SAKLADIĞINIZ GERÇEKLER, YARIN SEVDİKLERİNİZİN KARŞISINA ÇIKABİLİR!
Bir de meselenin hiç düşünülmeyen başka bir tarafı var.
Bugün yüzleşmekten kaçtığınız, üzerini örttüğünüz, başkalarının duymasını ve öğrenmesini istemediğiniz olaylar, yarın hiç beklemediğiniz bir şekilde yeniden karşınıza çıkabilir.
Üstelik o gün sizin korumaya çalıştığınız, gerçekleri bilmesini istemediğiniz kişiler de bu hesaplaşmanın tam ortasında kalabilir.
Belki çocuklarınız, belki torunlarınız, belki yıllarca emek verdiğiniz, gözünüzden sakındığınız sevdikleriniz…
İşte o zaman korumak için sakladığınız gerçekler, dönüp dolaşıp sizin karşınıza dikilebilir. Bugün başkasına doğrulttuğunuz o silah, yarın size dönebilir.
Peki buna değer mi?
Yıllarca büyüttüğünüz öfke, sakladığınız gerçekler, işlediğiniz haksızlıklar, attığınız iftiralar ve yüzleşmekten kaçtığınız meseleler yüzünden sevdiklerinizi kaybetmek mi, yoksa bir gün cesaret gösterip gerçeği açıkça konuşmak mı?
Hangisini tercih edersiniz?
Bir tarafta yıllarca taşınan sırlar, kırgınlıklar, yanlış anlaşılmalar ve kulaktan dolma bilgiler…
Diğer tarafta ise dürüstçe kurulmuş birkaç cümle:
“O gün böyle oldu.”
“Ben yanlış anlamışım.”
“Öyle söyledim ama aslında öyle değildi.”
“Bunun gerçeği buydu.”
“Belki de birbirimizi hiç dinlemedik.”
İşte hayatın terazisi tam da burada kuruluyor.
Çünkü gerçekleri kabul etmek insanı küçültmez. Aksine, insanın kendi vicdanıyla barışmasını sağlar.
Bugün çözülebilecek bir meseleyi yarına, yarından sonraki yıllara, hatta gelecek nesillere taşımak neden?
Bir yangını daha büyümeden söndürmek varken neden alevlerin çocuklarımıza, torunlarımıza kadar ulaşmasına izin verelim?
Unutmayalım ki çözümlenmemiş aile meseleleri, yıllarca süren çatışmalar, güvensizlik ve suskunluk yalnızca ilişkileri değil, insanların ruhsal iyilik hâlini de etkileyebilir.
İnsanların birbirini anlamaya çalıştığı, konuşabildiği, özür dileyebildiği ve gerektiğinde helalleşebildiği bir dünyada belki de çok daha az kırgınlık, çok daha az yalnızlık ve çok daha az ruhsal yıpranma yaşanacak.
Çünkü bazen insanı hasta eden yalnızca yaşadığı olay değildir; yıllarca içinde taşıdığı, kimseye anlatamadığı ve bir türlü çözemediği yüklerdir.
Bir gerçeği bugün konuşmak zor olabilir. Ama o gerçekle yıllarca yaşamak, bazen çok daha ağırdır.
Sevdiklerinizi korumak istiyorsanız onlardan gerçeği saklayarak değil, onlara dürüst bir gelecek bırakarak koruyun.
Çünkü miras yalnızca evler, arsalar, paralar ve birikimler değildir.
Bazen çocuklarınıza bıraktığınız en büyük miras, çözülmemiş meselelerinizdir.
Ve belki de artık kendimize şu soruyu sormalıyız:
Bizden sonraki nesillere hangi mirası bırakıyoruz: Sevgiyle onarılmış ilişkileri mi, yoksa yıllarca saklanmış hesaplaşmaları mı?