EGİLMEYİN
Bismillahirrahmanirrahim
Makama eğilmeyin. Para için eğilmeyin. Mal için eğilmeyin. Ünvanlara eğilmeyin.
Zengine, makam sahibine, mal sahibine başka selam verip fakire başka selam verenlere yazıklar olsun.
Günümüzde paralı ve makam sahibi biri olunca konuşmamız, tavrımız değişiyor. Halk ağzıyla buna yalakalık denir.
İnsan, karşısındakinin cüzdanına veya koltuğuna göre eğilirse omurgasını kaybeder.
Zengine gülüp fakire asık surat göstermek, makam sahibinin yanında sesi kısılıp garibanın yanında yükselmek iki yüzlülüğün ta kendisidir.
Peygamberimiz ﷺ’in ölçüsü belliydi: Haklıya haklı, haksıza haksız denir.
Yanında oturan kişi dilenci de olsa, vezir de olsa muamele adalete göre şekillenir.
“İnsanlara mevki ve seviyelerine göre muamele edin” hadisi, zengine yaranmak için değil, hakkı olana hakkını vermek içindir.
Zenginlik ve makam gelip geçici. Bugün selam durulan koltuk yarın boşalır.
Ama sözün, duruşun ve adaletin kalır.
Eğilmeyen baş, iki yüzlülüğe bulaşmayan dil, fakirle zengini aynı tartıda tartan vicdan… İşte asıl makam budur.
İnsan ancak Allah’ın önünde eğildiğinde kimseye eğilmek zorunda kalmaz.
Eğilecek tek makam ve yer, Allah celle celaluhunun huzurudur.
İslam insana dik durmayı, dünya için eğilmemeyi öğretir.
Ne ara bu hale geldik ki iki günlük dünya için ahiretimizi satar olduk?
İnsanın kıymeti cüzdanının kalınlığı değil, kalbin doğrultusudur.
Para için eğilen baş, bir gün o paranın sahibi değişince yine eğilir. Bu, hürriyetini satmaktır.
Kur’an der ki:
“Gözlerini, onlardan bir kısmını faydalandırdığımız dünya hayatının süsüne uzatma.” [Tâhâ 131]
Çünkü mal bir imtihandır, değer ölçüsü değildir.
Peygamberimiz ﷺ buyurdu:
“Gerçek zenginlik, mal çokluğu değil, gönül tokluğudur.”
Gönlü tok olan, zenginin önünde bükülmez.
Gönlü aç olan, kırıntı için diz çöker.
Mal gider, makam biter. Geride sadece duruşun kalır.
Eğer eğileceksen, sadece seni yoktan var edene eğil.
O’nun önünde eğilen, kimseye eğilmek zorunda kalmaz.
Ahmet sağlam