RUHUN KAÇ PARÇAYA BÖLÜNDÜ?

Hiç düşündünüz mü?

Ruhumuzun kaç parçası, kaç farklı yerde kaldı?
Kimimizin ruhu çocukluğunda, kimimizin adliye koridorlarında, kimimizin yanan evinde, kimimizin toprağında, kimimizin kaybettiği evladının ardından kaldı.
Bedenimiz burada olabilir.

Ama ruhumuzun bir parçası hâlâ geçmişte yaşadığımız bir acının içinde olabilir.

Bugün sosyal medya sayesinde yıllardır görünmeyen birçok olay görünür hale geliyor. Fakat gördüğümüz yalnızca olayın kendisi.
Bir de o olayların insanların ruhunda bıraktığı görünmeyen yaralar var.

Peki bizi bu noktaya kim getirdi?
Kim gördü de görmedi?
Kim duydu da duymadı?
Kim bildiği halde sustu?

Burada tek tek insanları suçlamak değil, hepimizin sorması gereken büyük bir soruyu ortaya koymak istiyorum:

Bir toplumun ruhu parçalanırken sorumluluk nerede başlıyor ve nerede bitiyor?

Son günlerde yapılan operasyonlar, yıllardır konuşulan bazı sorunların artık görünür hale geldiğini gösteriyor. Ancak operasyonlar yalnızca ekonomik düzeni değil, insanın güven duygusunu da yeniden düşünmemize vesile olmalı.
Çünkü mesele sadece para değil.
Mesele güven.
Üreticinin toprağına güvenmesi…
Çocuğun geleceğine güvenmesi…
İnsanın sağlığına güvenmesi…
Ve en önemlisi, hakkını aradığında adalete güvenmesi.

BEŞİNCİ GÜCÜMÜZ: MERHAMET

Ben artık toplumsal yaşamımızı beş temel unsurla birlikte düşünmemiz gerektiğine inanıyorum.
Sağlık.

Tarım ve gıda.
Sosyal hizmetler ve çocuklarımız.
Hayvanlarımız.
Bunların üzerine de sırtımızı dayayacağımız en önemli dayanak:

ADALET.

Çünkü adalet yoksa diğer dört ayak da sağlam duramaz.
Hayvanlarımızı da unutamayız.

Onlar konuşamaz, hakkını arayamaz, dilekçe veremez, mahkeme kapısına gidemez.
Ama onların da canı var.

Onlara nasıl davrandığımız, aslında insanlığımızın da aynasıdır.

Çocuklarımızı, yaşlılarımızı, hayvanlarımızı, üreticimizi ve birbirimizi koruyamadığımızda yalnızca bir sistemi değil, kendi ruhumuzu da yaralıyoruz.

RUH PARÇALARIM, GERİ DÖNÜN…

Bir ev yeniden yapılabilir.
Bir tarla yeniden ekilebilir.
Bir düzen yeniden kurulabilir.
Ama ruhun aldığı bazı yaralar kolay kapanmaz.
Bu yüzden artık sadece “Ne oldu?” diye sormayalım.

“İnsanlara ne oldu?”
 diye de soralım.
Çünkü bizim sütümüz döküldü.
Meyvelerimiz sepetten dağıldı.

Ruhlarımızın parçaları hayatın farklı yerlerinde kaldı.
Şimdi onları tek tek geri çağırma zamanı.
Kendimizle barışarak…
Birbirimizi dinleyerek…
Çocuklarımızı koruyarak…
Hayvanlarımızı koruyarak…

Toprağımıza sahip çıkarak…
Sağlığımızı koruyarak…
Ve adalete sırtımızı dayayarak…
Ruh parçalarım, geri dönün.

Sen hiç kimsenin bıraktığı yerde değilsin.
Sen hâlâ buradasın.
Bu bedendesin.
Bu ruhtasın.
Ve ruhunla bedenin yeniden buluştuğunda, hayatla mücadele edecek gücü yeniden bulabilirsin.

Çünkü bir toplumun gerçek iyileşmesi, önce ruhlarının parçalarını geri toplamasıyla başlar.