Fırat’ın Aynasında ( AN'da)

Mehmet Nuri BİNGÖL ( YAZAR )

05-08-2025 18:35

Fırat’ın Aynasında ( AN'da)
                    MEHMET NURİ BİNGÖL
           Sabahın ilk ışıkları, Fırat’ın yüzünde titreyen bir sır gibi geziniyordu. Nehir, gökyüzünün mavisini ve kıyıya yaslanmış taş evlerin sarımsı rengine bürünmüş, sessizce akmıyor da Baraj ile boğazlanmışcasına sürünüyordu; yahut AN'a öyle geliyordu. 
          Hafif bir rüzgâr esince suyun sathını kırışık simalara benzetti, sahildeki söğüt silüetlerinin gölgeleri bağbozumuna döndü. Sanki zamanın aynasına atılan bir taş gibi…
           Ahmet Nureddin, köprünün başında durdu. Üzerinde yılların yolculuğundan ve meslek hayatından kalan yorgunluk, elinde babasından kalma, kenarları yıpranmış bir deri valiz vardı. Yıllar sonra doğduğu şehre dönmüştü. Ne gurbetin sessizliği ne de şehirlerin gürültüsü, onun içindeki boşluğu dolduramamıştı. 
          Mazideki sessiz taş şehir, çocukluğunun gizli odaları, dedesinin sesi, babaannesinin dua eden elleri, hepsi onu çağırmıştı. Ancak bunlar gibi o asil evler de hakiki istikbale karışmış,  betonerme binalarla istila edilmişti şehir.
            Köprüyü ağır adımlarla geçti. Nehir, altından bir soluk gibi akıyordu. Sağ tarafta ince uzun minare, göğe ve suya aynı anda uzanmış gibiydi. Gövdesinin titrek gölgesi, Fırat’ın yüzünde dans ediyor, güneşle yarışıyordu. Taş evler, birbirine yaslanmış ihtiyar dostlar gibiydi; rüzgârın ve zamanın önünde suskun ve sabırlı. Uzakta, tepenin ucunda harap kalenin taşları, bin yıllık bir nöbetin hala sürdüğünü hatırlatıyordu.
            Sokağa adım atar atmaz, yıllar bir anda eridi. Taşların arasında yankılanan ayak sesleri, ona çocukluğunu hatırlattı. Bir kemerin altından sarkan sarmaşıklar, taş duvarların sertliğini yumuşatıyordu. Güneş ışığı, daracık sokakta gezinen bir misafir gibi taşlara dokunuyor, sonra çekiliyordu. Her köşe, her taş, bir hatıranın izini taşıyordu.
            Sokağın sonunda, dedesinin hep anlattığı eve geldi. Kapısı kararmıştı, üzerindeki demir tokmak pasla kaplanmıştı. Yan taşın üzerinde küçük bir yıldız kabartması vardı; parmağını taşın üzerine koyduğunda sıcaklığı içini ısıttı. O anda, minareden yükselen ezan sesi Fırat’a çarptı ve sokaklara yayıldı.
          Ahmet Nureddin’in boğazı düğümlendi. Dedesinin sesi, babaannesinin duaları, çocukluk akşamlarının serinliği… Hepsi birden taşlardan sızıp geri gelmişti. Defterini açtı, titrek bir yazıyla  cümlesini yazdı:
            "Bu şehir, suya ve taşa yazılmış bir dua gibi…"
             Güneş yükseliyor, Fırat usulca akıyor, taşlar ise binlerce yılın suskunluğuyla onu dinliyordu. Ahmet Nureddin anladı ki, bazı şehirler insanın sadece çocukluğunu değil, ruhunu da saklar. Ve o şehir, bir gün insanı kendine geri çağırır.
**
              Ahmet Nureddin, dedesinin evinin önünde uzun süre durdu. Kapının üzerinde paslı tokmak, güneş ışığında kısmen parlıyor, kısmen gölgede kayboluyordu. Taş duvardaki küçük yıldız kabartmasını avuçladığında, sanki dedesinin eli kendi elinin üstüne konmuş gibi hissetti. Gözlerini kapadı.
              Birden yaz akşamları geri geldi. Sokağın taşları sıcaktı, ama akşamüstü serin rüzgâr taşların yüzeyinde dolaşırdı. Küçük Ahmet Nureddin, kapının önünde oturur, topunu sokağın taşlarına çarptırırdı. Dedesi, eski bir iskemleye oturmuş, piposundan dumanlar yükseltirken ağır ağır konuşurdu:
             "Bu taşlar, oğlum… Bu taşlar, gördüğünden fazlasını bilir. İnsan gelir geçer, ama taş kalır. Bu minare, bu köprü… Hepsi bizim hikâyemizi taşır."
              O zamanlar bu sözler sadece hoş bir masal gibiydi. Çocuk aklı, taşların hafızası olabileceğine inanmazdı. Ama şimdi, yıllar sonra o taşların önünde dururken, dedesinin haklı olduğunu hissediyordu.
              Sokakta ilerlerken, bir kapının önünde oturan yaşlı bir kadın gördü. Yüzündeki kırışıklıklar, taşların arasında açmış derin yarıklar gibiydi. Kadın, bastonuna yaslanmış, usulca ona baktı.
             “Sen… Ahmet misin?” dedi kısık bir sesle.
              “Ahmet Nureddin,” dedi, sesi titreyerek.
               Kadının gözleri parladı.
               “Deden seni çok anlatırdı. Hep derdi ki, ‘Bu çocuk taşlara dokunursa hatırlayacak.’ Bak, hatırladın mı?”
           Ahmet Nureddin başını salladı. Hatırlıyordu. Bu sokak, bu taşlar, bu şehir… Hepsi onun bir parçasıydı.
             Gözleri köprüye doğru kaydı. Fırat, akşam güneşinde kızıl bir şal gibi parlıyordu. Dedesinin sesi yeniden kulaklarında çınladı:
             "Fırat, oğlum, insana benzemez. İnsanı beklemez, ama onu affeder. Sen gitsen de dönsen de, Fırat burada hep seni bekler."
              O an, şehrin sadece taşlarda değil; suyun akışında, rüzgârın uğultusunda ve ezanın yankısında yaşadığını anladı. Defterine bir not daha düştü:
              "Bu şehir, sadece taşların değil; suyun, rüzgârın ve duanın hafızasında da yaşıyor."
**
              Gün, ağır ağır akşamın kollarına bırakmıştı kendini. Gökyüzü, kızıl ile mor arasında gidip gelen bir renk cümbüşüne bürünmüştü. Fırat’ın suları bu renkleri bir ayna gibi akseder, zamanın akışını yavaşlatıyordi. Ahmet Nureddin, köprünün ortasında durdu. Altında, yüzyıllardır aynı sabırla akan suyun sesi…
              O ses, yalnızca bir su sesi değildi artık. Rüzgârın uğultusu ve suyun akışı, ona kelimelerden öte bir şey fısıldıyordu: "Geldin, gördün, hatırladın… Şimdi içindeki yükü bırak."
               Ahmet Nureddin gözlerini kapadı. Yılların yorgunluğu, ayrılıkların sessizliği, kaybettiklerinin ağırlığı omuzlarından süzülüp gidiyormuş gibi hissetti. Dedesinin sözleri yeniden zihninde yankılandı:
              "Fırat, oğlum, insanı beklemez ama onu affeder."
            Köprünün taşlarına yaslanıp defterini açtı. Güneşin son ışıkları sayfaya vurdu. Titreyen satırlarla yazdı:"Bu şehir, beni affetti. Fırat, bana yeniden kendimi gösterdi."
               O sırada, uzaktan ezan sesi yükseldi. Minarenin sesi, suya çarptı, yankılandı, şehrin taş sokaklarına yayıldı. Bu ses, yalnızca bir namaz vakti çağrısı değildi; zamanın kendisiydi, geçmişin ve bugünün birleştiği an.
             Ahmet Nureddin, defterini kapadı ve derin bir nefes aldı. Gözleri, şehrin taş evlerinden Fırat’ın yansımalarına kaydı. Bir anlığına, nehirde yalnızca gökyüzünü değil, kendi yüzünü de gördü. Fırat, onun iç dünyasının aynası gibi olmuştu.
              "Ben oeaya döndüm," dedi içinden. "Ve şehir beni yeniden kabul etti."
                 Gecenin ilk serin rüzgârı esti. Sokaklarda lambalar yanmaya başladı. Taşlar, yüzyılların sessiz tanıklığını sürdürüyor, Fırat usulca şehri ninnisine sarıyordu.
              Ahmet Nureddin, köprüden uzaklaştı.
Ama biliyordu ki, artık bu şehir onun içindeydi; taşların, suyun ve duanın birleştiği yerde…
             Ve Fırat, onu hep hatırlayacaktı.

DİĞER YAZILARI EL-ŞARA'NIN "ŞAM" YA DA SURİYESİ 01-01-1970 03:00 Suçu Yanlış Yerde Aramak               Mehmet Nuri BİNGÖL 01-01-1970 03:00 Zil Çaldı, Biz Kaldık 01-01-1970 03:00 OKUYUCUM VE KADİM DOSTUMUN SON NEŞRİYATIMI TENKİDİDİR ( Değerlendirme). M. Nuri BİNGÖL                Yollar Irmağa Çıkar              (Birecik’ten Öyküler) 01-01-1970 03:00 Regaib Kandili: Rahmetin Kapısında Bir Gece 01-01-1970 03:00 Kelimelerin İktisadı, Mananın               Derinliği: Kısacık Yazılar                 MEHMET NURİ BİNGÖL 01-01-1970 03:00 OKUYUCUM VE KADİM DOSTUMUN SON NEŞRİYATIMI TENKİDİDİR ( Değerlendirme). M. Nuri BİNGÖL 01-01-1970 03:00 RESUL-Ü EKREM (ASM) VE                      DEVLET REİSLİĞİ 01-01-1970 03:00 Hz. İsa(as) ve Şahs-ı  Manevi 01-01-1970 03:00 BÜYÜK DEDEM KADO 01-01-1970 03:00 AZ OLSUN MANTIĞI... 01-01-1970 03:00 DÜŞMAN BAZEN DAHA YAKIN TUTULMALI 01-01-1970 03:00 İCMALİ BİR İZAH: İSLAM ŞERİATI... 01-01-1970 03:00 Tartışmanın Görünmez Tazyiki 01-01-1970 03:00 Tarihi Değiştiren Suikast ve Sabotaj 01-01-1970 03:00 BAŞKAN ZOHRAN MAMDANİ! 01-01-1970 03:00 BAŞKAN ZOHRAN MAMDANİ! 01-01-1970 03:00 KIRMIZI İPEK ya da YEMİN- Hikâye 01-01-1970 03:00 Maarif Hayatıma Dair / M. Nuri BİNGÖL 01-01-1970 03:00 VAHDANİYETE DELİL SADECE KALP Mİ?  01-01-1970 03:00 Uhuvvet Hissinin Risale-i Nur’u Anlamadaki Faydası 01-01-1970 03:00 Haşiyeli İzahların Zarureti ve Bediüzzaman’ın Müsadesi                -Mehmet Nuri BİNGÖL- 01-01-1970 03:00 Risale-i Nur’un Makamı Kur’an ve Hadisten          Sonra Gelen Bir Hakikat Mirasıdır 01-01-1970 03:00 Bediüzzaman’a Göre Tefsir ve Çağımızda Nasıl Olmalıdır 01-01-1970 03:00 Risale-i Nur,Ancak Külliyat Bütünlüğü ve           İslami İlimlerin Işığında Anlaşılabilir                  — Mehmet Nuri Bingöl 01-01-1970 03:00 Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD Ziyareti:              Temalar, Mesajlar ve Beklentiler 01-01-1970 03:00 01-01-1970 03:00 Üstad Bediüzzaman'da Salavatın Önemi ve Maddi- Manevi Bereketi 01-01-1970 03:00 Acayip Yerdeki AN 01-01-1970 03:00 Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD Ziyareti: Temalar, Mesajlar ve Beklentiler 01-01-1970 03:00 ÜMİDE SARILMAK 01-01-1970 03:00 TEZAT HAYATLAR 01-01-1970 03:00 TEZAT TEBESSÜMDEDİR BİZE Mehmet Nuri BİNGÖL -Uzun Hikâye 01-01-1970 03:00 Hedefsiz Gemiye Rüzgârlar Yardım Edemez 01-01-1970 03:00 Başka Bir Batmayan Güneş -Mehmet Nuri BİNGÖL- 01-01-1970 03:00 . Mevlid Kandilinin İslami Hükmü 01-01-1970 03:00 İSKENDER DİYE BİRİ 01-01-1970 03:00 Eski Hâl Muhal, Ya Yeni Hâl Ya İzmihlâl.. Mehmet Nuri BİNGÖL 01-01-1970 03:00 MEHMET NURİ BİNGÖL KÂİNATIN FERYADI NEBİLERDE MAKES BULMUŞTUR. 01-01-1970 03:00 Ayasofya Aynasında -Hikâye MEHMET NURİ BİNGÖL 01-01-1970 03:00 HİKÂYE MEHMED NURİ BİNGÖL Ç-AN- AK-KALE'DE GÜNEŞ 01-01-1970 03:00 İttifak Muhebbetten Gelir -Hikâye Mehmed Nuri Bingöl 01-01-1970 03:00 19 Ağustos 2025 – Salı, Sirkeci Birecikli Kebap Evi 01-01-1970 03:00 19 Ağustos 2025 – Salı, Sirkeci Birecikli Kebap Evi 01-01-1970 03:00 RAMAZAN BİNGÖL'ÜN ET SANATI'NDA Mehmet Nuri BİNGÖL 01-01-1970 03:00 İSTANBUL YOLUNDA UNUTKANLIK SENDROMU 01-01-1970 03:00 SIR MUHABBETİ ( Hikâye) Mehmed Nuri Bingöl 01-01-1970 03:00 SİYAH SANCAK - Mehmet Nuri BİNGÖL- Uzun Hikâye 01-01-1970 03:00 Sessiz Çığlık ve Kapanmayan Yara: Gazze ya da Gaza 01-01-1970 03:00 KALBİMİZ FELLİK FELLİK 01-01-1970 03:00 DUA 01-01-1970 03:00 ÜLFET DENEN İLLET 01-01-1970 03:00 KALBİMİZ FELLİK FELLİK 01-01-1970 03:00 TECRÜBEDEN VAZİFE ÇIKARMAK! 01-01-1970 03:00 Forma Mecburiyetinin Yanındayım 01-01-1970 03:00 Nizip-Şanlıurfa Yolunda Bir İbret Dersi 01-01-1970 03:00 Şanlıurfa Yolunda Bekleyiş 01-01-1970 03:00 Narh Nedir ve Gündeme Neden Geliyor? Mehmet Nuri Bingö 01-01-1970 03:00 BİR OKUR KANAATI: AZADA YÜRÜYÜŞ (Gönül Sayhası - 2) 01-01-1970 03:00 Çöp mü, Sabotaj mı, Yoksa? Mehmet Nuri Bingöl 01-01-1970 03:00 BİR OKUR KANAATI: AZADA YÜRÜYÜŞ (Gönül Sayhası - 2) 01-01-1970 03:00 İslam’da İşçi Hakları: Alın Teri Kutsaldır 01-01-1970 03:00 Manavgat Yaz Akşamına Üç İfade -Hikâye- 01-01-1970 03:00 O Kıyı, Bu Kıyı. - Hikâye 1995 Kışı 01-01-1970 03:00 BİR İNTERNET GAZETECİSİ: BÜLENT ERTEKİN 01-01-1970 03:00 İSLAM EKONOMİSİ: UMUMİ ADALETİN DENGELİ DÜZENİ 01-01-1970 03:00 Bu Dünyada Bir Cennet -hikaye- 01-01-1970 03:00 TEFEKKÜRÎ TEBLİĞ – ZAMANIN CİHADI 01-01-1970 03:00 YOLDAN KAL, YOLDAŞTAN... -Hikâye- 01-01-1970 03:00 FETÖ’YÜ KİM(ler) KURDU? 01-01-1970 03:00 GURBETİN DİLİ YOK, GÖZÜ YAŞLI 01-01-1970 03:00 Çınar’daki Öz Değişim 01-01-1970 03:00 Bir Zamanlar Tasvir Gazetesi Vardı... 01-01-1970 03:00 Risalet Nurlarıyla 01-01-1970 03:00 "Anam, Babam Sana Feda Olsun, Ya Resûlallah!" 01-01-1970 03:00 Zeytinlikteki Mavi Ev 01-01-1970 03:00 Bir Roman Tasavvurundan... Tekrar İstanbul Ama.. 01-01-1970 03:00 İçimdeki Ben 01-01-1970 03:00 Meşru Hürriyet Gıdayla, Malla Değiştirilmez 01-01-1970 03:00 İRAN'A HÜCUMLARDA ONA NEDEN DUACI OLMALIYIZ? Mehmet Nuri Bingöl 01-01-1970 03:00 SÜRÜDE KALAN İNSAN 01-01-1970 03:00 Bahardan Sonrası Mı? 01-01-1970 03:00 ASLINDA NE OLUYOR? 01-01-1970 03:00 Tarık Buğra Diye Biri 01-01-1970 03:00 MEHDİ’NİN FAZİLETTEKİ SIRALAMASI 01-01-1970 03:00 "ADALET-İ İZAFİYE" ve "MASLAHAT-I UMUMİ" BİRER ŞER'İ USULDÜR. 01-01-1970 03:00 NEDEN KAPALI BİR İHBARLAR. 01-01-1970 03:00 Çok Acıdım Be! Huyum da değil, yazma kaidem de 01-01-1970 03:00 Çok Acıdım Be! Huyum da değil, yazma kaidem de 01-01-1970 03:00 ĶABİR HAYATI HAKTIR. 01-01-1970 03:00 ĶABİR HAYATI HAKTIR. 01-01-1970 03:00 HAKİKATA BİR PENCERE 01-01-1970 03:00 CEMAAT DEĞİL CEMAATTAN YANA OLMAK 01-01-1970 03:00 MÜZEDEN AYASOFYA-YI KEBİR'E... Ayasofya… 01-01-1970 03:00 MASUM NASREDDİN HOCA- BAHTSIZ M. AKİF 01-01-1970 03:00 ADINI NE KOYARSAN... 01-01-1970 03:00 TEVHİD MEŞALESİ- 1 01-01-1970 03:00 WAGNER- ÇEÇEN İTTİFAKI MI? 01-01-1970 03:00 "DİNİ VAKIF" GENCİ NEYE HAZIRLAR? 01-01-1970 03:00 EN BÜYÜK BURHAN MUCİZELER-1 01-01-1970 03:00