
Sakarya'da düzenlenen kutlamalarda, mehter marşlarının göklere yükselmesiyle birlikte kahramanlarımız bir bir anıldı.Mor Narpın'ın sesi, uzaklardan duyulurken şarkılarla birleşen yüreklerin feryadı, Gaziantep'in direnişini gözler yaşlı bir şekilde anlattı. Şairin kaleminden dökülen şiirde, Gaziantep'in kurtuluşunun önemi, Sakarya'daki coşku ve kahramanların hafızalardaki yeri vurgulandı. Gaziantep ruhu, asırlık bir çınar gibi dimdik ayakta durmaya devam ederken, zafer bir kez daha tüm yurtta kutlandı.
Bşkan Mehmet Durak
BAŞKANIN KONUŞMASI
9 Şubat 1920’de yapılan anlaşmayla Gaziantep’in teslimi, Türkleri en derin elem ve mateme boğduğu kadar, Ermeni ve Fransızlara düğün ve bayram yaptırmıştır. Ancak bu sevinç çok sürmemiş, Ankara Antlaşması, sevinenleri ümitsizliğe matem tutanları büyük bir heyecan ve sevince boğmuştur. 25 Aralık 1921 tarihinde son Fransız askeri Gaziantep’i terk ederken, kahraman Türk ordusu halkın coşkun sevgi gösterileri ve sevinç gözyaşları içerisinde Gaziantep’e girmiştir.
Ne mutlu böyle şanlı bir geçmişe sahip olan millete…
Ne Mutlu Türk’üm Diyene!
#Gaziantep #103üncüYıl #Kurtuluş #Sakarya #Kahramanlar #MilliMücadele
Gaziantep'in kurtuluşunun 103. yıl dönümünü kutlayan bu anlamlı etkinlik için özel bir şiir....
Gaziantep’in Gürlemesi
Sakarya’da yankılandı, destanların sesi
Gaziantep’in zaferi, yüreklerde bir mezesi
Mehter marşları yükseldi, göklere doğru
Anıldı kahramanlar, bir bir dizilmiş oldu
Mor Narpın’ın sesi, duyuldu uzaklardan
Şarkılarla birleşti, yüreklerin feryadları
Anlatıldı destanlar, gözler doldu yaşla
Gaziantep’in direnişi, tarihin sayfalarında
Asırlık çınar gibi, dimdik ayakta durur
Gaziantep ruhu, her daim özgürlüğe vurur
Kahramanları unutulmaz, hafızalarda yer eder
Şanlı bayrak dalgalanır, zafer bir kez daha tekrardır
Bu şiirde, Gaziantep'in kurtuluşunun önemi, Sakarya'daki kutlamaların coşkusu ve kahramanların anılması vurgulanmıştır.
ATATÜRK VE GAZİANTEP
Atatürk, Milli Mücadele yıllarında, Gazianteplilerin düşman karşısındaki yiğitçe direnişlerini, ölümle diş dişe savaşlarını, savunmalarını coşkuyla izlemiş, onlara her fırsatta güç vermiş, Gazianteplileri övmüştü. Gaziantep’e karşı büyük bir sevgisi vardı ama bir türlü fırsat bulup da bu şehre gelememişti. Milli Mücadeleyi başlatmak üzere Anadolu’ya geçmeden önce Suriye cephesinde 7. Ordu Komutanı olarak görev aldığı zaman, bir keresinde 1918 yılı Ekim ayı başlarında Kilis’e kadar gelmiş; Kilis’te bir gece kalmış; Kaymakam İbrahim ve Kilis ileri gelenleriyle görüşmüştü. Gaziantep’e gelememişti.
Gaziantepliler Atatürk’ü ancak, 26 Ocak 1933 günü kucaklayabilmişlerdi. 1933 yılı Ocak ayının 15’inde uzun süreli bir yurt gezisine çıkan Atatürk Adana’dan sonra 26 Ocak 1933 günü Gaziantep’e yönelmişti. O gün Ramazan Bayramı arifesiydi. Atatürk, bayramı Gaziantep’te geçirmek istiyordu. Haber Gaziantep’te duyulur duyulmaz halk iki bayramı bir arada kutlamanın sevinci içinde, şehirlerini bayrak ve taklarla süslemişlerdi. Gaziantep Valisi Akif Bey’in başkanlığındaki bir heyet, Atatürk’ü karşılamak üzere Narlı istasyonuna hareket etti. Heyetle buluşan Atatürk, onlarla birlikte saat 11’e doğru Gaziantep’e girdi. O gün şehir ana-baba günü, binlerce, on binlerce insan, okullar, esnaf birlikleri karşılamaya çıkmışlardı. Atatürk, karşılayıcıları selamladıktan sonra, otomobiline bindi. Yolda, Başkarakol’da arabasından inerek bir süre halk arasında yürüdü, tekrar bindi, Atatürk Bulvarı’ndan Halkevine geldi. Meydanlarda davul-zurnalar çalıyor, milli oyunlar oynanıyordu. Halkevinde çeşitli kuruluşların yöneticileri ile görüştü bilgi aldı. Atatürk, Gaziantep’teki çalışmalardan memnun görünüyordu. Akşam, Gaziantepliler, Atatürk’e iki yüz kişilik bir yemek verdiler. Yemeğin sonunda Gaziantep Milletvekili Kılıç Ali bir konuşma yapmış, sözlerini şöyle tamamlamıştı:
“Gazi bizim Gazimiz, kainat ve insanlığın Ulu Gazisi… Gaziantep’in yüreğinden coşan sesi dinliyor musun? Bu ses, tek ses olarak neden senin büyük yüreğine akıyor. Gaziantep seninle yeniden kuruldu, çünkü sana inandı, bağlandı. Sana inanan, sana bağlanan kendi varlığına inanır. Hakka inanır, sonsuzluğa bağlanır. Sen her şeysin, Gazisin. Büyük Türk’ün bizzat kendisisin, özüsün, kütük adın Gazi Mustafa Kemal’dir. Fakat doğuş adın, tarih adın, asıl adın Türkiye’dir.”
Ertesi gün 27 Ocak 1933 Cuma, bayramın birinci günü, Atatürk üzerinde lacivert bir elbise, gri kravat, siyah iskarpinlerle Valilikte yapılan bayramlaşma törenine katıldı. Buradan, üstü açık bir arabayla Belediyeye geldi. Belediye Meclisi salonunda toplanan Gazianteplilerle, şehrin sorunlarını görüştü, ihtiyaçlarını sordu. Gaziantep’te bir lise açılması isteniyordu. Başbakan İsmet İnönü’ye bir telgraf gönderdi. Gaziantep’teki ortaokulun lise haline getirilmesini, bu işin bir iki gün içinde sonuçlandırılmasını istedi. Öyle ki, üç gün sonra 1 Şubat 1933’te Gaziantep lisesi açılmıştı. Bu arada bir de tören yapıldı.
Şehir meclisi Atatürk’e “Hemşehrilik Belgesi” verilmesini kararlaştırdı.
Atatürk, Gaziantep Nüfus Kütüğünde (Bey Mahallesi, hane 41, cilt 86, sayfa 56, Zübeyde’den doğma, Ali Rıza oğlu, 1881 Selanik doğumlu Gazi Mustafa Kemal) olarak geçti. Hemşehrilik Belgesi, Gaziantep Belediye Başkanı Hamdi Kutlar’ın bir konuşmasıyla Atatürk’e verildi.
Atatürk teşekkür ederek: “Gaziantep güzel şehir, Gaziantep’liler vatansever, cesur ve çok çalışkandır. Bu şehir her hizmete layıktır. Gereken her yardım yapılacaktır” dedi.
Belediyeden sonra Garnizon Komutanlığına gitti, subay ve erlerin bayramlarını kutladı. Öğleden sonra Narlı’ya buradan da Adana’ya dönüyordu.
Atatürk, Gaziantep’in Kurtuluş Günü yıldönümleri olan 25 Aralık’ta sık sık Gaziantep’lileri kutluyordu. 25 Aralık 1936’da Gaziantep’in 15. Kurtuluş Yıldönümü günü şu telgrafı göndermişti:
“…Türküm diyen her şehir, her kasaba ve en küçük Türk köyü, Gaziantepliler’i kahramanlık örneği olarak alabilir.”
Bu telgraftan bir yıl sonra 25 Aralık 1937’de Gaziantep’in 16. kurtuluş yıldönümü dolayısıyla Ankara Halkevi’nde düzenlenen toplantıya katılmış, Gaziantepliler’e de bir telgraf çekmişti. Bu telgrafta:
“…Eğer bir gün millet,vatan ve Cumhuriyetin yüksek çıkarları gerekirse, o çevre kahramanlarının geçmişte olduğundan daha yüksek kahramanlıklar göstermeye hazır olduklarına şüphem olmadığı bilinmelidir” diyordu.
GAZİANTEP, ATATÜRK’Ü HER ZAMAN SAYGIYLA ANDI
Gaziantep, Mustafa Kemal Atatürk’ü her zaman saygıyla andı. Onun Gaziantep’e geliş gününü, bir bayram olarak her yıl kutlanmaktadır. Aziz Ata aynı zamanda Gaziantep’in adaşı ve Gazi şehrin de fahri hemşehrisi olarak kabul edilmektedir. Atatürk, Gaziantep Bey Mahallesi 41 hanesinde kayıtlıdır. Ata’ya bir hürmet nişanesi olmak üzere pek çok cadde ve okullara ismi verilmiştir; Gazi Mustafa Kemal İlkokulu, Atatürk Lisesi, Atatürk Bulvarı, Gaziler Caddesi, Atatürk İlkokulu…
“Antep'in harbine onbir ay oldu
Kanımız kurudu benzemiz soldu
Analar babalar yaşlarını döktü
Vurun Antepliler namus günüdür
Vurun Antepliler mertlik günüdür
Atına binmiş de elinde dizgin
Girdiği cephede hiç olmaz bozgun
Çetelerden mi gardaş yılanım azgın
Vurun Türk milleti kavga günüdür”
Bu dağlarda biz yaşarız, bu dağlar bizim dağımız.
Namusumuz temiz, bayrağımız hür …
ANTEPLİ ŞAHİN
Ben Antepliyim, Şahin’im ağam.
Mavzer omzuma yük.
Ben yumruklarımla dövüşeceğim.
Yumruklarım memleket kadar büyük.
Hey, hey!
Yine de hey hey!
Kaytan bıyıklarım, delişmen çağım
Düşman kurşunlarına inat köprü başında
Memleket türküleri çağıracağım.
Bu dağlarda biz yaşarız,bu dağlar bizim dağımız.
Namusumuz temiz, bayrağımız hür
Analarımız, karımız, kızımız, kısrağımız
Burada erkekçe dövüşür
Bir bayrak dalgalanır Antep kalesi üstünde
Alı kanımdaki al, akı alnımdaki ak
Bayraklar içinde en güzel bayrak
Düşüncem senden yanadır
Hep senden yanadır çektiğim kahır
Bu senin ülkende, senin gölgende
Düşmesin kara kalpaklar, kirlenmesin duvaklar
Korkum yok ölümden kâfirden yana
Alacaksa alsın beni şafaklar.
Hey, hey! Yine de hey hey!
Al bayraklar altında kara bir kartal gibi
Yaşamak ne güzel şey.
Bir sır var bu mavzerde, attığım gitmez boşa
Çıkmış bir eski savaştan
Türk ün bir karış toprak parçası için
Destanlar yazacağız yeni baştan.
Yıktım toprağın üstüne bir sarı kurşunla birini
Çıktı karşıma biri,
Çıktıkça çektim tetiği Bismillâhlar la beraber
Vurdum alnından kâfiri.
Bu kaçıncı kurşundur, bu kaçıncı bismillâh
Bu kaçıncı ölüdür?
Bir türkü söylenir siperlerde her sabah
Vurun Antepliler namus günüdür!
Ben Antepliyim Şahin’im ağam
Mavzer omzuma yük
Ben yumruklarımla dövüşeceğim
Yumruklarım memleket kadar büyük
Yavuz Bülent BAKİLER
GAZİANTEP TARİHİ
I. Dünya Savaşından sonra ilk olarak 17 Aralık 1918 de İngilizler şehre girdiler. Yaklaşık bir yıl süren işgalin ardından Fransızlar ile yaptıkları anlaşma gereği burayı Fransızlara terk ettiler.(5 Kasım 1919)
Gerek Fransızların gerekse onlarla hareket eden Ermenilerin baskı ve zulümleri halkın direnişine yol açtı. Antep-Kilis hattında Şahinbey liderliğinde işgale karşı büyük bir savunma başladı. Şahin Bey’in şehit edilmesinden sonra bu defa Antep çatışmalara sahne oldu.
Antep halkı 1 Nisan 1920 den 7 Şubat 1921’e kadar Fransız kuvvetlerine karşı büyük bir direniş gösterdi. Daha sonra direniş kırıldı,ve Türk Askerleri geri çekilmek zorunda kaldı.Fransızlar Ankara Antlaşmasının ardından 25 Aralık 1921 de şehri boşalttılar ve Gaziantep iki yıl süren işgalden kurtulmuş oldu.
Türkiye Büyük Millet Meclisi kendi gücüyle işgale 11 ay dayanan ve düşmana geçit vermeyen Antep'e 8 Şubat 1921 de Gazilik unvanı verdi. Böylece şehir Gaziantep adıyla anılmaya başladı.
*(ŞEHİTKAMİL SUNUMU YAPILIRKEN SAHNEDE CANLANDIRMA Yapıldı)
ŞEHİTKAMİL (1904-1920)
21 Ocak 1920 Cuma günü, 14 yaşındaki Mehmet Kâmil annesiyle kendircilik yapan dedesinin evinden geliyorlardı. İkisinin de sırtında hasır örmek için dedesinin evinden aldıkları parçalar vardı. Fransızlarla savaş daha başlamamıştı. Vakit akşamüstüydü.
Fransızların fırın olarak kullandığı bir binanın önünden geçerken, Kozanlı tarafından gelen birkaç Fransız askeri birden Mehmet Kâmil'in annesinin önünü kesip peçesini açmak istediler. Mehmet Kâmil'in annesi bir yandan bağırıyor bir yandan da peçesini açmak isteyen Fransız askerlerine karşı kendisini müdafaa etmeye çalışıyordu.
Anasının saldırıya uğradığını gören Kâmil yerden aldığı taşları Fransız askerlerine atıyordu. Tam o sırada ortalığı bir çığlık kapladı. Kamil’in vuruldum sesini, anasının çığlık ve feryadını duyan halk koşuyor. Fransız askerleri, hemen askeri fırına kaçarak kapıları kapatıyorlar. Olay yeri bir anda ana-baba gününe dönüyor. Küçük bir oğlanı vurmuşlar! Haberini duyanlar, kiminin elinde kazma, kiminde balta, kiminde satır, koşuyorlar askeri fırına… Fransızlar korku içinde fırının kapısını kapatmışlar, arkasına odun ve eşya yığmışlar. Pencereden de bir makineli tüfeği kalabalığa çevirmişler. Onlar korku, halk öfke ve heyecan içinde… -Açın kapıyı namussuzlar! Bir çocuğu süngülemek nasılmış, açında gösterelim size… Korkaklar, alçaklar… Kapılara, pencerelere baltalar, kürekler, et satırları ile vuruyorlardı…
Mehmet Kâmil'in katledilmesiyle Antep müdafaasının ilk şehidi verilmişti.
Günün anısına özel Nohutlu dürüm ile ciger dürüm ikramı yapıldı.

