ŞEYH MUSTAFA DEVATİ HZ
“Ey Hakkı arayan kişi bir ara Cenabı Hakkın aşkı beni kaplamıştı. Hiçbir yerde duramıyordum. Acaba Beytullah’a gitsem mi diye düşünüyordum. O sırada âlem bana açıldı ve Kâbe’yi mutahhara önüme geldi.  Altınoluğun altında Peygamber Efendimiz Hz Muhammed (s.a.v) oturmuşlardı o anda elime bir kitap verip buyurdular ki: Makamından ayrılma! ve her gün Peygamber Efendimiz s.a.v gelip o kitaptan fakire İlmi Ledün (maneviyat ilmi) öğretir, ders verirdi. Ben de onunla amel ederdim.” diyor Mustafa Devati hazretleri “Tuhfetus Sufiyyin” adlı eserinde.
17. yüzyılda yaşamış Celvetiyye tarikatına mensup Şeyh Mustafa Devati hazretleri,Üsküdar da her gün binlerce insanın önünden geçtiği fakat çok az kimsenin bildiği manevi önderlerden, aşıklardan biridir.
Şeyh Camii’nin bahçesindeki sessiz, sakin, huzurlu türbesine girince kalp atışlarınız bile değişiyor. Bizzat Peygamber Efendimiz aleyhisselatu vesselamın öğrencisi, İlmi Ledün sahibi bir zatın huzurundasınız.. Aklımıza bir hadis geliyor:
Ebu Hureyre r.a’den rivayet edildiğine göre Peygamber Efendimiz s.a.v şöyle buyurmuştur:
“Bir kimse Allah dostu bir zatın kabrini ziyaret edecek olursa, o Allah dostu olan zat o kimsenin selamını alır, onu tanır ve ona mukabele eder. O kimse oradan ayrılana kadar onun yanından bir an olsun ayrılmaz.”
Ruhlar aleminde bir manevi alış veriş ve muhabbet var. Gafletten kapanan gönül gözümüz görmese de inanıyoruz ki içimizin huzura ermesi ile alışveriş bereketli geçiyor. Tadına doyulmaz bir ziyaret.. Allah dileyen herkese nasip etsin. 
Şeyh Mustafa Devati hazretlerinin tasavvuf yolunda, kalp gözüyle gördüğü bazı hallerini yazdığı kitabı: “Tuhfetus Sufiyyin” den müşahedelerle yazımıza devam edelim.
“Seyyidimiz Aziz Mahmud Hüdayi (k.s) ile Peygamber Efendimiz Hz Muhammed s.a.v’in ruhaniyetleri gelip: “Bundan sonra bu kapıda her kim mana talep ederse cevap bulacaktır.” deyip emaneti teslim eylediler. Bende o zamandan beri hizmet ve irşada devam ediyorum.” 
Böyle bir ikram karşısında ziyarete giderken hangi manaya talip olarak gideceğiz sevgili dostlar? 
Mustafa Devati hz, manevi ilerleyişin kolay ama kemal noktasında daimi kalmanın zor olduğu kanaatindedir. Şöyle diyor: “Beyim! Bilesin ki tasavvuf yolunda yürümek, bir merdiven gibidir. Buna yönelen her istekli kişi merdivene çıkar. Ancak o merdivenin zirvesinde durup ihsanı ilahi kuşunu yakalamak mert kişinin işidir.”
“Ey Hak yoluna giren ve Mevla’yı arayan kişi! Bir kimse bir Pir’e bağlanıp ona teslim olsa, Hak Teala’nın emrine uyup salih ameller peşinde koşsa, şeyhinin öğrettiği zikrullaha devam etse nice nuraniyetler hasıl olur ve birçok kimseye faydası dokunur. Bu dereceden geçtikten sonra marifetullaha ayak basar. O zaman eşyanın hakikatini görür, ancak gördüklerini dil ile anlatamaz.”
Gençliğinde divit sanatıyla uğraştığı için “divitçi” anlamında kendisine “devati” lakabı verilmiş olan Mustafa Efendi hazretleri Allah dostlarına saygı ve hürmet göstermenin önemini şu cümlelerle anlatmaktadır:  “Sakın Ehlullahın hatırını kıracak işler yapma! Yoksa makam değil, hal değil, Allah korusun imanın bile gidebilir. Onların huzuruna inkar ile varmayasın. Zira arştan düsenin parçası bulunmuş, şeyhin kalbinden düşenin parçası bulunmamış.”
“Bir gün ehli dünyadan biri gelip bir şey sordu. Ona cevap verdim. O anda müezzin kamet getirmeye başladı. Farzı eda edince gördüm ki üzerinde elbisesi olmayan bir çocuk karşıma geldi. “Sen kimsin?” dedim. “Kıldığın namazın farzıyım” dedi. “Peki niye üryansın?” dedim. “Namazın sünneti benim elbiselerimdi. Sünnet ile farzın arasına dünyevi sözler karıştırıp sünneti iptal ettin. Bu yüzden beni üryan eyledin. Ta kıyamete kadar diğer ibadetlerinin arasında böyle üryan kalacağım.” İşte Ey Salik! Malum olsun ki sünnetleri ve farzı eda ederken dünyevi sözler namaza noksanlık verir, bundan sakınasın.”
“Ey Mevla’yı arayan …
[21:06, 18.08.2024] Bülent Ertekin Köşe Yazarımız: TÜRKLERDE TAHTA KILIÇ EFSANESİ..

Tahta kılıç efsanesi Peygamber efendimiz Hz. Muhammed (S.a.v)’a kadar uzanıyor. Peygamber efendimizin 12 imama emanet ettiği onlardan da Ahmet Yesevi’ye taşındığı belirtiliyor. Tahta kılıç barışı simgeliyor. Masumlara ‘bizim kılıcımız sizi kesmez’ diyor.
İşte Ahmet Yesevi, kusurlu insanın gönlünü tahta kılıcıyla fethediyor, zalimin zulmünü de demir kılıcıyla önlüyor.

"Ecdadımız, bir memleketi fethetmeden önce buraya gönül erlerini yani alimlerini gönderirdi. Bu alimler fethedilecek topraklarda yaşayan halkın önce gönlünü fethederdi. Bu alimler yanlarında tahta kılıç taşırlardı. Bu kılıcın anlamı ise “adalet ve hâkimiyet bizde fakat kılıcımız size zarar vermez, bize güvenebilirsiniz” idi. Fakat aynı zamanda “otoritemizi tanıyın “ mesajı da veriyordu. Türkler Anadolu ve Rum topraklarındaki birçok yeri Abdâl Murad, Sarı Saltuk, Gül Baba, Abdâl Mehmet gibi gönül sultanlarının halkın gönlünü fethetmesiyle kolayca fethetti.

Hacı Bektaş Velayetnamesinde, Hacı Bektaş-ı Veli’nin Ahmed Yesevi'nin öğrencilerinden olduğu yazmaktadır. Yesevi,Bektaş-ı Veli’nin beline tahta kılıcı kuşatır ve Diyar-ı Rum'u yani Anadolu'yu irşad etmekle görevlendirilir.

Balkanların fethinde önemli hizmet gören Sarı Saltuk da bir Yesevi mensubudur. Sarı Saltuk bir kahraman, bir din yayıcısıdır. Evliya Çelebi'ye göre Ahmet Yesevi ona da bir Tahta kılıç vermiştir. Saltuk ve müritleri tahta kılıçlarla nice kaleler zaptetmişlerdir.

Fuat Köprülü, "Tahta kılıçlarla kafirlere karşı harp eden, maiyetindeki bir avuç mürid ile binlerce kişilik düşman ordularını ezen, kaleler alan, küfür diyarında İslamiyeti yayan mücahid Türk mutasavvıfları"ndan (İlk Mutasavvıflar) söz eder.


ÇANKIRI’DA AĞAÇ KÜLTÜNE DAİR BAZI EFSANE ÖRNEKLERİ
 Yapraklı’da Tahta Kılıç Efsanesi
Tahta Kılıç, Kullar Köyü’nde bulunmaktadır. Fakat Yapraklı İlçe merkezinde de “Tahta Kılıç Efsanesi” bilinmekte ve aynı isimle anlatılmaktadır.
İstiklâl harbi sırasında Yapraklı’nın Kullar köyünde bir deli varmış. Bir gün, elinde tahta kılıçla köy meydanında savaşırmış gibi saatlerce kılıç sallamış. Köy halkı bu deliyle alay etmişler. Ne var ki savaştan dönenler, kendilerini tahta kılıçlı bu delinin kurtardığını söylemişler. Neticede bu tahta kılıcı köy camiinde muhafaza etmeye karar vermişler. Bugün hala cami kürsüsünde bulunan tahta kılıcın ucundan, Kore Harbi sırasında da  kan damladığını görenler olmuş. Halen İslam ordularının mücadele ettiği savaşlarda bu kılıcın, ölmüş sahibi tarafından kullanıldığına inanılmaktadır.
Kara Dede Ve Tahta Kılıç
Kullar Köyü’nde, Dedeyakası mevkiinde bir türbe vardır. Bu türbenin Kara Dede namında bir zata ait olduğu söylenir. Yanında iki mezar daha vardır. Fakat kimlikleri bilinmemektedir. Köylülerle sık sık yaptığım yüzyüze sohbetlerin birinde, Bağdat’tan köye bir ailenin geldiği söylenmiştir. Efsanede adı geçen Kara Dede’nin ve Tahta Kılıç’ın esrarı, zannederim ki bu aile ile yakından ilgilidir.
Kullar Köyü’nde Kara Dede Mescidi adıyla yeni bir mescit yapılmıştır. Köye gelenler mutlaka bu mescidi ziyaret ederler. Bu mescidin bir özelliği de “Tahta Kılıç”ın bulunmasıdır. Bu Tahta Kılıç’ın Kara Dede’nin kılıcı olduğu söylenmektedir. Fakat aynı Köylü olan Kara Dede ve bu kılıç hakkındaki bilgiler sınırlıdır. Kılıcın Kara Dede’ye nasıl geldiği ya da kılıcı kendisinin yapıp yapmadığı hususları ile ilgili ayrıntılı bilgilere ulaşılamamaktadır.Ayrıca eskiden Kayabaşı Çeşmesi’nde, suyun içinde ıslatılmış olarak beklemekte olan Tahta kılıç, daha sonra çeşmenin köye taşınmasıyla mescide konulmuştur.
Tahta Kılıç Ve Yağmur Duası
Köyde kuraklık olduğunda (yağmur yağmadığı zamanlar), Tahta Kılıç suya konularak ıslatılır. Daha sonra Dedeyakası’nda bulunan Kara Dede Türbesi’ne çıkılır. Yağmur duası yapılır. Tahta Kılıç ıslatılıp da yağmur duasına çıkılırsa, mutlaka yağmur yağacağına inanılır. Bu durumda kesin olarak yağmur yağdığı köylülerce söylenmektedir.
Tahta Kılıç ve Savaş
Memlekette bir savaş felaketi çıktığında, Tahta Kılıç’ın da bu savaşlara katıldığına inanılmaktadır. Halk içinde kulaktan kulağa anlatıla gelen bir rivayete göre Birinci Dünya Savaşı’nda Tahta Kılıç ve Kara Dede’nin savaştığı söylenmektedir. Bu konuda anlatılanlara bakılırsa, Kullar Deresi’nde köyün altında bulunan Kuru Dere’de -tam savaş anında- Kara Dede, Tahta Kılıç’ı eline almış; bir ata binerek derede bir o yana, bir bu yana atı sürmüş ve bir yandan da kılıç sallamış. Daha sonra kılıçta kanlar belirmiş. Bir müddet böyle devam ettikten sonra Kara Dede köye dönmüş. Tahta Kılıç ise kanlar içindeymiş.

.....

Dizilere ve filmlere dahi konu olan Tahta Kılıç, TRT'de oynayan Ahmet Yesevi dizisinde, Show tv de oynayan Aziz dizisinde ve Kosova’nın kurtuluşunu anlatan Tahta Kılıç sinema filminde de Tahta Kılıçdan bahsedilmiştir. Özellikle Aziz dizisinde meczubun sahip çıktığı Tahta Kılıcın, meczub asıldıktan sonra Murat Yıldırım'a emanet edilmesi sahnesi beni ağlatmaya yetmiştir.Bizler için çok değerli olan ancak unutturulmaya çalışılan tarihimizi, kültürümüzü unutmamak ve unutturmamak üzere.. 
Saygılarımı sevgilerimi yolluyorum.

Araştırmacı yazar: Murat Gülşan