Az Kazananların Çok Ödediği Ülke: Çiftçiyi Küstürerek Enflasyon Düşmez!
Bazı şampiyonluklar vardır ki kupası eve değil, dert olarak mutfağa gelir. Rakamlar ne yazık ki yalan söylemiyor: Gıda enflasyonunda Avrupa’da birinci, G20’de ikinci, dünyada ise beşinciyiz. OECD ortalaması %3,9 iken, Türkiye Aralık 2025’i %28,3 ile gıda enflasyonunun zirvesinde kapattı. Dünyanın tam 7 katı hızla pahalılaşan bir sofraya oturuyoruz.
Tarladaki Yangın Rafa Sıçrıyor
TÜİK verileri bu karanlık tablonun mutfakta değil, tarlada başladığını kanıtlıyor. Ocak 2026 verilerine göre Tarım Üretici Fiyat Endeksi (Tarım-ÜFE) aylık %8,46 yükselirken, yıllık bazda %43,58 artış gösterdi. Üreticinin maliyeti bu hızla koşarken, market rafındaki etiketin yerinde saymasını beklemek iktisat bilimine ihanettir.
İhracat Yasağı Çare mi, Ceza mı?
Gıda fiyatları her sıkıştığında başvurduğumuz o "kolay" çözüm yine sahnede: İhracatı durdurmak. Tavuk etinde yaptığımız gibi dış satımı yasaklayarak içeride fiyatı baskılamaya çalışıyoruz. Ancak bu hamle; dövizi keser, dış pazarı bitirir ve en acısı üreticinin emeğini değersizleştirir. Musluğu tıkamak barajdaki suyun taşmasını engellemez; sadece boruyu patlatır.
Asıl Tehlike: Çiftçisiz Bir Türkiye
Şunu artık anlamalıyız: Tarımı yok ederek, çiftçiyi üretimden vazgeçirerek gıda enflasyonu düşürülemez. Borcunu ödeyemeyen, emeğinin karşılığını alamayan çiftçi traktörünü satıp şehre göç ettiğinde, o domatesi, o eti hangi dövizle ithal edeceğiz? Üreticiyi toprağına küstüren her politika, enflasyonun ateşine odun taşımaktan başka bir işe yaramaz.
Unutmayalım ki; bugün ithal ettiğimiz her ürün, dün küstürdüğümüz bir çiftçinin mirasıdır.
Sonuç: Yasakla Değil, Yaşatarak Çözülür
Mutfaktaki yangını yasaklarla değil, üretim seferberliğiyle söndürebiliriz. Az kazanıp çok ödeyen bir millet olmaktan çıkmanın yolu, üreticiyi "günah keçisi" ilan etmekten değil; tarladaki maliyeti düşürmekten ve çiftçinin onurunu korumaktan geçer. Çiftçisi ölen bir ülkenin sofrası her zaman pahalı, tabağı her zaman boş kalmaya mahkumdur