Korku sizi yalakalığa mecbur etmiş..!

İnsan, doğası gereği onaylanmak ve güvende hissetmek ister. Ancak günümüz toplumsal ilişkilerinde bu güven arayışı, yerini trajik bir tiyatro sahnesine bıraktı. Son zamanlarda sokaklarda, iş yerlerinde ya da dijital mecralarda sıkça duyduğumuz, adeta bir toplumsal tokat niteliği taşıyan o meşhur söz tam da bu yaraya parmak basıyor: "Korku sizi yalakalığa mecbur etmiş, çevrem var diye dolaşmayın."
Bu cümle, sadece sitemkâr bir serzeniş değil; modern insanın içine düştüğü çevre illüzyonunun ve omurgasızlığının en net haritasıdır.
Etrafına düzinelerce insanı toplayıp, telefon rehberindeki isimlerin çokluğuyla övünen, köşe başlarında  arkam sağlam edasıyla yürüyen insanları dikkatlice izleyin. O kalabalıkların altında yatan temel duygu aidiyet değil, saf bir korkudur. Yanlış anlaşılmaktan, dışlanmaktan, gücü elinde bulunduranların gazabına uğramaktan ya da en önemlisi, tek başına ayakta kalamayacağını bilmenin verdiği o aciz korku...
Bu korku, insanı yavaş yavaş kemirir ve nihayetinde yalakalığa mahkûm eder. Hakikati söylemek yerine güçlü olanın hoşuna gidecek yalanları mırıldanmak, haksızlık karşısında baş eğmek ve birilerinin gölgesinde serinlemeyi "sosyal başarı" saymak bu korkunun en somut ürünüdür.
Çevrem var diye caka satanların gözden kaçırdığı en büyük gerçek şudur: Çıkara ve korkuya dayalı kalabalıklar, ilk fırtınada dağılmaya mahkûmdur.Kendinizi güçlü göstermek için etrafınıza topladığınız o sahte dostlar, aslında sizin karakterinize değil, sunduğunuz konfora ya da koruyucu kalkanınıza biat ederler. Sizi bir arada tutan harç sevgi veya saygı değil, karşılıklı korkulardır.
Gerçek bir çevre, omurgalı duruşların bir araya gelmesiyle oluşur. Korkunun rehberlik ettiği hiçbir ilişki biçimi, sahibine saygınlık kazandırmaz. Aynaya baktığında kendi fikrini söylemekten aciz, başkalarının rüzgarıyla hareket eden bir insanın etrafı binlerce kişiyle sarılı olsa ne yazar? O sadece kalabalık bir yalnızlığın ve iradesizliğin ta kendisidir.
Hayatta en büyük lüks, kimseye eyvallahı olmadan, doğruya doğru, yanlışa yanlış diyebilme cesaretidir. Bir insanın tek başına, rüzgara karşı dik durabilmesi; arkasına yüzlerce korkağı alıp sahte bir özgüvenle yürüyüşünden çok daha asildir.
Eğer etrafınızdaki insanlar sizin varlığınızdan değil de gücünüzden, makamınızdan ya da onlara sağladığınız yaltaklanma alanından besleniyorsa, o çevre bir güç göstergesi değil, esaretinizin belgesidir. Sosyal illüzyonları bir kenara bırakıp sormak gerekir: Maskeler düştüğünde ve korku duvarları yıkıldığında, yanınızda gerçekten kaç kişi kalacak?
Unutmayın; omurgasız kalabalıkların piyonu olmaktansa, yalnızlığın şahı olmak her zaman çok daha onurludur. Çevrenizin genişliğiyle değil, duruşunuzun netliğiyle iz bırakın.