DEVLET ADAMI… DEVLET AKLI… DEVLET TERBİYESİ…

AHLÂK YOKSA NE DİN VARDIR, NE DE DEVLET KALIR..
İDEOLOJİK ÇEKİŞMEYE VE KÖRLÜĞE HAYIR, MİLLÎ CEPHE SORUMLULUK VE BİLİNÇTİR.

 

Özetaçıklamaburadadır.

https://youtu.be/rw-JRYCnQcE

 

Türkiye'nin son yıllardakitemelmeselelerinden biri, devletin kurumlarının, devlet anlayışının ve toplumun devlete bakışının nasıl dönüştürüldüğüdür. Bu mesele yalnızca belirli bir siyasi partiye, ideolojik gruba veya döneme indirgenemez. 28 Şubat sürecinden başlayarak farklı dönemlerde ortaya çıkan yapılanmalar, tartışmalar ve kırılmalar, devlet kurumlarının toplum nezdindeki itibarı üzerinde derin etkiler meydana getirmiştir.

Bu çerçevede“PARALEL YAPI”kavramınıyalnızcatek bir örgütle sınırlamak da yeterli değildir. Devletin meşru kurumları dışında, devlet adına veya devlet üzerinde etkide bulunmaya çalışan her türlü gizli, gayrimeşru ve denetim dışı yapılanma devlet düzeni bakımından ciddi bir tehdittir. 28 Şubat dönemindeki Batı Çalışma Grubu tartışmaları ile daha sonraki yıllarda FETÖ yapılanmasının oluşturduğu tehdit, farklı tarihsel ve siyasi bağlamlara sahip olmakla birlikte, devlet mekanizması içinde meşru hukuk düzeninin dışında güç oluşturma meselesinin önemini göstermektedir.

Bugün asıl üzerinde durmamız gereken nokta ise şudur: Türkiye'deki siyasiayrışmayıyalnızca“Sağcı-Solcu”, “İslamcı-Laik”, “Ülkücü-Ulusalcı”veyabaşkaideolojik kategoriler üzerinden okumak, meselenin önemli bir bölümünü gözden kaçırmamıza neden olabilir.

Asıl soru şudur: Devletin ve milletin yüksek menfaatlerini, hukuk ve millî sorumluluk çerçevesinde savunan bir devlet anlayışından yana mıyız; yoksa kişisel çıkarı, grup menfaatini veya dış etkiyi devletin ve milletin önüne koyan anlayışlara mı alan açıyoruz?

Bu açıdan bakıldığında mesele bir ideoloji tartışmasından daha derindir. Mesele devletterbiyesidir.

 

Devletin Terbiyesi, MilletinVicdanıveGerçekCephe

Cumhurbaşkanı’nın "Siyasetteartıkcephekalmadı" ifadesininaksine, Türkiye’dedünolduğugibibugün de çokçetin, çokbelirleyicibircephevardır. Ancakbucephe; sağcılık-solculuk, Kemalizm, İslamcılık, Ülkücülükya da ulusalcılıkgibigelenekselideolojikyarılmalarınüzerindeşekillenmektedir. Memleketinönündekiasıl hat gayetnettir: Bir taraftamilletinkadimtöresine, ahlaknizamınavedevletinbekasınakayıtsızşartsızsadakatgösterenmillîcephe; diğertaraftaisemenfaatşebekeleriyle, dışistihbaratkurgularıylaveişbirlikçilikleyoğrulmuşgayrımillîcephe.

Kuvâ-yiMilliyeCumhuriyetikurdufakatİngilizMuhipler Cemiyeti’nin, mandacızihniyetinya da cemiyetkisvesialtındafaaliyetyürütenyabancıistihbaratunsurlarınınfikriyatıtamamen yok olmadı; aksinekılıkdeğiştirerekderinleşti. Bugün Türkiye üzerindetezgâhlananentehlikelioperasyon, halkınzihnindekidevlettasavvurunuve Türk SilahlıKuvvetleri’ninmanevizırhınıaşındırmaçabasıdır. 15 Temmuzbukuşatmanınenkanlızirvesiydi; fakatkurumsalyıpratmagirişimlerifarklısuretlerdedevametmektedir.

 

Devlet Adamlığıve Devlet Terbiyesi…

Geçmişte “DEVLET ADAMI” kavramıbaşlıbaşına bir vasıf ifade ederdi. Kamuran İnan, Alparslan Türkeş veya Necmettin Erbakan gibi farklı siyasi çizgilerden gelenisimlerhakkında “DEVLET ADAMI” nitelemesiyapılabilirdi. Çünkü devlet adamlığı, yalnızca makam sahibi olmak değil; devletin sürekliliğini, milletin güvenliğini ve kamu yararını kişisel ve siyasi çıkarların üzerinde tutmak anlamına gelirdi.

Benzer şekilde “DEVLET TERBIYESI” diyebirkavram vardı. Devlet görevinin bir emanet olduğu, kamu malının şahsi mal olmadığı, makamın kişisel zenginleşme aracı olarak kullanılamayacağı düşüncesi toplumda güçlübirkarşılığasahipti.

 

Bugün bu kavramları yeniden hatırlamamız gerekiyor.

Devlet malı, yetim malıdır.

Kamu görevi emanettir.

Milletin vergisiyle oluşturulan kaynak, yöneticinin şahsi serveti değildir.

Hazreti Ömer'in kamu malına ilişkin hassasiyeti bu anlayışın İslam medeniyetindeki en güçlü örneklerinden biridir. Türk devlet geleneğinin “devlet malına sahip çıkma” anlayışı ile İslam'ın emanet ve kul hakkı hassasiyeti burada aynı ahlaki zeminde buluşur.

Asıl mesele yalnızca yolsuzluk değildir. Asıl mesele, toplumunadaletduygusununzedelenmesidir.

 

Yitirilen Devlet AdamlığıveÇürüyenTerbiye…

Geçmiştefikriyatı ne olursaolsun Kamran İnan’dan Alparslan Türkeş’e, Necmettin Erbakan’a kadarortakbirpaydavardı: "Devlet adamlığı" ve "devletterbiyesi". Bir kimseninbuterbiyeileanılmasıenbüyükpayeydi. Bugüngençnesillerinlügatindensilinenbukavramlarınyerinibürokratiknobranlıkvehesapsızbirsavurganlıkaldı.

"Devlet malı, tüyübitmemişyetimmalıdır…"inancıylayetişen, harcırahınıcebindenödeyen, görevyerineotobüslegidenmülkiidareamirlerinden; devleteaituçaklarlaşahsigezilereçıkılanbirsavrulmayaevrildik. DillerdeHazretiÖmer’indevletinmumuylaşahsimumunuayıranadaletianlatılırken, pratikte "Harun gibigelip Karun gibigitmeme" ahdiçiğnenmektedir. Finansalspekülasyonlarla, borsavefonoyunlarıylainsanlarınbirikimlerinibuharlaştıranmekanizmalartüredi. Henüz İslam tebliğedilmedenevvel, cahiliyeMekke’sindedahihaksızkazancavetefeciliğekarşıadaletyeminiedenPeygamberimizSAV’in de kurucusuolduğuHılfü'l-Fudûlerdeminingerisinedüşenbirahlakanlayışıdindarlıklaizahedilemez.

 

ParalelYapılarveVesayet Maskesi..

Türk devletgeleneği, bünyesindehiçbirparalelodağamüsamahagöstermemiştir. DününvesayetçiBatıÇalışmaGrubu (BÇG) da birparalelyapıydı, devletiiçeridençürütmeyekalkışan FETÖ de birparalelyapıydı. Bugünsermayemanipülasyonlarıyla, liyakatsizatamalarlabürokrasiyeçöreklenenşebekeler de aynıtahribatıyapmaktadır.

Buradaentehlikelisaptırma, devletive Türk SilahlıKuvvetleri’ninşerefinisavunmanın "vesayetçilik" ya da "faşizm" olarakyaftalanmasıdır. Dirayetlibirdevletiveordununiade-iitibarınısavunmakvesayetçilikdeğildir. Vesayetle 28 Şubatsürecindebu millet topyekûnmücadeleetti; inançhürriyetivebaşörtüsüyasaklarınakarşıomuzomuzadirendi. O mücadele, bugünbirtakımçıkarçevreleri din vedavaistismarıyapsın, ahlakinormlarıçökertsinya da milletetepedenbaksındiyeverilmedi.

Açıkçaifadeetmekgerekir: Devleteve Türk ordusunahusumetbeslemekdindarlıkdeğildir. Dini sembollerikalkanyaparakkurumsalhafızayavemillîmenfaatleresaldırmak, din kisvesialtındabiranarşizmdir.Görünürdefarklısiyasimahallelerdeduranfakatdevletinalimenfaatlerisözkonusuolduğundaaynıyıkıcısöylemdebuluşanfigürlerinoluşturduğutehditartıkperdelenmemelidir.

 

Fonlar, Borsa veEmanet Meselesi…

Bir yatırım sistemine güvenerek parasını teslim eden insan, aslında yalnızca finansal bir işlem yapmaz; aynı zamanda karşı tarafa bir güven ve emanet ilişkisi kurar. Sermayenin bir araya getirilmesi ve üretime, yatırıma dönüştürülmesi ekonomik hayatın doğal bir unsurudur.

Fakat bir yapı, şirketleri gerçekte olduğundan daha değerli gösteriyor, piyasada yapay bir değer oluşturuyor ve daha sonra belirli kişilerin bu değer üzerinden paralarını çekmesini sağlıyorsa, mesele yalnızca finansal bir problem olmaktan çıkar.

Burada ahlak, hukuk ve kul hakkı meselesi ortaya çıkar.

Milletin parasını emanet alanlar, o emanete ihanet etmemelidir.

İslam'ıncahiliyedönemindekiHılfü'l-Fudûlörneği de buaçıdanönemlidir. Hz. Muhammed'in SAV.peygamberliktenönceiçinde bulunduğu bu oluşum, haksızlığa uğrayanların hakkını koruma iradesinin tarihsel bir örneğidir. Demek ki ahlak, yalnızca söylem değildir. Ahlak, haksızlık karşısında tavır almaktır.

Dindarlık; kulhakkındankorkmak, emanete sahip çıkmak, adaleti gözetmek ve kendi çevresindeki yanlış karşısında da sesçıkarabilmektir.

 

Kuvâ-yi Milliye Ruhu veMillîMefkûreninSürekliliği…

Millî Mücadele dönemine baktığımızda yalnızca cephedeki mücadeleyi değil, aynı zamanda içerideki siyasi ve istihbari mücadeleyi de görürüz. İngiliz Muhipler Cemiyeti, Kürt Teali Cemiyeti ve dönemin diğer işbirlikçi yapılanmaları, Millî Mücadele'nin karşı karşıya bulunduğu siyasi ortamın parçalarıydı.

Buradan çıkarılması gereken ders şudur: Bir devletin bağımsızlığı yalnızca dışarıdaki düşmana karşı korunmaz. Devletin içerideki kurumsal yapısı, toplumsal dayanışması ve millî iradesi de korunmak zorundadır.

Ancak tarihsel yapılardan bugünkü kişi veya kurumlara doğrudan ve kanıtsız biçimde sonuç çıkarmak da doğru değildir. Tarihten alınacak ders, aynı isimleri bugüne taşımak değil; aynı türden risklerin hangi mekanizmalarlaortayaçıkabileceğinianlamaktır.

 

Türk Silahlı KuvvetleriveDevletinİtibarı…

Devlet kurumlarının itibarı, devletin gücünün unsurlarından biridir. Türk Silahlı Kuvvetleri de Türkiye Cumhuriyeti'nin en önemli kurumlarından biridir.

Silahlı Kuvvetlerin geçmişteki vesayet uygulamaları ayrı bir konudur. Demokratik hukuk devletinde hiçbir kurum siyasetin ve hukukun üzerinde değildir. Ancak vesayetle mücadele etmek ile devlet kurumlarını toplumun gözünde itibarsızlaştırmak aynı şey değildir.

Bu ayrımı net biçimde yapmak zorundayız.

TSK'nın demokratik hukuk düzeni içinde görev yapan, anayasal sorumlulukları bulunan güçlü ve saygın bir kurum olmasını savunmak vesayetçilik değildir.

Devleti savunmak vesayetçilik değildir.

Ordunun onurunu savunmak vesayetçilik değildir.

Aynı şekilde devlet veya ordu karşıtlığını dindarlıkla özdeşleştirmek de doğru değildir.

Dindarlık, devlet düşmanlığı anlamına gelmez.

İslam, ahlakı, adaleti, emaneti ve sorumluluğu merkeze alan bir inanç sistemidir. Devlete ve millete karşı sorumluluk bilinciyle hareket etmek, dinin temel ahlaki ilkeleriyle çelişmez, tam tersidestekler…

 

Türk Töresi ve İslam Ahlakı

Türk Milleti’nin tarih boyunca taşıdığı teşkilatçılık, askerlik, dayanışma, misafirperverlik ve hayırseverlik gibi değerler, İslam'ın ahlak anlayışıyla birlikte yeni bir medeniyet terkibi meydana getirmiştir.

Bu nedenle Türk devlet geleneğini yalnızca askeri güç üzerinden anlamak eksiktir.

Güçlü devlet aynı zamanda güçlü ahlak demektir.

Güçlü ordu, güçlü hukuk, güçlü ekonomi ve güçlü toplum birbirinden ayrılmaz.

“Her Türk asker doğar” sözü de yalnızca askerlik hizmetini ifade eden bir slogan olarak değil, Türk toplumunda devlet ve vatan savunmasına ilişkin tarihsel kültürün bir yansıması olarak değerlendirilmelidir.

Bugün askerlik sisteminin nasıl düzenleneceği ayrı bir siyasi ve hukuki tartışmadır. Ancak milletin savunma bilincinin ve vatan sorumluluğunun zayıflatılmaması temelbirdevletmeselesidir.

 

Asıl Cephe Nerede?

Bugün Türkiye'nin asıl ihtiyacı, insanları siyasi etiketlerine göre birbirinden ayırmak değildir.

Millî Görüşçü, Ülkücü, Kemalist, muhafazakâr, liberal veya başka bir siyasi kimlik taşıyan insanlar arasında devletin ve milletin ortak menfaatleri konusundabuluşmazeminivardır.Bu zemininadımillîsorumluluktur.

Karşı tarafta ise herhangi bir ideolojik etiketle sınırlanamayacak başka bir risk vardır: Kişiselçıkarıkamuyararının önüne koymak, devlet kurumlarını kendi grubunun çıkarı için kullanmak, dış etkiler karşısında millî çıkarı ikinci plana atmak ve toplumsaldeğerleriistismaretmek.Bu nedenle asıl ayrım, ideolojik kamplararasındadeğil; devletvemillîmenfaatlerdenyanaolanlarilemenfaatperestahlaksızlararasındadır.

 

Devlet ve Millet İçin Bir VicdanÇağrısı…

Türkiye'nin yöneticileri, siyasetçileri, bürokratları, iş insanları ve toplumun bütün kesimleri içintemelsoruşudur:Bu ülkeyigeleceknesillerenasılteslimedeceğiz?Devletidahagüçlümü, dahazayıfmı?Kurumlarıdahaitibarlımı, dahaitibarsızmı?Kamu malınıdahakorunanbir emanet mi, yoksa kişiselçıkaralanımı?Gençleredevletterbiyesi, adalet, ahlak ve sorumluluk mu bırakacağız; yoksa makamın ve paranın her şeyin önüne geçtiğibirdüzen mi?Bu sorularıncevabıyalnızca bugünkü siyaseti değil, Türkiye'nin geleceğini belirleyecektir.

Bizim çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miras yalnızca yollar, köprüler, fabrikalar veya silah sistemleri değildir. Asılmirasımızdevletanlayışıdır.Devletinitibarıdır.Milletinbirbirinegüvenidir.Adalet duygusudur.Ahlaktır.Ve enönemlisi, emanetesahipçıkma şuurudur.

Türk milleti tarih boyunca büyük devletler kurdu. Bunun temelinde yalnızca askeri güç yoktu. Teşkilat vardı, disiplin vardı, fedakârlık vardı, adalet vardı, ahlak vardı.

Bugün de ihtiyacımızolanbudur.Devletisavunmak, milletisavunmak; hukuku, adaleti vekamuahlakınısavunmaktır.Türk SilahlıKuvvetleri'ninsaygınlığınısavunmak, demokratik hukuk devletinden vazgeçmek değildir.

Dindar olmak, devlet düşmanı olmak değildir.

Muhafazakâr olmak, kamu kaynaklarının hesabını sormaktan vazgeçmek değildir.

Millî olmak da herhangi bir siyasi partiye kayıtsız şartsız bağlı olmak değildir.

Bütün mesele, devletin ve milletin yüksek menfaatlerini kişisel ve grupçıkarlarınınüzerindetutabilmektir.

 

Mahkeme-i Kübra Mesuliyeti…

Bugüniktidarkadrolarındavekararmercilerindebulunanlarınönündekienhayativazife; mızrağınçuvalasığmadığıbuahlakiveidariaşınmayıgörmektir. Kendi imzasını, kendisorumluluğunutaşıyan her tasarrufun, devletteliyakatinyerinehizipçiliğikoyan her tercihinhesabınıvermekzorundadırlar.

Devletine, milletine, töresineveimanınasahipçıkmayanbirtoplumunelinde ne vatankalır ne de istikbal. Geleceknesillereyozlaşmışbirenkazbırakmamakadına, vicdanmuhasebesiertelenemezbirzorunluluktur. ÇünküyarınMahkeme-iKübra’daverilecekhesap; sınırboylarındanöbettutanMehmetçiğin, dağdakiçobanınvefabrikadakiişçininhakkıdır.

 

Son Söz

Ben bugün bu meseleleribirsiyasihesapladeğil, birvicdanmuhasebesivesorumlulukolarakdilegetiriyorum.

Dağda görev yapan Mehmetçiğe, tarlasındaki alın teriyle yaşayan çiftçiye, fabrikada çalışan işçiye, çocuğunu büyütmeye çalışan anne ve babaya karşı sorumluluğumuz var.

Bu insanların vergileriyle, emeğiyle ve fedakârlığıyla ayakta duran devletin imkânlarını kullanırken hepimiz hesapverebilirolduğumuzubilmeliyiz.Çünküdevletmakamıemanettir.Milletinhakkıemanettir.Vatan emanettir.Ve buemanetinhesabıyalnızcamahkemelerde değil, insanın kendi vicdanında da sorulur.

Güçlü vebüyük Türkiye; yalnızca güçlü ordusuyla değil, güçlü devleti, güçlü kurumları, güçlü ekonomisi, güçlü ahlakı ve güçlü milli iradesiylemümkündür.Devletinkurumlarınızayıflatmadanvesayetlemücadeleedelim.Ordununitibarınıkorurkendemokratikhukukdevletinigüçlendirelim.Dini siyasetinveyakişiselçıkarınaracıhâlinegetirmeyelim.Devlet malınıyetimmalıbilelim.Kamu göreviniemanetbilelim.Ve çocuklarımızabirülke, güçlübirdevletveyücebirahlakbırakalım.

Çünkü devlet zayıflarsamilletingüvenliğizayıflar.Ahlakzayıflarsadevletintemelizayıflar.Milletinortakiradesizayıflarsa, dışarıdan gelen hiçbir tehdide karşı uzunsüreayaktakalamayız.Türkiye'ninihtiyacıkavgadeğil; devletaklıveMillîBirliktir.Türkiye'ninihtiyacı slogan değil; güzelahlaktır.Türkiye'ninihtiyacıkişiselçıkardeğil; millîsorumluluktur.

Özet; ecdadın“YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE…” emri ve öğüdü düşünce ve idrâkimizin mihengidir. Sulandırılamaz, gevşetilemez. Sulandıran ve gevşetenler gaflet, delâlet hatta ihanet içindedirler.

Bilinsin…

 

E. Yb. Halil MERT

StratejivePsikolojik Harp Uzmanı