Gölgesinde Büyüdüğümüz Çınarlar

Dr. Dilek BARAN (Akademisyen & Yazar)

21-06-2026 17:04

Gölgesinde Büyüdüğümüz Çınarlar

Haziran ayının sıcak bir pazar günü daha geldi.

Kimimiz bugün bir telefon açacağız. Kimimiz bir mezar taşının başında sessizce bekleyeceğiz. Kimimiz ise yıllardır görüşmediği babasını içinden anacak. Belki de bu yüzden Babalar Günü, yalnızca kutlanan bir gün değil; insanın kendi geçmişiyle karşılaştığı özel zamanlardan biridir.

Çünkü "baba" dediğimiz şey, sadece biyolojik bir bağın adı değildir. O; güvenin, sınırların, sorumluluğun, otoritenin ve çoğu zaman sessiz fedakârlığın hayatımızdaki ilk temsilidir.

Bugün dünya genelinde milyonlarca insanın kutladığı Babalar Günü'nün kökeni, sanıldığı kadar yeni değildir. Tarihçiler, Antik Babil döneminde bir çocuğun babasına sağlık ve uzun ömür dileklerini kil bir tablet üzerine kazıdığını aktarırlar. Modern anlamdaki Babalar Günü ise 20. yüzyılın başlarında, Amerikalı Sonora Smart Dodd'un, altı çocuğunu tek başına büyüten babasına duyduğu saygıyı görünür kılmak istemesiyle kurumsallaşmıştır.

Ancak bu günün kalıcı olmasını sağlayan şey tarihsel kökeninden çok, insan ruhunda karşılık bulduğu yerdir.

Psikoloji literatüründe baba figürü çoğu zaman bireyin dış dünyayla kurduğu ilişkinin ilk modeli olarak değerlendirilir. Sigmund Freud'un dikkat çektiği gibi, çocuk için koruyucu bir baba figürü yalnızca güven kaynağı değil, aynı zamanda dünyanın anlaşılabilir ve düzenli olduğuna dair ilk inançlardan biridir. Daha sonra Erik Erikson'un psikososyal gelişim kuramında da görüldüğü üzere, bireyin özerklik kazanması, kimlik oluşturması ve toplumsal yaşama uyum sağlamasında ebeveyn figürlerinin etkisi oldukça belirleyicidir.

Belki de bu nedenle insanlar yalnızca babalarını değil, hayatlarında "babalık yapan" kişileri de unutmazlar.

Bir öğretmen...

Bir dede...

Bir ağabey...

Ya da zor zamanlarda elinden tutan bir dost...

Çünkü babalık, bazen biyolojik bir gerçeklikten çok daha fazlasıdır; bir sorumluluk biçimidir.

Modern toplumlarda babalık anlayışı da önemli ölçüde değişmiştir. Sosyolog Michael Kimmel'in çalışmalarında vurguladığı üzere, geçmişte daha çok ekonomik sorumluluk ve otorite üzerinden tanımlanan baba rolü, günümüzde duygusal yakınlık, bakım verme ve aktif katılım gibi boyutlarla yeniden şekillenmektedir. Artık iyi bir baba olmak yalnızca eve ekmek getirmekle değil; çocuğun hayatına zaman, ilgi ve duygusal güven katabilmekle ilişkilendirilmektedir.

Bununla birlikte, hayatın bize öğrettiği başka bir gerçek daha vardır.

Hiçbir baba kusursuz değildir.

Belki yetişkinliğin en önemli dönüm noktalarından biri de budur.

Çocuklukta kahraman olarak gördüğümüz kişilerin zamanla insan olduklarını fark ederiz. Hatalarıyla, korkularıyla, eksikleriyle ve mücadeleleriyle...

Analitik psikolojinin kurucusu Carl Gustav Jung'un ifade ettiği "baba arketipi", yalnızca dışarıdaki bir kişiyi değil, zamanla içimizde oluşan rehber sesi de temsil eder. İnsan olgunlaştıkça, sürekli dışarıdan onay bekleyen çocuk olmaktan çıkar; kendi yaşamının sorumluluğunu üstlenen yetişkine dönüşür. Aslında bireysel gelişimin önemli bir kısmı, babayı yargılamakla değil, onu anlamakla başlar.

Çünkü bazı insanlar babalarının varlığıyla büyür.

Bazıları yokluğuyla...

Ama her iki durumda da baba figürü, kişinin hayat hikâyesinde iz bırakır.

Belki de Babalar Günü'nün gerçek anlamı burada saklıdır.

Bu gün, yalnızca teşekkür etmek için değil; bizi biz yapan görünür ve görünmez emekleri hatırlamak için vardır.

Bize yürümeyi öğretenleri...

Düştüğümüzde kaldıranları...

Sessizce yük taşıyanları...

Ve çoğu zaman sevgisini sözlerle değil, sorumluluklarıyla gösterenleri...

Hatırlamak için.

Bugün, hayatta olan babalarımıza bir teşekkür borçluyuz.

Aramızdan ayrılanlara ise bir dua, bir özlem ve güzel bir hatıra...

Çünkü insan, yalnızca kendi hayatını yaşamaz; kendisinden önce gelenlerin emeği üzerinde yükselir.
Ve bazı insanlar vardır ki;

Gölgesi çekildikten sonra bile altında büyümeye devam ederiz.

Babalarımız gibi...

Dr. Dilek BARAN

DİĞER YAZILARI Toplumsal Çözülmenin Anatomisi Bir toplum neden umut yerine korkuyu seçmeye başlar? 01-01-1970 03:00 Ahlaki Söylemler Neden Sorgulanmıyor? 01-01-1970 03:00 Araçsallaştırılmış İlişkiler Çağında İnsan: Güç, Manipülasyon ve Sessiz İsyan 01-01-1970 03:00 Psikologların Gizli Yarası: Mesleki Yalnızlık 01-01-1970 03:00 Kimliklerin Gölgesinde Hakikat: Kör Sadakat Döngüsü Nasıl İşler? 01-01-1970 03:00 Dijital Çağda Hatırlamak, Unutmak ve Sessiz Şiddet 01-01-1970 03:00