FETÖ DAHA SİNSİ, DAHA ÖRGÜTLÜ DEVAM EDİYOR…
FAİLİ MEŞHURLAR, SİVİL İŞGAL VE SİYASETTE YAPILMAYAN TEMİZLİK…
15 TEMMUZ BİTTİ Mİ? YOKSA FETÖ SADECE YÖNTEM Mİ DEĞİŞTİRDİ?
FETÖ’SÜZ TÜRKİYE=TERÖRSÜZ TÜRKİYE
BURADA ÖZETLEDİK.
https://youtu.be/X_K88TZO9tU
Devletin Hafızası, Millî Güvenlik ve Sürekli Teyakkuz Üzerine Bir Stratejik Analiz
Bugün ümitsizce insanlar FETÖ mensuplarının tekrar geri geleceklerini ve ülkeyi ele geçireceklerini konuşuyor. Bu insanlar halktan birileri değil; etkin, eğitimli insanlar. Gelinen durum çok düşündürücü.
Türk Devletleri’nde bakan seviyesinde FETÖ’cü olduğu için ülkemize girmesi yasaklı kamu görevlileri var. Bu hal hayra alamet değildir. Ülkemizin "MİLLETE İTAAT, DEVLETE SADAKAT" diyen tüm kesimleri birlik olmalıdır.
15 Temmuz 2016 gece yarısı Türk Milleti, tarihinin en büyük ihanetlerinden biriyle karşı karşıya kaldı. Devletin silahını millete doğrultan, millî iradeyi ortadan kaldırmayı hedefleyen darbe teşebbüsü; milletimizin cesareti, güvenlik güçlerimizin fedakârlığı ve devlet kurumlarının kararlı mücadelesi sayesinde başarısızlığa uğratıldı.
Üzerinden yıllar geçmiş olmasına rağmen bugün kendimize şu soruyu sormak zorundayız:
15 Temmuz gerçekten sona erdi mi; yoksa tehdit sadece yöntem mi değiştirdi?
Bu soru yalnızca geçmişi sorgulayan bir soru değildir. Aynı zamanda Türkiye'nin gelecekte benzer tehditlerle karşılaşmaması için verilmesi gereken stratejik mücadelenin de temel sorusudur.
15 Temmuz 2016 darbe girişiminin üzerinden geçen yıllara rağmen, Türkiye hâlâ cumhuriyet tarihinin en sinsi, en bukalemun örgütüyle mücadele ediyor. Ancak bugün toplumda yükselen haklı bir endişe var: "Acaba mücadele derinliğini ve kararlılığını kaybetti mi?"
Karşımızda sadece muhafızları değişmiş bir yapı değil; sivil bürokrasiden savunma sanayine, akademiden siyasetin gölgesine kadar her alana kılcal damarlarla sızmış bir istihbarat şebekesi bulunuyor. Bu tehdidin görmezden gelinmesi ya da mücadelesizliğe kurban edilmesi, Türkiye’yi telafisi imkânsız bir toplumsal kırılmaya ve hatta bir iç kaos riskine doğru sürükleme potansiyeline sahiptir.
1. Terör Örgütleri Kaybettiklerinde Yok Olmaz; Şekil Değiştirir.
Güvenlik ve istihbarat literatürü göstermektedir ki ideolojik ve gizli örgütlenmeler ağır darbeler aldıklarında tamamen ortadan kaybolmak yerine daha gizli, daha küçük ve daha esnek yapılanmalara yönelmeye çalışabilirler.
• 15 Temmuz'u yalnızca geçmişte kalmış bir darbe girişimi olarak görmek, millî güvenlik açısından yeterli değildir.
• Asıl tehlike, tehdidin tamamen sona erdiğine inanılmasıdır.
• Devletin refleksi hiçbir zaman gevşememelidir.
2. FETÖ ile Mücadele Sadece TSK, Emniyet ve Adliyeyle Sınırlı Olamaz.
Toplumda oluşan genel kanaat, FETÖ ile mücadelenin ağırlıklı olarak Türk Silahlı Kuvvetleri, Emniyet ve yargı teşkilatı üzerinden yürütüldüğü yönündedir.
Oysa modern devlet anlayışında millî güvenlik bundan çok daha geniştir: Üniversiteler, Savunma Sanayii, Araştırma Merkezleri, Teknoloji Geliştirme Kuruluşları, Mali Sistem, Yerel Yönetimler, Kamu Bürokrasisi ve Kritik Altyapılar... Bunların tamamı millî güvenliğin ayrılmaz parçalarıdır. Dolayısıyla herhangi bir yasa dışı yapılanmaya karşı mücadele de bütün bu alanları kapsayacak kurumsal güvenlik anlayışıyla yürütülmelidir.
3. Savunma Sanayii ve Teknoloji Millî Güvenliğin Yeni Cephesidir
Türkiye son yıllarda savunma sanayiinde tarihî başarılara imza atmıştır. Bu başarıların korunması sadece yeni sistemler üretmekle mümkün değildir:
• Bilgi güvenliği,
• Siber güvenlik,
• Karşı istihbarat,
• Personel güvenliği ve kritik projelerin korunması en az üretim kadar önemlidir.
Geçmişte ASELSAN'da görev yapan bazı mühendislerin ölümleri uzun yıllardır kamuoyunda tartışılmaktadır. Bu olaylar hakkında farklı değerlendirmeler yapılmış olsa da toplum vicdanında hâlâ cevap bekleyen sorular bulunmaktadır. Kritik teknoloji alanlarında güvenlik ve şeffaf soruşturma mekanizmalarının güçlendirilmesi, gelecekte benzer riskleri önlemek açısından hayati önem taşımaktadır.
4. Karanlık Miras: Lekelenen Yargı ve Çözülmeyen Faili Meşhurlar
FETÖ’nün devletteki en büyük gücü, geçmişte işlediği ya da manipüle ettiği cinayetlerin üzerini örtebilme veya bu cinayetleri sahte delillerle günahsız isimlerin üzerine yıkabilme kabiliyetidir.
Toplum Vicdanında Cevap Bekleyen Dosyalar:
Muhsin Yazıcıoğlu'nun hayatını kaybettiği helikopter kazası, Necip Hablemitoğlu suikastı, Hrant Dink cinayeti ve ASELSAN'da görev yapan mühendislerin şüpheli ölümleri...
Bütün bu karanlık dosyaların hâlâ tam anlamıyla aydınlatılamamış olması ya da Hablemitoğlu cinayetinde olduğu gibi somut delillerden uzak şekilde ordunun masum mensuplarına ihale edilmeye çalışılması, örgütün adli-bürokratik mekanizmalardaki "uzun kolunun" hâlâ aktif olduğunu göstermektedir.
Halkın mücadeleye olan inancını pekiştirecek yegâne unsur; bu kumpasların ve faili meşhul/meçhul bırakılan milli kayıpların üzerine tavizsiz bir kararlılıkla gidilmesidir.
5. Mücadele Yöntemleri Yetersiz mi? TSK’da Bitmeyen "Kripto" Sızması…
15 Temmuz sonrası süreçte yapılan temizlik hayatiydi; ancak son dönemde yürütülen operasyonlar acı bir gerçeği gün yüzüne çıkardı: Son yıllarda göreve gelen veya terfi eden kurmay subaylar ile tabur komutanları arasında bile hâlâ FETÖ iltisaklı isimler çıkmaktadır.
• Soruşturma Metotlarının Güncellenmesi Şart: Güvenlik bürokrasisi, 15 Temmuz öncesinin yöntemleriyle 15 Temmuz sonrasının "renklendirilmiş" örgüt mensuplarını yakalamakta zorlanıyor. Mücadele metotları örgütün dinamik yapısına göre yenilenmediği sürece, en kritik komuta kademelerine sızma girişimleri engellenemez.
• Referans Zinciri Neden Sorgulanmıyor? 15 Temmuz’dan sonra göreve getirilen bir subay dahi FETÖ’cü çıkıyorsa; bu kişiyi mülakatta geçen, güvenlik soruşturmasını onaylayan ve atama kararnamesine imza atan yetkililerin sorgulanmaması ciddi bir sistemik zafiyettir.
6. Akademik ve Teknik İşgal: Rektörlükler, Etik Kurullar ve Savunma Sanayii
Üniversiteler sadece eğitim kurumu değildir; geleceğin devlet kadrolarını yetiştirir. Bir ülkenin bilim politikası da teknoloji politikası da stratejik insan kaynağı da üniversitelerde şekillenir.
FETÖ mücadelesi sadece asker, polis ve adliye personeli üzerinden yürütüldüğü için sivil alan tamamen göz ardı edilmektedir. Oysa örgütün en rahat hareket ettiği alanlar sivil ve akademik kadrolardır.
STRATEJİK SİVİL ALAN FETÖ’NÜN SİNSİ FAALİYET ŞEKLİ RİSKİ / SONUCU
ÜNİVERSİTELER Rektör, dekan, dekan yardımcılıkları ve Etik Kurul üyeliklerinde kadrolaşma. Kendinden olmayan akademisyenleri tasfiye etmek, yeni hücrelere kadro açmak.
SAVUNMA SANAYİİ Proje süreçlerini bürokratik engellerle yavaşlatma, yetişmiş beyni sistem dışına itme. Yerli teknoloji hamlesini kilitlemek ve dışa bağımlılığı sürdürmek.
SİVİL BÜROKRASİ Maliye, eğitim, sağlık kurumlarında "renksiz" profillerle görünmezlik sağlama. Devletin karar alma mekanizmalarını felç etmek.
7. Karşı İstihbarat Bir Kültür Hâline Gelmelidir
15 Temmuz bize sadece bir darbe girişimini göstermedi. Aynı zamanda devletin kritik kurumlarında karşı istihbarat kültürünün ne kadar hayati olduğunu da gösterdi. Günümüzde güvenlik anlayışı şu unsurları bir bütün olarak ele almak zorundadır:
• Dijital Casusluk ve Siber Güvenlik,
• Finans Ağları ve Kayıt Dışı Transferler,
• Psikolojik Harekât ve Algı Operasyonları,
• Teknoloji ve İnsan Kaynağı Güvenliği.
8. Psikolojik Harp Artık Silah Kadar Etkilidir
Modern örgütler sadece insan devşirmez, algıyı da yönetmeye çalışırlar. Toplumu kutuplaştırmak, devlet kurumlarına güveni sarsmak, dezenformasyon üretmek, sosyal medyayı manipüle etmek ve uluslararası kamuoyunu yönlendirmek hibrit savaşın parçalarıdır.
Bu nedenle FETÖ benzeri yapılanmalarla mücadele yalnızca emniyet operasyonlarıyla değil; eğitim, iletişim, medya okuryazarlığı, hukuk ve diplomasi alanlarında da sürdürülmelidir.
9. Dokunulmayan Alan: Siyasetteki Aklanma ve Temizlik Eksikliği
Toplumun en büyük rahatsızlığı ve adalet duygusunu zedeleyen temel husus, FETÖ’nün siyasi ayağına yönelik kapsamlı ve net bir operasyonun yapılmamış olmasıdır.
• Siyasetteki uzantıların temizlenmemesi, örgütün "nasıl olsa siyasi himaye buluruz" umudunu canlı tutmaktadır.
• Geçmişte örgüte her türlü desteği verip bugün siyaset sahnesinde hiçbir şey olnamış gibi konumunu koruyan isimler, mücadeleye duyulan toplumsal inancı eritmektir.
• Siyasetle farklı partilerde, tarikat ve cemaatlerde de paralel yapılar oluşturan FETÖ önyargısız ve titizlikle takip edilmelidir. Organize olan her yere, her topluluğa FETÖ sızar, nüfuz eder ve ele geçirir.
10. Sonuç: Tarihi Bir Uyarı ve Varoluşsal Risk…
En Büyük Tehlike Rehavettir…
Tarih göstermektedir ki devletler çoğu zaman en büyük darbeyi, tehdidin bittiğini düşündükleri dönemlerde almışlardır. Bu nedenle 15 Temmuz'un en önemli dersi şudur: Hiçbir yasa dışı yapılanma küçümsenmemeli, hiçbir güvenlik zaafı görmezden gelinmemeli ve hiçbir kurum sürekli denetimin dışında bırakılmamalıdır.
Kamu yayıncılarının bu mücadeledeki rolü de sorgulanmalıdır: TRT neden itirafçıların ifadelerinden sinematik belgeler, nitelikli filmler ve diziler yapmaz da aynı görüntüleri farklı adlarla kopyala-yapıştır yaparak yayınlar? Parası mı yok? FETÖ’cü hainler sosyal medyada binbir yalanla cirit atarken bu manipülasyonlar neden zamanında ve etkili iletişimle durdurulmaz?
Toplumsal Beka Uyarısı:
Şayet devletin kılcal damarlarını yeniden işgal eden bu karanlık yapı güçlenir ve devlet mekanizmalarını kilitlerse; bu durum basit bir iktidar mücadelesinin ötesine geçerek ülkede büyük bir kaosa, toplumsal huzursuzluğa ve kırılmalara yol açacaktır. Devletin yapması gereken; yargıdaki kumpas izlerini silmek, sivil bürokrasiden siyasete kadar uzanan lekesiz ve liyakate dayalı topyekün bir temizlik ameliyatını başlatmaktır.
Güçlü Devlet, Güçlü Kurumlar ve Sürekli Teyakkuz…
15 Temmuz'dan çıkarılması gereken en büyük ders, sadece bir örgütle mücadele etmek değildir. Asıl mesele, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin hiçbir yasa dışı yapılanmanın yeniden güç kazanamayacağı kadar sağlam kurumlara sahip olmasıdır.
Liyakat, Şeffaflık, Karşı İstihbarat, Siber Güvenlik, Etkin Denetim, Kurumsal Hafıza ve Hukukun Üstünlüğü... Bunlar yalnızca yönetim ilkeleri değil, aynı zamanda millî güvenliğin temel direkleridir. Tehditlerin biçimi değişebilir; ancak devletin teyakkuzu, kurumsal direnci ve demokrasiye bağlılığı hiçbir zaman zayıflamamalıdır.
E. Yb. Halil MERT
Strateji ve Yönetim Uzmanı