Evleri Doldurup Gözü Doyuramadığımız Çağ
Günümüzde insanlar neden her şeyi almak isterler, hiç düşündük mü?
Çünkü içlerindeki huzursuzluğu ve stresi satın alacakları şeylerden çıkarırlar. Mesela bazı insanlar doyasıya eşya alır ama kullanmaz bile. Fakat bu konu sadece eşya ile sınırlı kalmayıp yediğimiz yemeklerde de israfa yol açıyor. Bir yemeği gözümüz doysun diye bir sürü alıyoruz, fakat sonra onu bırakıp gidiyoruz. Kendimizi mutlu etmeliyiz tabii ki ama böyle değil; çünkü o nimeti bulamayanlar var. Sizin bıraktığınız bir ekmek kırıntısını veya yarım bıraktığınız suları arayan milyonlarca insan var.
Örnek verecek olursak; Filistin, Sudan, Yemen, Nijerya ve Afganistan gibi ülkelerdeki insanlar sizin o bıraktığınız bir yarım suya muhtaç olabiliyor maalesef.
Biraz daha detaya girersek:
Gerçek zenginlik; lüks kıyafetlerin, dolaba sığmayacak kadar fazla eşyalarımızın olması gibi geliyor ki günümüzde anlayış bu şekilde. Her şeyin fazlası zarar olduğu gibi çok fazla eşya da zarar. Mesela sürekli etrafımızda o eşyaları görünce gözümüz daha fazla açgözlü olur ve onları kaybetme korkusundan daha fazla alırız. Almak sorun olmasa bile kullanmıyoruz. Durumu olmayan milyonlarca insan var yaşadığımız coğrafyada; bağış yapabiliriz. Yalnızlığı eşyalarla arındıramayız belki ama paylaştıkça yalnızlığımızın gitmesine vesile olur.
Ve sonuç:
Gerek gıda israfı gerek kıyafet ve eşya israfı... Bunlar bizim stresimizi atmamız için bir oyuncak veya bir alet değildir. Ayrıca dinimizde de uygun olan bir şey değildir. Şu hadisle bu dediklerimi doğrulayacak olursak: "Kibre düşmeden ve israfa kaçmadan (dilediğinizce) yiyin, sadaka verin ve giyinin!" hadisi de bunu doğrular.
Bunun yerine eşyalarla kapalı bir yere sıkışacağımıza, doya doya dışarıda sevdiklerimizle vakit geçirebiliriz.
Epiktetos'un da dediği gibi:
"Zenginlik, çok eşyaya sahip olmak değil, az şeye ihtiyaç duymaktır..."