SİYAH SANCAK - Mehmet Nuri BİNGÖL- Uzun Hikâye

Mehmet Nuri BİNGÖL ( YAZAR )

13-08-2025 10:25

SİYAH SANCAK
               - Mehmet Nuri BİNGÖL- 
                            Uzun Hikâye

                         
     Horasan’da, Meşhed yakınlarındaki küçük bir kasabanın çorak topraklarında geceye doğru toplanan apaydın simalı gençler. Hepsi farklı ailelerden, farklı acılardan süzülerek gelmişti. Ancak tek bir kelime onları birbirine bağlarken hepsini birer kaya gibi sağlam yapıyordu: Filistin.
     Ahmed Sedat, kod adıyla Aslan otuz yaşlarında, siyah gözlü, derin bakışlı biriydi. Babası Afganistan cihadında şehit düşmüş, kendisi genç yaşta Kur’an ve Hadis ilimlerinde derinleşmiş, hem kalemle hem yürekle konuşmayı öğrenmişti. Ahmet Sedat için bu yolculuk sadece fiziki bir seyahat değil, tarihin kadim çağrısına bir icabetti.
     Parolaları "Siyah Sancak" idi. Abbasî devrimini hatırlatan, Mehdi’nin çıkışına işaret eden, zulmün karanlığını yaran bir kelimeydi bu.
      Yol boyunca her tehlikede birbirlerini bu parola ile tanıyacak, kimliğini buna göre doğrulayacaklardı.
**                       
     İran’dan yola çıkıp, gizli güzergâhlardan Tebriz’e ulaştıklarında bir kırılma yaşandı. Burada, Azerbaycanlı bazı Türk mücahitler, Türkiye’nin daha stratejik bir üs olduğunu belirttiler. İstanbul'u merkez  alan hareketin daha uygun olacağını diye fikir sunuyorlardı.
     " Evet" diye tasdikledi Ahmed, Bazı gençler bu fikirlere kapılıp heyecanlandılar. Türkiye, eğitim, medya, strateji açısından daha etkili görünüyordu. Grup ikiye ayrıldı.
     Ahmed Sedat, bu bölünmeye sessizce baktı. O, kalabalıkla değil, niyetle yürünmesi gerektiğini biliyordu. Yanında kalan dokuz kişiyle yoluna devam etti. Geriye dönüp şöyle dedi:
    “Biz siyah sancağı Kudüs’ün surlarına asmak için yola çıktık.Kızıl elmamız Kudüs. Kimimiz yolda kalır, kimimiz varırız oraya. Ama yolun kıblesi bellidir.”
       
     Ahmet Sedat’ın liderliği burada belirginleşti. Zekâsı, öngörüsü, sabrı ve yüreğiyle onları hayatta tuttu. Her gece, Filistinli şehit çocukların isimlerini okuyarak uyuyorlardı. Bu, onların dualarıydı.
**
     Ürdün sınırına vardıklarında Aslan’ın yorgun omuzlarında geçmişin izleri, geleceğin ise ağırlığı vardı. Yol boyu en çok yanlarında duran genç Muhammed Ali’ydi. Yirmi yaşında, Kerküklü bir Türkmen ailesinin oğlu. Onun gözlerinde sanki Kudüs’ün surları parlıyordu.
     Ürdün'deki mülteci kampında kısa bir süre konakladılar. Burada bazı Batılı STK temsilcileriyle karşılaştılar. Yardım teklifleri, gıda kolileri ve tablet bilgisayarlarla gelen “iyilik elçileri”...     
     Ama Aslan, bu insanların gözlerindeki samimiyetsizliği anında sezdi. Asıl niyetin gençleri yönlendirmek ve izlemek olduğunu hissetmişti. Geceleyin kamp ateşi etrafında toplandıklarında Aslan şöyle dedi:
      “Siyonist sadece bir ordu değil, bir akıldır. Bize su gibi görünen şey aslında zehirdir. Medeniyet dedikleri şey, Allahsız bir dünyanın parıltısıdır. Biz burada sadece İsrail’e değil, dünya düzenine karşı yürüyoruz.”
     Bu sözlerden sonra grup içinde yine bir sarsılma oldu. Gruptan Yusuf, Batılı kuruluşların sağladığı geçiş desteğini değerlendirmek gerektiğini savundu. Diğer bazı gençler de tereddüde düştü. Ama Aslan’ın gözlerindeki ateş, tekrar onları topladı:
      “Biz hicret yolundayız. Hicret, bedelle olur. Kolaylıkla değil.
**
     Sonunda Filistin sınırına vardıklarında yolları ya tünellerden geçmek, ya da hayatlarını ortaya koyarak açık araziden geçmekti. 
     Gazze’ye ulaşmaları gerekiyordu. Gece karanlığında, gökte yıldızların yerine Siyonist insansız hava araçları vardı. Her hareketi izliyor, her ısınmayı takip ediyorlardı.
     İşte o gece, içlerinden biri, genç Hamza vuruldu. Onu taşıyamazlardı. Hamza, toprağa uzanırken Aslan’a baktı:
     “Abi… siyah sancak… sende kalacak…”
     Aslan, elindeki siyah kefiyeyi çıkardı. Hamza’nın göğsüne serdi. Ardından sessizce dua etti. O gece, Gazze sınırına ulaştılar. Bir tünelden içeri girdiklerinde artık geriye dönüş yoktu. 
     Ya Kudüs ya şehitlik.
**
     Gazze’ye ulaştıklarında ilk fark ettikleri şey sessizlikti. Ölümün alışıldık bir misafir gibi dolaştığı, her an patlayabilecek duvarların gölgesinde bile çocuk kahkahalarının yankılandığı bir sessizlik…
      Aslan ve arkadaşları, Gazze’nin Şucaiyye Mahallesi’nde direnişle irtibatlı bir hücreye yerleştirildi. Aslan burada, silahla olduğu kadar sözle de savaşmayı bilen biri olarak kısa sürede dikkat çekti. 
     Ona "el-Kalemî" lakabı verildi. Çünkü yaptığı her açıklama, düşmanın propagandasını paramparça ediyor, ümmetin uykuda kalan vicdanını uyandırıyordu.
     Birkaç hafta sonra Filistinli bir komutan olan Ebu Yasin’le gizli bir toplantı yaptılar. Aslan, Filistin davasının sadece Arapların değil, bütün ümmetin davası olduğunu vurguladı. Ebu Yasin başını salladı:
      “Siz ,Mehdi’nin askerleri misiniz?”
     “Biz Mehdi’yi beklemiyoruz. Onun geldiği yoldaki taş ve dikenleri temizliyoruz.”
      Bu sırada, daha önce vurularak şehit düşen Hamza'nın adıyla bir operasyon düzenlendi: Hamza Fırtınası. Aslan, bu harekâtın medya stratejisini hazırladı. Gazze’nin altına uzanan tünellerden geçerken, parolaları yine "Siyah Sancak" oldu. 
     Operasyon başarıyla tamamlandı. İsrail kontrol noktası imha edildi. Uluslararası basın, ilk kez Horasanlı bir gencin adını telaffuz etti. Dünya, yeni bir ismi ezberliyordu: Aslan el-Horasani.
**
     Öte yanda, Tebriz’de kalan grup Türkiye’ye geçmişti. Onlar da farklı bir cephede mücadeleye başlamıştı. İstanbul’daki bir vakıf etrafında idiler. Yüksek lisans yapan, medya kuruluşlarında çalışan, sosyal medya hesaplarından Kudüs davasını haykıran gençler...
     Ancak zamanla bazıları yavaşladı. Maddi imkânlar, konforlu hayat, davayı kelimelere indirgeyen alışkanlıklar onları kuşattı. Yine de içlerinden biri, Aslan’a mektuplar yazıyor, her gelişmeden onu haberdar ediyordu. Bu kişi, Tebriz’de ayrılan Yusuf’tu. Bir gün Yusuf’un mektubunda şu satırlar yer aldı:
     "Aslan kardeşim,
     Türkiye’de Filistin artık moda bir slogan. Herkes konuşuyor ama kimse yürümüyor. Sen yürüdün. Bize dua et. Belki gün gelir, biz de yürürüz ama şimdilik... sadece kalbimizde taşıyoruz onu."
     Aslan, bu mektubu alınca uzun süre sustu. Gözlerini Gazze ufkuna dikti ve yavaşça mırıldandı:
    “Kudüs davasını kalbinde taşıyan,  bir gün omzuna alır. onu. Selahaddin, saltanatının 13. yılında Kudüs'ü kurtarmıştı.”

DİĞER YAZILARI EL-ŞARA'NIN "ŞAM" YA DA SURİYESİ 01-01-1970 03:00 Suçu Yanlış Yerde Aramak               Mehmet Nuri BİNGÖL 01-01-1970 03:00 Zil Çaldı, Biz Kaldık 01-01-1970 03:00 OKUYUCUM VE KADİM DOSTUMUN SON NEŞRİYATIMI TENKİDİDİR ( Değerlendirme). M. Nuri BİNGÖL                Yollar Irmağa Çıkar              (Birecik’ten Öyküler) 01-01-1970 03:00 Regaib Kandili: Rahmetin Kapısında Bir Gece 01-01-1970 03:00 Kelimelerin İktisadı, Mananın               Derinliği: Kısacık Yazılar                 MEHMET NURİ BİNGÖL 01-01-1970 03:00 OKUYUCUM VE KADİM DOSTUMUN SON NEŞRİYATIMI TENKİDİDİR ( Değerlendirme). M. Nuri BİNGÖL 01-01-1970 03:00 RESUL-Ü EKREM (ASM) VE                      DEVLET REİSLİĞİ 01-01-1970 03:00 Hz. İsa(as) ve Şahs-ı  Manevi 01-01-1970 03:00 BÜYÜK DEDEM KADO 01-01-1970 03:00 AZ OLSUN MANTIĞI... 01-01-1970 03:00 DÜŞMAN BAZEN DAHA YAKIN TUTULMALI 01-01-1970 03:00 İCMALİ BİR İZAH: İSLAM ŞERİATI... 01-01-1970 03:00 Tartışmanın Görünmez Tazyiki 01-01-1970 03:00 Tarihi Değiştiren Suikast ve Sabotaj 01-01-1970 03:00 BAŞKAN ZOHRAN MAMDANİ! 01-01-1970 03:00 BAŞKAN ZOHRAN MAMDANİ! 01-01-1970 03:00 KIRMIZI İPEK ya da YEMİN- Hikâye 01-01-1970 03:00 Maarif Hayatıma Dair / M. Nuri BİNGÖL 01-01-1970 03:00 VAHDANİYETE DELİL SADECE KALP Mİ?  01-01-1970 03:00 Uhuvvet Hissinin Risale-i Nur’u Anlamadaki Faydası 01-01-1970 03:00 Haşiyeli İzahların Zarureti ve Bediüzzaman’ın Müsadesi                -Mehmet Nuri BİNGÖL- 01-01-1970 03:00 Risale-i Nur’un Makamı Kur’an ve Hadisten          Sonra Gelen Bir Hakikat Mirasıdır 01-01-1970 03:00 Bediüzzaman’a Göre Tefsir ve Çağımızda Nasıl Olmalıdır 01-01-1970 03:00 Risale-i Nur,Ancak Külliyat Bütünlüğü ve           İslami İlimlerin Işığında Anlaşılabilir                  — Mehmet Nuri Bingöl 01-01-1970 03:00 Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD Ziyareti:              Temalar, Mesajlar ve Beklentiler 01-01-1970 03:00 01-01-1970 03:00 Üstad Bediüzzaman'da Salavatın Önemi ve Maddi- Manevi Bereketi 01-01-1970 03:00 Acayip Yerdeki AN 01-01-1970 03:00 Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD Ziyareti: Temalar, Mesajlar ve Beklentiler 01-01-1970 03:00 ÜMİDE SARILMAK 01-01-1970 03:00 TEZAT HAYATLAR 01-01-1970 03:00 TEZAT TEBESSÜMDEDİR BİZE Mehmet Nuri BİNGÖL -Uzun Hikâye 01-01-1970 03:00 Hedefsiz Gemiye Rüzgârlar Yardım Edemez 01-01-1970 03:00 Başka Bir Batmayan Güneş -Mehmet Nuri BİNGÖL- 01-01-1970 03:00 . Mevlid Kandilinin İslami Hükmü 01-01-1970 03:00 İSKENDER DİYE BİRİ 01-01-1970 03:00 Eski Hâl Muhal, Ya Yeni Hâl Ya İzmihlâl.. Mehmet Nuri BİNGÖL 01-01-1970 03:00 MEHMET NURİ BİNGÖL KÂİNATIN FERYADI NEBİLERDE MAKES BULMUŞTUR. 01-01-1970 03:00 Ayasofya Aynasında -Hikâye MEHMET NURİ BİNGÖL 01-01-1970 03:00 HİKÂYE MEHMED NURİ BİNGÖL Ç-AN- AK-KALE'DE GÜNEŞ 01-01-1970 03:00 İttifak Muhebbetten Gelir -Hikâye Mehmed Nuri Bingöl 01-01-1970 03:00 19 Ağustos 2025 – Salı, Sirkeci Birecikli Kebap Evi 01-01-1970 03:00 19 Ağustos 2025 – Salı, Sirkeci Birecikli Kebap Evi 01-01-1970 03:00 RAMAZAN BİNGÖL'ÜN ET SANATI'NDA Mehmet Nuri BİNGÖL 01-01-1970 03:00 İSTANBUL YOLUNDA UNUTKANLIK SENDROMU 01-01-1970 03:00 SIR MUHABBETİ ( Hikâye) Mehmed Nuri Bingöl 01-01-1970 03:00 Sessiz Çığlık ve Kapanmayan Yara: Gazze ya da Gaza 01-01-1970 03:00 KALBİMİZ FELLİK FELLİK 01-01-1970 03:00 DUA 01-01-1970 03:00 ÜLFET DENEN İLLET 01-01-1970 03:00 KALBİMİZ FELLİK FELLİK 01-01-1970 03:00 Fırat’ın Aynasında ( AN'da) 01-01-1970 03:00 TECRÜBEDEN VAZİFE ÇIKARMAK! 01-01-1970 03:00 Forma Mecburiyetinin Yanındayım 01-01-1970 03:00 Nizip-Şanlıurfa Yolunda Bir İbret Dersi 01-01-1970 03:00 Şanlıurfa Yolunda Bekleyiş 01-01-1970 03:00 Narh Nedir ve Gündeme Neden Geliyor? Mehmet Nuri Bingö 01-01-1970 03:00 BİR OKUR KANAATI: AZADA YÜRÜYÜŞ (Gönül Sayhası - 2) 01-01-1970 03:00 Çöp mü, Sabotaj mı, Yoksa? Mehmet Nuri Bingöl 01-01-1970 03:00 BİR OKUR KANAATI: AZADA YÜRÜYÜŞ (Gönül Sayhası - 2) 01-01-1970 03:00 İslam’da İşçi Hakları: Alın Teri Kutsaldır 01-01-1970 03:00 Manavgat Yaz Akşamına Üç İfade -Hikâye- 01-01-1970 03:00 O Kıyı, Bu Kıyı. - Hikâye 1995 Kışı 01-01-1970 03:00 BİR İNTERNET GAZETECİSİ: BÜLENT ERTEKİN 01-01-1970 03:00 İSLAM EKONOMİSİ: UMUMİ ADALETİN DENGELİ DÜZENİ 01-01-1970 03:00 Bu Dünyada Bir Cennet -hikaye- 01-01-1970 03:00 TEFEKKÜRÎ TEBLİĞ – ZAMANIN CİHADI 01-01-1970 03:00 YOLDAN KAL, YOLDAŞTAN... -Hikâye- 01-01-1970 03:00 FETÖ’YÜ KİM(ler) KURDU? 01-01-1970 03:00 GURBETİN DİLİ YOK, GÖZÜ YAŞLI 01-01-1970 03:00 Çınar’daki Öz Değişim 01-01-1970 03:00 Bir Zamanlar Tasvir Gazetesi Vardı... 01-01-1970 03:00 Risalet Nurlarıyla 01-01-1970 03:00 "Anam, Babam Sana Feda Olsun, Ya Resûlallah!" 01-01-1970 03:00 Zeytinlikteki Mavi Ev 01-01-1970 03:00 Bir Roman Tasavvurundan... Tekrar İstanbul Ama.. 01-01-1970 03:00 İçimdeki Ben 01-01-1970 03:00 Meşru Hürriyet Gıdayla, Malla Değiştirilmez 01-01-1970 03:00 İRAN'A HÜCUMLARDA ONA NEDEN DUACI OLMALIYIZ? Mehmet Nuri Bingöl 01-01-1970 03:00 SÜRÜDE KALAN İNSAN 01-01-1970 03:00 Bahardan Sonrası Mı? 01-01-1970 03:00 ASLINDA NE OLUYOR? 01-01-1970 03:00 Tarık Buğra Diye Biri 01-01-1970 03:00 MEHDİ’NİN FAZİLETTEKİ SIRALAMASI 01-01-1970 03:00 "ADALET-İ İZAFİYE" ve "MASLAHAT-I UMUMİ" BİRER ŞER'İ USULDÜR. 01-01-1970 03:00 NEDEN KAPALI BİR İHBARLAR. 01-01-1970 03:00 Çok Acıdım Be! Huyum da değil, yazma kaidem de 01-01-1970 03:00 Çok Acıdım Be! Huyum da değil, yazma kaidem de 01-01-1970 03:00 ĶABİR HAYATI HAKTIR. 01-01-1970 03:00 ĶABİR HAYATI HAKTIR. 01-01-1970 03:00 HAKİKATA BİR PENCERE 01-01-1970 03:00 CEMAAT DEĞİL CEMAATTAN YANA OLMAK 01-01-1970 03:00 MÜZEDEN AYASOFYA-YI KEBİR'E... Ayasofya… 01-01-1970 03:00 MASUM NASREDDİN HOCA- BAHTSIZ M. AKİF 01-01-1970 03:00 ADINI NE KOYARSAN... 01-01-1970 03:00 TEVHİD MEŞALESİ- 1 01-01-1970 03:00 WAGNER- ÇEÇEN İTTİFAKI MI? 01-01-1970 03:00 "DİNİ VAKIF" GENCİ NEYE HAZIRLAR? 01-01-1970 03:00 EN BÜYÜK BURHAN MUCİZELER-1 01-01-1970 03:00