerle nasıl mücadele edildiğini görüyoruz.

O hâlde soruyoruz:

Neden biz yapamıyoruz?

Neden 27 yıldır hâlâ aynı sözleri dinliyoruz?

Artık yeter!

Sakarya’nın kaderi ölüm değildir.

Moloz yığınları bizim mezarımız olmak zorunda değildir.

Çözüm elbette var.

Eksik olan, bunları kararlılıkla hayata geçirecek liyakat, irade ve sorumluluktur.

Çaresiz değilsiniz! 

Saygılarımla….