
OKULUN KAPISINA GÜVENLİK KOYMAK YETMEZ: ÇOCUĞUN SESSİZLİĞİNİ OKUMAYI ÖĞRENMELİYİZ
22 Eylül 2026’da Manisa’nın Turgutlu ilçesinde yaşanan olay, bize yalnızca okul güvenliğini değil, eğitim sisteminde önleyici ruh sağlığı çalışmalarını da yeniden tartışmamız gerektiğini gösterdi.
Bir okulun kapısına güvenlik görevlisi koyabilirsiniz. Kameraların sayısını artırabilir, girişleri daha sıkı kontrol edebilirsiniz. Bunların hepsi gerekli güvenlik tedbirleri olabilir.
Ama asıl soru şudur:
Bir çocuğu o kapıya öfkeyle, çaresizlikle ya da şiddet düşüncesiyle getiren süreci ne kadar erken fark edebiliyoruz?
Kalıcı çözümü burada aramak zorundayız.
Okullarda yalnızca öğrencilerin değil; okul müdürlerinin, müdür yardımcılarının, öğretmenlerin ve özellikle rehberlik/PDR hizmetlerinde görev yapan personelin çocuk ve ergen davranışlarını daha kapsamlı okuyabilecek eğitimlerle desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum.
Üstelik bu eğitimler birkaç saatlik çevrim içi programlardan ve sonunda verilen katılım belgelerinden ibaret kalmamalıdır.
Özellikle sözel olmayan davranışların gözlenmesi, akran zorbalığı, öfke ve saldırganlık belirtileri, sosyal geri çekilme, ani davranış değişiklikleri, kriz belirtileri, kuşaklar arası çatışmalar ve sağlıklı iletişim başlıklarında yüz yüze ve uygulamalı eğitimler düzenlenmelidir.
Bu çalışmalar, alanında akademik ve uygulamalı çalışmaları bulunan uzmanlar tarafından gerçekleştirilmelidir. Öğretmenden psikolog olması beklenemez; ancak öğretmenin ve okul yöneticisinin “Bu öğrencide bir değişiklik var, profesyonel değerlendirme gerekiyor” diyebilecek farkındalığa sahip olması sağlanabilir.
ÇOCUK BAZEN KONUŞMADAN DA ANLATIR
Çocuk ve ergenler yaşadıkları her problemi yetişkinlere açık biçimde anlatmazlar.
Bazen susarlar.
Bazen arkadaşlarından uzaklaşırlar.
Bazen öfkeleri artar.
Bazen ders başarıları aniden düşer.
Bazen davranışları değişir.
Bu belirtilerin hiçbiri tek başına bir öğrencinin şiddete başvuracağı anlamına gelmez. Çocukları etiketlemek de son derece yanlış olur. Ancak belirgin ve süreklilik gösteren değişikliklerin fark edilmesi, öğrencinin uygun uzmanlara yönlendirilmesi açısından önemlidir.
İşte bu nedenle okul rehberlik hizmetlerinin yalnızca sorun ortaya çıktıktan sonra devreye giren bir yapı olmaktan çıkarılarak önleyici ve erken fark etmeye dayalı bir sisteme dönüştürülmesi gerekir.
“BEN DİLİ” SINIFLARA VE AİLELERE GİRMELİ
Bir başka önemli başlık iletişimdir.
“Sen zaten böylesin”, “Senden adam olmaz”, “Sen hep sorun çıkarıyorsun” dili yerine çocuklara, velilere ve eğitimcilere ben dili, çatışma çözme, duygu ifade etme ve sağlıklı sınır koyma becerileri öğretilmelidir.
Kuşaklar arası çatışma da ayrıca ele alınmalıdır.
Bugünün ergeniyle yirmi veya otuz yıl önceki ergen aynı sosyal dünyanın içerisinde büyümüyor. Dijital ortam, sosyal medya, akran ilişkileri, başarı baskısı, aile beklentileri ve aidiyet sorunları çocukların yaşamında çok daha farklı dinamikler oluşturuyor.
Çocuğu anlamadan yalnızca disipline etmeye çalışırsak, davranışı geçici olarak bastırabiliriz; fakat davranışın altında yatan problemi çözmüş olmayız.
VELİYİ DIŞARIDA BIRAKARAK OLMAZ
Okul temelli önleyici çalışmaların üçüncü ayağı veliler olmalıdır.
Velilere de alanında uzman akademisyenler tarafından yüz yüze seminerler verilmelidir. Ergenle iletişim, öfke, akran zorbalığı, dijital davranışlar, aile içi çatışma, riskli davranışların erken belirtileri ve gerektiğinde profesyonel yardım alma yolları açık biçimde anlatılmalıdır.
Çünkü çocuk yalnızca okulda yaşamıyor.
Ev, okul ve sosyal çevre aynı sistemin parçalarıdır.
Bu nedenle Millî Eğitim Bakanlığı başta olmak üzere il millî eğitim müdürlükleri ve Rehberlik ve Araştırma Merkezleri bu konuda ortak ve sürdürülebilir bir çalışma modeli geliştirmelidir.
Her olaydan sonra güvenlik tedbirlerini artırmak önemlidir; fakat tek başına yeterli değildir.
Silahlı güvenlik görevlisi olay meydana geldiğinde müdahale edebilir.
Asıl başarı, o silah okulun kapısına gelmeden çok önce çocuğun yaşadığı sorunu görebilmektir.
Eğitim sisteminin ihtiyacı yalnızca daha yüksek duvarlar, daha fazla kamera ve daha sıkı kapılar değildir.
Bazen ihtiyacımız olan şey çok daha temel bir beceridir:
Çocuğu görmek, dinlemek ve konuşamadığında davranışının ne anlattığını anlayabilmek.
22 Eylül’de Manisa’da yaşanan olayın ardından tartışmamız gereken temel meselelerden biri de budur.
Okulları gerçekten güvenli hâle getirmek istiyorsak yalnızca kapıları değil, çocuklara ulaşan iletişim kanallarını da güçlendirmeliyiz.
Prof. Dr. Kürşat Şahin Yıldırımer