Zil Çaldı, Biz Kaldık
.M. Nuri BİNGÖL/ 3 Ocak 2026
Şaphane…
Sabahları
sobalı sınıfların
buğusunda başlardı gün.
Adnan Demirkol
tebeşiri tutarken
ellerinde yılların sabrı akardı.
Metin Demir
fazla konuşmazdı biteviye.
Sözü teneffüs aralarına
bırakırdı günboyu, dün/boyu..
Kudret Bey,
adı gibi hiç yormazdı kendini;
Durmadan, duruşuyla ciddi ciddi,
Mustafa Açıkgöz, Din Dersinde,
kitaptan önce
kalpleri açmaktır mühim olan derdi.
Coğrafyacı, Sosyal'cıTürkân Hanım,
koridorlara ince bir sükûnet serperdi.
Resimci Mert Soylu, renkleri değil
zamanı boyardı,
çerçevesiz bir hatıra gibi.
Diyarbakır Çınar’da ise
pencereler, pencereler bakardı engin semaya,
Ama, velâkin bakışlarımız geçmişe yakındı.
Nureddin Efe,
kelimeleri dikkatle dizerdi;
kırılmasın diye...
Hüseyin Yalçın
gülüşünde yorgunca dost izi...
Ahmet Yavuz,
sessizce geçerdi
ama memlekete hasret izi kalırdı.
Kerami Acar,
anlatırken fenni konuları,
hayatı çözerdi fark ettirmeden.
Birecik Lisesi…
Kız Anadolu İHL…
Aynı saatten bakan duvarlar.
Mehmet Sertkaya’nın sesi
kulaklarımı çınlar hâlâ.
Biyolog Salih Bey,
tebeşiri elinden yere düşürmezdi
zaman gibi.
Rahmetlik Tüfekçi,
adı anıldıkça bir Fatiha durur kapıda.
Mehmet Zeki Öncel,
Müdür Fatoş Altunova,
disiplini deftere değil
Öğrenciye yazardı eğitimle.
Celaleddin Kılıç,
Cumali Söylemez,
Merve Yağlı,
Gürkan Bey…
Ve daha niceleri…
Biz
aynı çaydanlıktan dökülen,
aynı yoklamada eksilen,
aynı zil sesiyle
gençliğini bırakan insanlardık.
Şimdi
ziller çalmıyor,
tahtalar sessiz,
isimlerimiz
eski bir hatıra defterinde
soluk mürekkeple duruyor.
Ama
bir öğrencinin
yıllar sonra durup
“Hocam…” demesinde
hâlâ dersimiz sürüyor.