Kendi Ağacının Gölgesinde Büyümek
Bizler çoğu zaman kolay olanı seçmeye meyilliyizdir. Zor yol bizi sarmaz, kurulmuş konfor alanının dışına çıkmak istemeyiz. Fakat unuttuğumuz şey; hiçbir şey zorluk yaşamadan zirveye ulaşamaz. Hayaller tozpembe görünebilir fakat gerçekte o kadar güzel ve kolay ulaşılmaz.
Size en yaşlı ağacın hikayesini anlatayım, gelin bakalım...
Kaliforniya’nın White Dağları’nda, yaşamın neredeyse imkansız olduğu en berbat yerde duruyordu. Orada toprak yok, sadece kireçli sert kayalar var. Yıllık yağış yok denecek kadar az, dondurucu rüzgarlar gövdeni bir zımpara gibi dövüyor, oksijen o kadar az ki nefes almak bile bir mucize...
İşte tam 4.850 yıl önce, insanlık henüz yazıyı yeni bulmuşken, piramitlerin inşasına bile başlanmamışken, o kurak kayalığın çatlağına küçük bir tohum düştü. O tohumun önünde iki seçenek vardı: Ya "Bu şartlarda yaşanmaz" deyip daha yeşermeden kuruyacaktı ya da her şeye rağmen direnecekti.
Methuselah, etrafındaki diğer ağaçlar gibi hızla büyüyüp boy atmamıştı. Çünkü biliyordu ki şartlar ne olursa olsun enerjini sınırsız harcayamazsın. Yılda sadece bir milimetrenin onda biri kadar büyüdü. İnsanlar imparatorluklar kurup yıkarken, o sessizce köklerini kayanın en derin çatlaklarına sapladı. Bize verdiği en büyük ibret de bu olmalı. Hayatta hızlı yol alamıyorsanız hayatın sizden ümidi kestiğini sanmayın. En güzel şeyler zorluklarla beraber çıkar.
Bu ağacın biyolojik olarak neden ölmediğini araştıran bilim insanları hayret verici bir gerçekle karşılaştılar. Aşağı vadide, yumuşak topraklarda yaşayan çamlar 100-200 yıl yaşayıp böcekler ve hastalıklar yüzünden çürürken, Methuselah’a hiçbir virüs, hiçbir mantar, hiçbir böcek işleyemiyordu. Çünkü o zor coğrafya, o amansız rüzgarlar ve susuzluk ağacın odununu o kadar sıkı, o kadar yoğun ve öyle güçlü bir reçineyle doldurmuştu ki odun adeta taşa dönmüştü. Çektiği tüm acılar, onu dışarıdan gelecek her türlü tehlikeye karşı zırh yapmıştı. İşte burada her tehlikenin bizi öldürmediğini görebiliyoruz. Bazı şeyler bizi çok zorlayabilir, bitilme noktasına bile getirebilir fakat her zorluğun sonu yıkım değildir; aksine zaferdir.
Siz kendinizi o ağacın yerine koyun. Onca şeye rağmen bir an olsun pes etmemiş bir ağaç olduğunuzu düşünün. Bazılarının sözü sizi etkiler mi? Etkilemez. Çünkü ağacın duygusu yoktur; büyür, her şeye rağmen dediklerimi düşünmeden büyümeye devam eder. Ve başardı... O ağaç kimsenin gölgesine muhtaç kalmadan kendi gölgesini yarattı.
Şimdi size soruyorum: Başkalarının gölgesinde gölgelenmeye devam mı edeceksiniz, yoksa kendi gölgenizi kendiniz mi yaratacaksınız?
Çoğu kişinin cevabı "Kendi gölgemi yaratacağım" olabilir, umarım da öyle olur. Çünkü biz insanlar bazı şeyleri sadece sözde bırakıyoruz. Söz olduğu yerde kalıyor ve bir eyleme dönüşmediğini görüyoruz.
Ve toparlayacak olursam:
Gerçek özgürlük, kendi tohumunu her zorluğa rağmen ekebilmektir. Bu yolda yorulmak da olacak, yıkıp "olamaz" diyenler de olacak. Dışarıdan gelecek alkışlardan veya birilerinin lütfedeceği imkanlardan sıyrılıp kendi gölgenizi inşa edebilmektir esas olan.
Unutmayın:
Güzele "çirkin" deseniz, güzel hâlâ güzeldir,söz davranışlarınızı ifade eder yıkımı ifade etmez...