
TERÖRSÜZ TÜRKİYE:
MUŞ SAHA RAPORU VE MALAZGİRT ZAFERİ
Kürt-Türk Ortak Töresi, Devlet Aidiyeti, Siyasi Temsil ve Psikolojik Harp Açısından Stratejik Değerlendirme
Buradan özeti izleyebilirsiniz.
https://www.facebook.com/share/v/1C1MXv87BM/
Özet
Bu çalışma, 2026 yılı Ağustos ayı, Zafer Haftası’nda Muş ilinde gerçekleştirilen saha gözlemleri ve vatandaşlarla yapılan doğrudan temaslardan hareketle hazırlanmış bir saha değerlendirme ve STRATEJIK ANALIZ RAPORU’dur.
Kapsam: "Terörsüz Türkiye" vizyonu çerçevesinde, Muş merkezli Doğu ve Güneydoğu Anadolu illerindeki sosyo-politik durum, siyasi teşkilat zafiyetleri ve sosyolojik gerçeklikler.
Yöntem: Yerinde gözlem, halkla temas ve vaka analizi.
Aşağıdaki tespitler; bölgedeki siyasi, bürokratik ve sosyolojik eksikliklerin bir an evvel giderilmesi adına, sahanın gerçek sesini yansıtacak şekilde madde madde derlenmiştir…
Çalışmanın temel amacı, “TERÖRSÜZ TÜRKİYE” hedefinin yalnızca terör örgütünün silah bırakması veya güvenlik boyutuyla sınırlı değerlendirilemeyeceğini ortaya koymaktır.
Sahadaki gözlemler; bölge insanının misafirperverlik, aile, töre, dayanışma, vatan, bayrak, askerlik ve devlet gibi kavramlara yönelik güçlü toplumsal reflekslerini; Kürt Türkleri vatandaşlarımızın önemli bir bölümünde Türkiye Cumhuriyeti'ne ve Türk Milleti’ne aidiyet duygusunun canlılığını; buna karşılık siyasetin ve devlet kurumlarının bu toplumsal gerçekliği yeterince okuyup değerlendiremediğini göstermektedir.
Raporda ayrıca, bölücü örgütün yalnızca silahlı kapasitesinin değil, vatandaşın zihninde oluşturduğu “devleti hizmet vermeye zorlayan güç” algısının da ortadan kaldırılması gerektiği vurgulanmaktadır.
Temel değerlendirmemiz şudur:
Terörsüz Türkiye'nin nihai başarısı, yalnızca silahların susması değil; terör örgütünün vatandaş üzerindeki psikolojik, siyasi ve sosyolojik etkisinin de sona erdirilmesine bağlıdır.
I. SAHA RAPORUNUN KAPSAMI VE YÖNTEMİ
Bu çalışma bilimsel anlamda nicel bir kamuoyu araştırması değildir.
Herhangi bir anket, istatistiksel örneklem veya seçmen araştırması iddiası taşımamaktadır.
Çalışmanın temelini; Muş ilindeki doğrudan saha gözlemleri, farklı ailelerle gerçekleştirilen görüşmeler, gençlerle yapılan sohbetler, vatandaşların gündelik hayat içerisindeki tutumları, siyasi ve sosyal meseleler hakkındaki değerlendirmeleri, misafirlikler sırasında gözlemlenen davranışlar,kamu hizmetleri ve devlet algısına ilişkin anlatımlar oluşturmaktadır.
Dolayısıyla aşağıdaki değerlendirmeler “sahanın tamamı böyledir” iddiası taşımamakta; ancak sahada gözlemlenen bazı önemli eğilimlerin, Terörsüz Türkiye politikası bakımından dikkate alınması gereken stratejik göstergeler olduğunu ileri sürmektedir.
II. BİRİNCİ SAHA GÖZLEMİ: MİSAFİRPERVERLİK, ORTAK TÖRENİN YAŞAYAN GÖSTERGESİDİR
Muş'ta gerçekleştirilen temaslarda en dikkat çekici hususlardan biri, insanların misafirlerine karşı gösterdiği samimi ve güçlü misafirperverliktir.
Bu gözlemin özellikle dikkat çekici hâle geldiği bir olay yaşadım.
Geçmişinde PKK nedeniyle hapis yatmış ve cezaevinden çıkmış bir kişinin de bulunduğu bir aileye misafir oldum.
Sohbet sırasında Kürtlerin tarihî kökenleri, Türklerle ortak geçmişleri ve Türk dünyasıyla ilişkileri konusunda kendi tarihî değerlendirmelerimi anlattım. Muhatabım beni büyük bir ciddiyetle ve sabırla dinledi. Bir süre sonra kendisine doğrudan sordum:
“Sen söylediklerimin hiçbirine katılmıyorsundur. Buna rağmen beni neden bu kadar dikkatle dinliyorsun?” Verdiği cevap, bu saha çalışmasının benim açımdan en anlamlı cümlelerinden biri oldu: “Estağfurullah komutanım. Siz bizim misafirimizsiniz. Misafir baş tacıdır. Biz elbette dinleriz. Bu cümle üzerinde özellikle durmak gerekir.
Çünkü burada siyasi bir tartışmadan çok daha derin bir toplumsal kod ortaya çıkmaktadır.
Bu davranış; misafire saygı, büyüğe hürmet, tahammül, nezaket. aile terbiyesi gibi Büyük Türk Milleti’nin değerlerinin yaşandığını göstermektedir.
Kendisine de ifade ettiğim gibi: “Kendinizi görün. Bu güzelliğinizi görün. İşte bu, büyük Türk Milleti’nin ortak töresinin ve ortak terbiyesinin bir yansımasıdır.” Bu sözler üzerine gözlerinin dolması, konuşmanın yalnızca siyasi veya tarihî bir tartışma olmadığını gösteren önemli bir psikolojik işaretti.
Sosyolojik Birlik ve Kültürel Direnç
• Töre ve Terbiye Birliği Göz Ardı Edilemez: Kürt Türklerinin yoğun olarak yaşadığı bu bölgede ıskalanan en büyük hakikat, mazi, iman, töre ve terbiyemizin "bir" olduğudur. Kürtler, bu büyük milletin ayrılmaz ve asli bir parçasıdır.
• Öz Değerler Doğuda Yaşıyor: Bugün Türkiye'nin batısında modernizmin etkisiyle kaybolmaya yüz tutan Türk-İslam töresi; tıpkı Kırım'da, Tataristan'da, Kazakistan veya Özbekistan'da olduğu gibi, burada (Muş örneğinde) Kürdüyle Türküyle hâlâ dimdik ayakta tutulmakta ve özüne uygun yaşanmaya çalışılmaktadır.
• Aydınların Aymazlığı ve İdeolojik Çarpıtmalar: Bir kısım solcu ve İslamcı aydının "Türküm" demekten kompleks duyması, emperyalizmin oyunlarına zemin hazırlamaktadır. İş öyle bir noktaya gelmiştir ki; sadece "Kürtçülük" ideolojisi üzerinden alan açılmakla kalınmamış, "Oğuz Kağan Kürt'tür" diyecek kadar tarihi gerçeklikten kopuk bir akıl tutulması baş göstermiştir. Bu algı operasyonlarına karşı milli kimliğimiz tavizsiz savunulmalıdır.
III. STRATEJİK DEĞERLENDİRME: ORTAK TÖRE, TERÖRLE MÜCADELENİN SOSYOLOJİK DAYANAĞIDIR
Bu olaydan çıkarılabilecek stratejik sonuçlardan biri şudur:
Türkiye'nin doğusunda yaşayan vatandaşlarımızla Batı'da yaşayan vatandaşlarımız arasında, siyasetin ve ideolojik propagandanın öne çıkardığı farklılıklardan çok daha güçlü ortak kültürel kodlar bulunmaktadır.
Töre, aile, misafirperverlik, yardımlaşma, büyüğe saygı, şehitlik, vatan ve bayrak gibi değerler, bölgedeki toplumsal hayatın önemli unsurları olmaya devam etmektedir.
Bu durum, Terörsüz Türkiye bakımından büyük bir stratejik avantajdır.Çünkü terör örgütleri yalnızca silahla mücadele edilerek ortadan kaldırılmaz.
Terör örgütünün beslendiği kimlik, aidiyet, mağduriyet ve yabancılaşma anlatılarının da etkisizleştirilmesi gerekir.
Türkiye'nin elindeki en güçlü araçlardan biri ise zaten toplumun kendi bünyesinde mevcut olan bu ortak kültürel zemindir.
Devletin görevi, bu ortak zemini görünür ve güçlü hâle getirmektir.
IV. İKİNCİ SAHA GÖZLEMİ: GENÇLERİN ASKER VE POLİS OLMA ARZUSU
Saha temasları sırasında özellikle gençlere ve lise çağındaki öğrencilere şu soruyu yönelttim:
“Büyüyünce ne olmak istiyorsun?”
Verilen cevaplar içerisinde dikkat çekici ölçüde askerlik, subaylık ve polislik tercihleriyle karşılaştım. Görüştüğüm gençlerin önemli bir bölümünde güvenlik mesleklerine yönelik belirgin bir ilgi bulunması dikkat çekiciydi. Bu gözlem, bölge gençliğinin tamamını temsil eden istatistiksel bir veri değildir. Ancak stratejik açıdan dikkate alınması gereken bir saha göstergesidir. Çünkü genç bir insanın geleceğini askerlik veya polislik üzerine kurması, devlet kurumlarına yönelik belirli bir güven ve aidiyet duygusunun bulunduğunu düşündürmektedir. Bu nedenle şu soruyu sormak gerekir:
“Türkiye'ye, Türk Silahlı Kuvvetlerine ve Türk devletine yönelik aidiyet duygusunun tamamen ortadan kalktığını ileri süren yaklaşımlar sahadaki bütün gerçekliği açıklayabilmekte midir?” Benim saha gözlemlerim açısından cevap açıktır: Hayır.
Kürt Evlat Asker-Polis olmak istiyor yani Büyük Türk Milleti’ne fedai olmak istiyor.
V. STRATEJİK DEĞERLENDİRME: DEVLET AİDİYETİ HÂLÂ ÖNEMLİ BİR GÜÇ KAYNAĞIDIR
Gençlerin asker ve polis olma arzusu, devlet açısından yalnızca bir meslek tercihi olarak görülmemelidir. Bu durum aynı zamanda:
“Ben bu devletin güvenliğine katkıda bulunmak istiyorum.” anlamına gelebilecek bir aidiyet göstergesidir.
Tekrar ediyorum. Çok önemli… Kürt Evlat Asker-Polis olmak istiyor yani Büyük Türk Milleti’ne fedai olmak istiyor. Dolayısıyla Türkiye'nin bölge gençliğine yönelik politikası yalnızca ekonomik kalkınma, istihdam ve eğitim üzerinden yürütülmemelidir.
Bunların yanında; vatandaşlık bilinci, devlet aidiyeti, ortak kültür, ortak gelecek, askerlik ve kamu hizmetinin itibarı gibi unsurlar da güçlendirilmelidir.
Özellikle bölgedeki gençlerin Türk Silahlı Kuvvetleri ve emniyet teşkilatını kendilerine ait kurumlar olarak görmeleri, Terörsüz Türkiye bakımından son derece önemli bir psikolojik güçtür...
VI. ÜÇÜNCÜ SAHA GÖZLEMİ: VATANDAŞIN DEVLET HİZMETİNE BAKIŞINDA PSİKOLOJİK SORUN
Saha temaslarında dikkat çeken bir başka husus, devlet tarafından gerçekleştirilen bazı hizmetlerin vatandaşın zihninde farklı bir aktöre mal edilebilmesidir.
Örneğin bir köy yolunun yapılması konusunda, bunun devletin hizmeti olduğu gerçeği yerine, “PKK'nın devlete baskı yapması sonucunda yapıldığı” şeklinde bir değerlendirmeyle karşılaşılmıştır.
Bu cümle, tek başına son derece önemli bir psikolojik harp göstergesidir. Çünkü burada konu yolun yapılması değildir. Konu, yolu kimin yaptığı değil, vatandaşın zihninde yolun kimin hanesine yazıldığıdır. Devlet hizmet üretmektedir. Fakat hizmetin siyasi ve psikolojik getirisi terör örgütünün hanesine yazılıyorsa, devlet yalnızca iletişim alanında değil, stratejik rekabet alanında da kayıp yaşamaktadır.
VII. STRATEJİK DEĞERLENDİRME: TERÖR ÖRGÜTÜNÜN “DEVLETİ ZORLAYAN GÜÇ” ALGISI YIKILMALIDIR
Terörsüz Türkiye bakımından en önemli hedeflerden biri, şu algının ortadan kaldırılmasıdır: “Devlet ancak terör örgütünün baskısıyla hizmet verir.” Bu algı devam ettiği müddetçe devletin yaptığı her yatırım, örgütün propaganda malzemesine dönüşebilir.
Devlet yol yapar: “Örgüt yaptırdı.”
Devlet okul yapar: “Örgüt baskı yaptı.”
Devlet güvenliği sağlar: “Örgüt sayesinde devlet geri adım attı.”
Bu zihniyet kırılmadığı sürece, terör örgütünün silahı susturulsa dahi propagandası yaşamaya devam eder. Dolayısıyla Terörsüz Türkiye'nin ikinci aşaması, silahlı mücadelenin ardından algısal ve psikolojik alanın yeniden kazanılması olmalıdır.
VIII. DÖRDÜNCÜ SAHA GÖZLEMİ: DEVLET YANLISI KÜRT VATANDAŞLARIN GÖRÜNÜRLÜĞÜ
Sahada dikkat çeken bir başka mesele, devletle güçlü aidiyet ilişkisi bulunan başta korucular olmak üzere Kürt Kökenli vatandaşlarımızın siyasi ve toplumsal görünürlüğüdür. Türkiye'de yaşayan Kürt vatandaşlarımızın tamamının tek bir siyasi yapı tarafından temsil edildiği yönündeki algı kabul edilemez.
Kürt vatandaşlarımız arasında; devletine bağlı, vatanına bağlı, bayrağına bağlı, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne saygı duyan, Türkiye Cumhuriyeti'nin bütünlüğünü savunan, teröre karşı olan, demokratik siyaseti benimseyen çok geniş bir toplumsal kesim bulunmaktadır. Bu vatandaşların siyasi temsilinin güçlendirilmesi, Terörsüz Türkiye'nin en önemli sosyal hedeflerinden biri olmalıdır.
IX. STRATEJİK DEĞERLENDİRME: TEMSİL BOŞLUĞU BIRAKILMAMALIDIR
Siyasette boşluk bırakıldığında o boşluk mutlaka başka bir aktör tarafından doldurulur. Devlet yanlısı vatandaşların örgütlü, görünür ve etkili siyasi kanalları yoksa; bölücü siyaset, radikal örgütlenmeler, etnik milliyetçilik ve dış destekli propaganda ağları bu boşluğu doldurabilir.
Bu nedenle devletin görevi Kürt vatandaşlarımızın kimliğini inkâr etmek değil; onları bölücü yapıların siyasi ve psikolojik tekelinden çıkarmaktır. Türkiye'nin vermesi gereken mesaj açıktır: Kürt olmak Türkiye Cumhuriyeti'ne yabancılaşmayı gerektirmez. Aksine Kürt vatandaşlarımız kendi kültürel kimliklerini koruyarak Büyük Türk Milleti’nin değerler manzumesine aidiyetlerini korumaktadırlar.
X. BEŞİNCİ SAHA GÖZLEMİ: SİYASİ TERCİHLERDE ADAY FAKTÖRÜ VE TOPLUMSAL TEPKİ
Muş'ta gözlemlenen siyasi atmosfer, yerel siyasette adayın kişiliğinin ve davranışlarının parti kimliği kadar, hatta bazı durumlarda parti kimliğinden daha fazla önem taşıyabildiğini göstermektedir.
Vatandaş; kibirli bulduğu, kendisine tepeden baktığını düşündüğü, toplumla yeterince temas etmeyen, makamın gücünü vatandaşın üzerinde kullanan siyasetçiyi sandıkta cezalandırabilmektedir.
Bu nedenle seçim sonuçlarını yalnızca ideolojik tercihlerle açıklamak doğru değildir.
Bazen seçmen bir partiye oy vermekten ziyade, bir siyasetçiyi cezalandırmak için oy verir.
Bu durum, özellikle Cumhur İttifakı açısından üzerinde önemle durulması gereken bir konudur. Özellikle AKPARTİ’li seçilmişlere ve teşkilat mensuplarına karşı tüm ülke genelinde haklı ya da haksızlığına bakmaksızın şımarık ve menfaatçi olduklarına dair bu ön yargı oluşmuştur.
XI. STRATEJİK DEĞERLENDİRME: YANLIŞ SİYASİ TERCİHLERİN BEDELİ SADECE PARTİYE DEĞİL, DEVLETE ÇIKAR..
Yerel siyasette yapılan yanlış aday tercihleri yalnızca seçim kaybına yol açmaz. Vatandaşın devlet algısını da etkileyebilir.
Bir belediye başkanının kibirli davranışı, vatandaşa tepeden bakması veya toplumla sağlıklı iletişim kuramaması; zaman içerisinde doğrudan iktidar partisine, oradan Cumhur İttifakı'na, oradan da devletin siyasi temsil kapasitesine yönelik tepkiye dönüşebilir. Bu nedenle yerel aday belirleme süreçlerinde sadece seçim kazanma ihtimali değil; adayın toplumdaki itibarı, karakteri, iletişim kabiliyeti, devlet anlayışı, liyakati ve temsil kapasitesi dikkate alınmalıdır.
Algı Yönetimi ve Bürokrasinin Sorumluluğu
• Hizmetin Bölücü Propagandaya Alet Olması: Devlet bölgeye devasa hizmetler götürmekte ancak anlatım eksikliği yüzünden bu hizmetler terör örgütünün hanesine yazılmaktadır. Örneğin Dağ köylerine yapılan yollar için yöre halkı, "PKK devlete baskı yaptı da devlet bu sayede yolu yaptı." hezeyanına inandırılabilmektedir. Bu sakat mantık yıkılmadığı sürece, devlet ağzıyla kuş tutsa da başarı bölücülüğün hanesine yazılacaktır.
• Bürokratik Eşgüdüm ve Raporlama Eksikliği: Bölgedeki bu vahim sosyolojik durumu mülki amirlerin (vali, garnizon komutanı, emniyet müdürü, milli eğitim müdürü, üniversite rektörü vb.) görmemesi veya müdahale etmemesi kabul edilemez. Kamu kurumları kendi aralarında koordine olmalı, Sayın Cumhurbaşkanlığı makamına bu acı gerçekleri açıkça raporlamalı ve sahada ortak bir devlet aklıyla algı operasyonlarını çökertmelidir.
• Tarihi Şuur Eksikliği ve Eğitim Zafiyeti: Bölge gözlemlerinde (Ahlat ve çevresinde) 12-17 yaş arası gençlere Ahlat Selçuklu Meydan Mezarlığı'nın nerede olduğu ve kime ait olduğu sorulmuş, ne yazık ki bilen çıkmamıştır. Hatta Malazgirt Savaşı için "Atatürk mü yaptı?" şeklinde yanıtlar alınmıştır. Başta Türkler olmak üzere bütün Müslüman ahaliye Anadolu'nun kapılarını açan ecdadın kabirlerine bölgedeki okulların dahi gezi düzenlememesi ve gençlerin kendi tarihine bu denli yabancılaşması asla kabul edilemez büyük bir eğitim zafiyetidir.
Yerel Siyasetteki Kusurlar ve Temsil Krizi
• Menfaat Kulisleri ve Milli İradenin Sindirilmesi: Siyasetteki yanlış tercihlerin temelinde "kulis" yapılanmaları yatmaktadır. Bu kulislerin %80'i milli menfaatlere karşı gevşek, sadece çıkar ve menfaat birliği etrafında toplanmış kişilerden oluşmaktadır. Ne yazık ki devletini savunan milli unsurlar; bu art niyetli gruplar veya birtakım tarikat/cemaat yapılanmaları kadar iyi örgütlenememekte, seslerini duyuramamaktadır.
• Siyasi Şımarıklık ve Halka Tepeden Bakma: Muş özelinde yaşananlar, yerel siyasetin iflasıdır. Cumhur İttifakı'nın MHP'li başarılı bir adayı son anda gösterilmeyip AK Parti'den başka bir aday çıkarılmış, bağımsız giren aday mağdur edilmiştir. En nihayetinde AK Partili belediye başkanının halka tepeden bakan, arsız ve şımarık tutumundan bıkan Muş halkı, sırf "ders vermek" için gidip oylarını DEM Parti'ye vermiştir. Teşkilatların, Sayın Cumhurbaşkanımıza bu gerçekleri (bu bariz kusurları) nasıl sunduğu sorgulanmalıdır.
• İttifak İçi Hatalar ve Aradan Çıkan Odaklar: Cumhur İttifakı bileşenlerinin aynı bölgede iki ayrı aday (AK PARTI ve MHP) çıkarması oyları bölmekte; aradan CHP'nin veya DEM Parti'nin çıkmasına zemin hazırlamaktadır. Bu teşkilat zafiyeti ve yanlış bilgi aktarımı derhal son bulmalıdır.
• Devlet Yanlısı Kürtlerin Sahipsizliği: Bugün devlet yanlısı Kürtlerin vekilleri ve temsilcileri sahipsiz bırakılmıştır. Israrla ve yüksek sesle; "Bütün Kürtlerin temsilcisi Apo, PKK veya DEM Parti değil; büyük Türk Milletinin Meclisi olan TBMM'dir!" vurgusu yapılmamaktadır. Devlet, kendi vatandaşına sahip çıkmalı, bölge siyasetini bölücülerin insafına terk etmemelidir.
XII. ALTINCI STRATEJİK MESELE: CUMHUR İTTİFAKI'NDA SAHA BİLGİSİ VE KOORDİNASYON
Sahadaki bir başka önemli sorun, Cumhur İttifakı'nın bazı bölgelerde yerel siyasi tercihleri konusunda yeterli koordinasyon sağlayıp sağlayamadığı sorusudur. Aynı bölgede; AK Parti'nin ve Milliyetçi Hareket Partisi'nin ayrı adaylarla seçime girmesi ve bu durumun ortaya çıkardığı siyasi sonuçların yeterince öngörülememesi, yalnızca seçim matematiği açısından değil, stratejik karar alma mekanizması açısından da incelenmelidir.
Burada sorulması gereken temel soru şudur: Sahadan Ankara'ya hangi bilgiler gitmektedir? Daha da önemlisi: Ankara'ya giden bilgiler bağımsız biçimde nasıl doğrulanmaktadır? Teşkilatların verdiği bilgi ile sahanın gerçekliği arasında fark varsa, siyasi merkez yanlış karar verebilir.
Bu nedenle Terörsüz Türkiye sürecinde siyasi karar mekanizmalarının yerel saha istihbaratını daha ciddi biçimde değerlendirmesi gerekmektedir.
XIII. YEDİNCİ STRATEJİK MESELE: MENFAAT AĞLARI İLE MİLLİ MENFAAT AĞLARI ARASINDAKİ ÖRGÜTLENME FARKI
Siyasi ve bürokratik sistemlerde yalnızca açık siyasi mücadele yoktur.
Kulisler, kişisel ilişkiler, çıkar birlikleri, grup dayanışmaları ve makam beklentileri de karar süreçlerini etkileyebilmektedir.
Kulis yapmak tek başına olumsuz bir davranış değildir. Ancak kişisel veya grup çıkarları milli menfaatin önüne geçtiğinde ciddi bir devlet problemi ortaya çıkar.
Sahada görülen önemli bir gerçek şudur:
Menfaat birlikleri çoğu zaman maalesef milli hassasiyet taşıyan insanlardan daha örgütlüdür. Birbirlerini korurlar, birbirlerine bilgi aktarırlar, kendi adaylarını desteklerler, kendi çevrelerini büyütürler. Buna karşılık milli menfaati önceleyen insanlar çoğu zaman bireysel hareket etmekte ve birbirleriyle yeterince organize olamamaktadır. Bu durum sürdürülebilir değildir.
XIV. PSİKOLOJİK HARP AÇISINDAN GENEL DEĞERLENDİRME
Terör örgütlerinin en önemli başarılarından biri, yalnızca silahlı eylem gerçekleştirmek değil, olayların anlamını kendi propagandaları doğrultusunda belirleyebilmek olmuştur. Bu nedenle Terörsüz Türkiye sürecinde mücadele üç ayrı düzlemde ele alınmalıdır:
1. Fizikî alan: Silahlı örgüt kapasitesinin ortadan kaldırılması.
2. Siyasi alan: Terörün siyasi temsil iddiasının demokratik hukuk düzeni içerisinde etkisizleştirilmesi.
3. Psikolojik alan: Vatandaşın zihninde; “Devlet benim devletimdir.” “Bu vatan benim vatanımdır.” “Bu ordu benim ordumdur.” “Bu bayrak benim bayrağımdır.” “Benim geleceğim bu devletin geleceğidir.” duygusunun güçlendirilmesi.
Üçüncü alan başarılamadığı takdirde ilk iki alandaki kazanımlar kalıcı olmayabilir.
XV. TÜRK-KÜRT İLİŞKİLERİNE DAİR TEMEL TESPİT
Burada son derece hassas bir hususu doğru tanımlamak gerekir. Kürt vatandaşlarımızın kültürel ve etnik kimliğini inkâr etmek ne mümkündür ne de gereklidir. Ancak Kürt kimliğinin Türk milletinden ayrı ve düşman bir siyasi kimlik olduğu iddiası da kabul edilmemelidir.
Benim sahadaki gözlemlerim, iki toplum arasındaki ortak tarihî ve kültürel bağların siyasetin ürettiği ayrıştırıcı söylemlerden çok daha güçlü olduğunu göstermektedir.
Kürtlerin tarihî kökenleri ve Türk dünyasıyla ilişkileri konusunda farklı tarih tezleri ve akademik tartışmalar bulunabilir.
Ancak siyaseten üzerinde durulması gereken temel gerçek şudur: Kürt vatandaşlarımızın önemli bir bölümü kendisini bu ülkenin, bu devletin ve bu milletin dışında görmemektedir. Devletin görevi de bu aidiyeti güçlendirmektir.
XVI. TÜRK KİMLİĞİNDEN KAÇINMAK ÇÖZÜM DEĞİLDİR
Türkiye'de son yıllarda bazı çevrelerde Türk kimliğini savunmanın yanlış veya dışlayıcı bir tutum olduğu yönünde bir anlayış gelişmiştir.
Bu yaklaşımın da sorgulanması gerekir.
Türk Milletinin tarihini, kültürünü, devlet geleneğini ve medeniyet birikimini savunmak; başka bir etnik kimliği aşağılamak anlamına gelmez. Tam tersine, güçlü bir millet kimliği; farklı kültürleri ortak bir siyasi ve tarihî çatı altında birleştirebilir.
Türkiye'nin ihtiyacı Türk kimliğinden kaçmak değil, Türk Milletinin kapsayıcı mahiyetini doğru anlatmaktır. Bu yapılmadığında ortaya bir kimlik boşluğu çıkar.Kimlik boşluğu ise mutlaka başka ideolojiler tarafından doldurulur.
XVII. GENÇLİK VE GELECEK
Muş'taki gençlerle yapılan görüşmelerin en önemli sonucu, gençlerin geleceğe ilişkin beklentilerinin tamamen bölücü propaganda üzerinden şekillenmediğini göstermesidir. Asker ve polis olmak isteyen gençlerin varlığı, devletin hâlâ önemli bir gelecek hedefi olarak görüldüğünü ortaya koyan dikkat çekici bir göstergedir. Bu potansiyelin doğru değerlendirilmesi gerekir.
Devlet; Gençleri dinlemeli, onların kariyer beklentilerini anlamalı, askerlik ve kamu hizmetini itibarlı meslekler olarak güçlendirmeli, gençlerin devlet kurumlarıyla temasını artırmalı,bölgedeki başarılı gençleri görünür kılmalı,onları yalnızca güvenlik politikalarının nesnesi değil, devletin geleceğinin aktörleri olarak görmelidir. Çünkü gençlik kazanılmadan hiçbir terörle mücadele stratejisi kalıcı başarıya ulaşamaz.
Bu nedenle böyle bir teşkilatlar arası değişim ve karşılıklı ziyaret modeli, düşük maliyetli fakat yüksek psikolojik etki oluşturabilecek bir toplumsal bütünleşme vasıtası olarak değerlendirilmelidir.
XVIII. TERÖRSÜZ TÜRKİYE İÇİN TOPLUMSAL KAYNAŞMA: DOĞU-BATI TEŞKİLAT/STK/GENÇLİK ZİYARETLERİ…
Doğuda yaşayan vatandaşın Batıyı, Batıda yaşayan vatandaşın doğuyu doğrudan görmesi; birbirlerinin aile yapısını, misafirperverliğini, gündelik hayatını ve insani tarafını tanıması, yıllar içerisinde oluşmuş psikolojik mesafelerin azaltılmasına katkı sağlayacaktır.
Amaç siyasi rekabeti değil, vatandaşlık bağını güçlendirmektir. Bu uygulama yalnızca Cumhur İttifakı bileşenleriyle sınırlı tutulmamalıdır. Terörsüz Türkiye hedefini destekleyen AK PARTI, MILLIYETÇI HAREKET PARTISI, CUMHURIYET HALK PARTISI ve diğer siyasi parti teşkilatlarının Doğu-Batı karşılıklı temasları, parti kimliklerinden bağımsız bir toplumsal kaynaşma modeli olarak değerlendirilebilir.Bu ziyaretlerin büyük siyasi toplantılar, propaganda programları veya uzun konuşmalar şeklinde düzenlenmesine dahi gerek yoktur. Bazen yalnızca karşılıklı ziyaret, tanışma, aynı sofraya oturma, çay içme ve “Biz geldik, sizi görmek ve tanımak istedik.” diyebilmek bile yeterli olacaktır.
Toplumsal Kaynaşma ve Siyasi Entegrasyon Önerisi
Siyasi Teşkilatların Doğu-Batı Buluşmaları: Örneğin Hakkâri İl Teşkilatı’nın Bolu Şehrini, Bolu İl Teşkilatının da Hakkâri şehrini ziyaret etmesi; benzer biçimde Doğudaki ve Batıdaki diğer il teşkilatlarının karşılıklı olarak birbirlerini ziyaret etmeleri sağlanabilir. Bu kapsamda, Terörsüz Türkiye hedefini destekleyen siyasi partilerin teşkilatları arasında doğu-batı ekseninde karşılıklı ziyaret ve tanışma programları düzenlenmesi önerilmektedir. Hatta teşkilatlar ve STK bu gezilere gençlik gruplarını eklerlerse çok daha kapsayıcı olur. Hiçbir resmi program yapmadan, konferans vermeden, sadece "Biz geldik" diyerek selamlaşmak bile muazzam bir toplumsal kaynaşmaya vesile olacaktır.
Sonucunda bu çalışmalar raporlarla Cumhurbaşkanlığına arz edilmelidir. Hatta Cumhurbaşkanlığı’nda bir entegrasyon kurumu oluşturulabilir ya da İletişim Başkanlığı’na bu Psikolojik Harp/Harekât görevi hatırlatılmalıdır.
Terörsüz Türkiye Süreci’nin yalnızca güvenlik, hukuk ve siyaset alanlarında yürütülmesi yeterli değildir. Sürecin toplumsal psikoloji boyutunda, vatandaşların birbirini doğrudan tanımasını sağlayacak sembolik fakat güçlü uygulamalara da ihtiyaç vardır.
XIX. SAHA GÖZLEMİ: AHLAT'TA TARİH ŞUURU VE KÜLTÜREL YABANCILAŞMA SORUNU…
1071 Malazgirt Zaferi, Sultan Alparslan komutasındaki Büyük Selçuklu Ordusunun Bizans Ordusu’na karşı kazandığı ve Anadolu'nun Türk yurdu hâline gelmesinde tarihî bir dönüm noktası oluşturan zaferdir. Ahlat da bu tarihî sürecin önemli merkezlerinden biridir.
Muş saha çalışmasının devamında Ahlat'a geçildi. Burada 12-17 yaş aralığındaki çocuklarla yapılan sohbetlerde, tarih şuuruna ilişkin son derece düşündürücü iki gözlemle karşılaşıldı. Çocuklara Ahlat Selçuklu Mezarlığı'nın nerede olduğu ve burada kimlerin yattığı soruldu. Görüşülen çocukların önemli bölümünün bu sorulara cevap verememesi dikkat çekiciydi. Oysa Ahlat Selçuklu Mezarlığı, Anadolu Türk tarihinin en önemli maddi hafıza alanlarından biridir. Ahlat, Selçuklu döneminde Anadolu'ya yönelik Türk akınlarının önemli üslerinden biri olmuş; Selçuklu ve Türk-İslam Tarihi’nin Anadolu'daki en güçlü izlerinden bazılarını günümüze taşımıştır.
İkinci gözlem daha da çarpıcıdır. Malazgirt Savaşı'nın kim tarafından yapıldığı sorulduğunda, Atatürk tarafından yapıldığı şeklinde bir cevapla karşılaşılmıştır. Bu cevap tek başına çocukları suçlamak için kullanılmamalıdır. Asıl sorgulanması gereken eğitim sisteminin ve çevresindeki tarih, coğrafya, sosyal bilgiler öğretiminin bu derece temel bir tarih bilgisini neden yeterince aktaramadığıdır.
Bu noktada şu soru sorulmalıdır:
Ahlat ve çevresindeki okullar, öğrencilerini düzenli olarak Selçuklu Mezarlığı'na ve bölgenin tarihî mirasına götürüyor mu? Öğrencinin yaşadığı coğrafyanın tarihini yerinde öğrenmesi, milli hafızanın oluşması bakımından doğrudan bir eğitim faaliyetidir.
Dolayısıyla burada yalnızca bir mezarlığın bilinmemesinden söz etmiyoruz. Mesele, çocuğun yaşadığı coğrafyanın tarihî anlamını ve kendi tarihî hafızasının somut mekânlarını tanımamasıdır. Bu bilmezlik Millî Bilinç Yoksunluğu’nun en büyük sebebidir. Bu ilgililerin ancak ihmali hatta ihaneti ile açıklanabilir.
XX. TERÖRSÜZ TÜRKİYE İÇİN POLİTİKA ÖNERİLERİ
1. Devletin saha koordinasyon mekanizması güçlendirilmelidir…
Valilik, güvenlik birimleri, yerel yönetimler, eğitim kurumları, üniversiteler ve diğer kamu kurumları arasında düzenli stratejik değerlendirme mekanizmaları ve merkezleri oluşturulmalıdır.
2. Sosyal psikoloji raporlaması yapılmalıdır.
Kamu kurumları yalnızca ekonomik ve güvenlik verilerini değil; vatandaşın devlet algısını, gençlerin beklentilerini, terör örgütünün propaganda etkisini, yerel kanaat önderlerini ve toplumsal kırılmaları düzenli olarak raporlamalıdır.
3. Devlet hizmetlerinin iletişimi güçlendirilmelidir.
Devletin yaptığı hizmetlerin terör örgütünün propagandasına malzeme edilmesine izin verilmemelidir.
4. Devlet yanlısı Kürt Türkleri vatandaşların görünürlüğü artırılmalıdır.
Bu vatandaşların siyasette, akademide, bürokraside, medyada ve sivil toplumda görünür ve etkili hâle gelmesi sağlanmalıdır.
5. Gençlik politikası güvenlik politikasıyla ilişkilendirilmelidir.
Bölge gençlerinin askerlik, polislik ve diğer kamu hizmetlerine yönelik ilgisi stratejik bir avantaj olarak değerlendirilmelidir. Gençler bu meslek dallarına özendirilmelidir.
6. Yerel siyasette liyakat ve temsil kabiliyeti esas alınmalıdır.
Adayların yalnızca parti içi dengeler açısından değil, toplumdaki itibarı ve devlet temsil kapasitesi açısından değerlendirilmesi gerekir.
7. Cumhur İttifakı'nın yerel koordinasyonu güçlendirilmelidir.
Yerel siyasi rekabetin milli ve stratejik hedeflere zarar vermesine izin verilmemelidir.
8. Türk kimliği savunmacı ya da baskın değil, kapsayıcı biçimde anlatılmalıdır.
Türk Milleti’nin tarihî ve siyasi kimliği, herhangi bir etnik gruba karşı değil, bütün vatandaşları içine alan ortak bir üst kimlik olarak açıklanmalıdır.
9. Psikolojik harp ve stratejik iletişim kapasitesi geliştirilmelidir.
Terör örgütünün yalnızca silahlı unsurları değil, propaganda ve algı mekanizmaları da hedef alınmalıdır.
10. “Terörsüz Türkiye” yalnızca güvenlik projesi olarak görülmemelidir.
Bu süreç aynı zamanda bir devlet-toplum bütünleşmesi, bir milli kimlik politikası, bir stratejik iletişim projesi ve bir sosyal rehabilitasyon süreci olarak ele alınmalıdır.
11. Karşılıklı ziyaret ve gezi programları uygulanmalıdır, raporlanmalıdır.
12. Ülkenin her noktasının Büyük Türk Milletine, Türk Devleti’ne, birbirine entegrasyonu sağlanmalıdır. Cumhurbaşkanlığı’nda bir entegrasyon kurumu oluşturulabilir ya da İletişim Başkanlığı’na bu Psikolojik Harp/Harekât görevi hatırlatılmalıdır.
XXI. SONUÇ: MUŞ'TAN GÖRÜNEN TÜRKİYE…
Muş'ta karşılaştığım insanların misafirperverliği, aile yapısı, gençlerin gelecek beklentileri, askerlik ve polislik mesleklerine yönelik ilgileri ve vatandaşların gündelik hayattaki davranışları, Türkiye'nin doğusuna ilişkin bazı yerleşik kabullerin yeniden sorgulanması gerektiğini göstermektedir. Özellikle geçmişinde PKK nedeniyle hapis yatmış bir vatandaşımızın; “Siz bizim misafirimizsiniz, misafir baş tacıdır. Elbette dinleriz.” sözünü sıradan bir nezaket cümlesi olarak görmüyorum.
Ben bu cümlede, binlerce yıllık Anadolu ve Türk-İslam Medeniyeti’nin bir terbiyesini görüyorum. Misafire hürmet, büyüğe saygı, insana değer, farklı düşünceye tahammül, merhamet, yardımlaşma, devlet ve millet anlayışı…
İşte Türkiye'nin yeniden keşfetmesi gereken ortak zemin budur. Bu nedenle Terörsüz Türkiye'nin önündeki en büyük fırsatlardan biri, aslında toplumun kendi bünyesinde hâlen mevcut olan bu ortak değerlerdir.
Bölücü propaganda, Kürt ile Türk arasındaki farklılıkları büyütmeye çalışmaktadır. Türkiye ise ortaklıklarını büyütmelidir. Bölücü propaganda “ayrılık” üzerinden siyaset yapmaktadır. Türkiye “ortak kader” üzerinden siyaset yapmalıdır. Bölücü propaganda gençlere başka bir gelecek vaat etmektedir.
Türkiye ise gençlere bu devletin ve bu milletin geleceğinde söz sahibi olabilecekleri bir gelecek sunmalıdır.
Bölgede oynanan emperyalist oyun çok büyüktür ve bu oyunu bozmaktan başka çaremiz yoktur. Eğer bu aymaz, lakayt ve şahsi çıkarları önceleyen tavırlar devam ederse; vatan için kan ve ter dökmüş ecdadımızın ruhu yarın mezarından kalkıp hepimizin boğazına yapışacaktır. Sahadaki bu sosyal travmaların ve tarihi yabancılaşmanın aşılması için sorumluluk taşıyan herkesin derhal ayağını denk alması, milli bir uyanışla görevini layıkıyla yapması şarttır.
XXII. SON SÖZ
Terörsüz Türkiye'nin başarısı yalnızca terör örgütünün silah bırakmasıyla ölçülemez. Asıl başarı;
• Kürt vatandaşımızın kendisini Türkiye Cumhuriyeti'nin eşit ve şerefli vatandaşı olarak görmesidir.
• Gencimizin Türk Silahlı Kuvvetleri'nde, emniyet teşkilatında veya devletin herhangi bir kurumunda görev yapmayı gurur verici bir gelecek olarak görmesidir.
• Vatandaşın devletin yaptığı yolu PKK'nın başarısı olarak değil, kendi devletinin hizmeti olarak görmesidir.
• Devlet yanlısı Kürt vatandaşlarımızın “Ben de varım” diyebilmesidir.
• Siyasetin vatandaşın üzerinde değil, vatandaşın hizmetinde olduğunun yeniden gösterilmesidir.
• Kişisel çıkarların milli menfaatin önüne geçmemesidir.
• Devletin bütün kurumlarının aynı hedefe yönelmesidir.
• Ve en önemlisi, Türk milletinin kendi tarihinden, kendi kimliğinden ve kendi medeniyetinden utanmadan geleceğe yürümesidir.
Kürt vatandaşlarımızı bölücülere bırakmayacağız. Türk kimliğini de başkalarının tanımlamasına izin vermeyeceğiz. Çünkü Kürt vatandaşımız da, Türk vatandaşımız da bu büyük milletin ortak kaderinin parçasıdır.
Bizim ortak töremiz vardır. Bizim ortak terbiyemiz vardır. Bizim ortak tarihimiz vardır. Bizim ortak vatanımız vardır. Bizim ortak devletimiz vardır. Ortak bir geleceğimiz vardır.
Terörsüz Türkiye'nin gerçek hedefi de tam olarak budur:
Silahı susturmak değil yalnızca; ayrıştırıcı zihniyeti de yenmek. Terör örgütünü etkisizleştirmek değil yalnızca; onun vatandaşın zihnindeki temsil iddiasını da ortadan kaldırmak. Devleti güvenlik gücü olarak değil, vatandaşın kendi devleti olarak yeniden güçlendirmek.
Muş'ta gördüğüm Türkiye, bana bunu bir kez daha gösterdi. Bu nedenle artık meseleyi sadece güvenlik penceresinden değil; sosyolojik, siyasi, psikolojik, kültürel ve stratejik bir bütünlük içerisinde değerlendirmek zorundayız. Çünkü mesele yalnızca terörün bitirilmesi değildir. Mesele, Türk milletinin yeniden kendi bütünlüğünün farkına varmasıdır. Ve bu konuda yapılacak her hata, yalnız bugünün değil, gelecek nesillerin de hesabına yazılacaktır.
Ecdadın bize bıraktığı vatanın sorumluluğu omuzlarımızdadır. Bu sorumluluğu taşıyacak kadar ciddi, kararlı ve uyanık olmak zorundayız.
E. Yb. Halil MERT
Strateji ve P/H. Uzmanı
KURT KIŞI GEÇİRİR, AMA YEDİĞİ AYAZI UNUTMAZ.
https://www.youtube.com/@YbHalilMERT
https://twitter.com/YbHalilMERT