Görünmeyen Gerçek: Suni Gündemlerin Gölgesinde Geçim Savaşı
Türkiye’de sabahları gözümüzü açtığımızda karşımıza çıkan "memleket meseleleri" ile akşam mutfakta karşılaştığımız "hayat meseleleri" arasındaki makas hiç bu kadar açılmamıştı. Manşetleri süsleyen siyasi polemikler, yapay tartışmalar ve içi boş kavgalar, sokaktaki vatandaşın çıplak gerçeğini örtmeye yetmiyor.
Gelin, mayıs ayı itibarıyla önümüze konan rakamların soğukluğuyla yüzleşelim. Çünkü asıl beka sorunu, bu ülkenin insanının onurlu bir şekilde yaşayıp yaşayamadığıdır.
Rakamlar Yalan Söylemez: Açlık Sınırının Altında Bir Hayat
Bugün ülkemizde net asgari ücret 33.030 TL. İlk bakışta büyük gibi duran bu rakam, hayatın gerçekleriyle çarpıştığı anda tuzla buz oluyor. Nasıl mı?
Açlık Sınırı: 4 kişilik bir ailenin sadece sağlıklı ve dengeli beslenebilmesi için harcaması gereken tutar 35.174 TL’ye ulaşmış durumda. Yani bugün asgari ücretli bir baba, yemeyip içmeyip sadece maaşının tamamını mutfağa yatırsa bile ailesini "açlık sınırının" üzerine çıkaramıyor.
Yoksulluk Sınırı: Kira, faturalar, eğitim ve giyim gibi insani ihtiyaçlar da işin içine girdiğinde, 4 kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı 114.576 TL gibi astronomik bir seviyeye fırlıyor. Evine tek asgari ücret giren aileleri geçtik; evde üç kişi asgari ücretle çalışsa dahi o hane yoksulluk sınırının yanından bile geçemiyor.
Bekarın Yaşam Maliyeti: "Ailesi yok, tek başına yaşıyor, masrafı azdır" denilen bekar bir çalışanın aylık yaşama maliyeti bile 45.488 TL.
Peki ya ömrünü bu ülkeye hizmet ederek geçirmiş, saçlarını bu topraklarda ağartmış emeklilerimiz? Onlara reva görülen 20.000 TL’lik maaş, bekar bir çalışanın yaşam maliyetinin yarısı bile etmediği gibi, açlık sınırının neredeyse yarısına tekabül ediyor. Bu bir maaş değil, adeta bir "hayatta kalma mucizesi" beklentisidir.
Cambaza Bak Oyunu
Normal bir ülkede, nüfusun büyük bir çoğunluğunu ilgilendiren bu ekonomik veriler ekranların, manşetlerin ve Meclis kürsülerinin birinci maddesi olur. Ekonomi yönetiminin, sendikaların ve siyasetçilerin yatıp kalkıp bu yangını nasıl söndüreceğini tartışması gerekir.
Ancak bizde ne oluyor? Vatandaş market arabasını dolduramazken, kirasını ödeyemediği için ev sahibiyle davalık olurken, çocuğunun cebine harçlık koyamazken; ekranlarda başka hikayeler anlatılıyor. Suni gündemler laboratuvar ortamında üretilip toplumun önüne atılıyor. "Cambaza bak" denilerek vatandaşın cebindeki yangından gözleri kaçırılmak isteniyor.
Bir toplumun asıl gündemi, o toplumun mutfağında ne piştiğidir. Eğer mutfakta tencere kaynamıyor, sadece dert kaynıyorsa, televizyonlarda ne konuşulduğunun hiçbir ehemmiyeti yoktur.
Vatandaşın Gerçeği Bizim Gündemimizdir
Sosyal medyada, kahvehanelerde, otobüs duraklarında insanların tek bir konusu var: Geçim. Kiralar ne olacak? Okul masrafları nasıl karşılanacak? Bu ay faturayı ödeyebilecek miyiz?
Vatandaşın gerçeği bu kadar yakıcıyken, ülkenin suni gündemlerle meşgul edilmesi toplumsal hafızayı hafife almaktır. Bu ülkenin insanı, kendi derdini konuşmayan, kendi acısına merhem olmayan hiçbir siyasi hamleyi veya yapay tartışmayı kalıcı olarak satın almaz.
Artık ekranlardaki gölge oyunlarını bırakıp gerçeklere dönme vaktidir. Çünkü açlık sınırı asgari ücreti geçmişse, emekli maaşı açlık sınırının yarısında kalmışsa, o ülkede konuşulması gereken tek bir gündem vardır: Ekmek ve Adalet.