YOLDAN KAL, YOLDAŞTAN... -Hikâye-

Mehmet Nuri BİNGÖL ( YAZAR )

21-07-2025 11:25

YOLDAN KAL, YOLDAŞTAN...
                                                        -Hikâye-

     Otobüs geceyi yaralamış, asfaltı bıçak gibi keserek ilerliyordu. Sıra sıra koltuklarda uykuyla uyanıklık arasında gidip gelen yolcular, gece yolculuğunun tanıdık sessizliğine teslim olmuşlardı. Farlar, yol kenarındaki tabelaları kısa süreliğine hayata döndürüyor, sonra yine karanlık yutuyordu her şeyi.
     Kırmızı perdelerin arasından dışarıya bakan Ahmet Nureddin, otobüsün aniden yavaşladığını fark etti. Uyuklayan bedenini toparladı, başını cama yasladı. Bir mola yerinin ışıkları geceyi yırtarak karşıladı onu.
      Işıklı tabelada “Pozantı Bi MOLA” yazıyordu. Işıklar gözünü aldı ama yine de dikkatle izlemeye devam etti. Merdivenden inen yolcular, dükkan önünde şakalaşan çalışanlar, rengârenk balonlar, her şey kısa bir tiyatro sahnesi gibi hareketliydi.
     Otobüsün kapısı açıldı, Nureddin de kalktı. Bu gece molası onun için sıradan bir ihtiyaçtan fazlasıydı. Adeta yüreğinde bir ağırlık vardı; ruhunun ortasına bağdaş kurmuş  gibi. Yıllardır taşımaya alıştığı  yük, bu gece biraz daha ağırlaşmıştı.
     Adımlarını ağır ağır atarak otobüsten indi. Işıkların altından geçti, marketin önüne geldi. Otomatik kapıdan içeri girerken içini hafif bir sıcaklık sardı. İçerisi kalabalıktı ama bir o kadar da yabancı. İnsanlar cips, su, kahve peşindeydi. Oysa Nureddin’in aradığı başka bir şeydi; geçmişten bir iz, bir cümle, belki de unutulmuş bir yüz.
     Rafta duran eski tip ajandaları görünce birini eline aldı,  parmakları yıllardır yazılmamış satırlarda gezinirken, bir zamanlar tanıdığı birinin sesi kulağında çınladı:
     “Yollarda hep seni düşünürüm Ahmet. Mola yerleri bana sürekli seni hatırlatır... Çünkü her yolculukta en çok seni anardım.”
     AN'ın dudaklarında ince bir gülümseme belirdi. Gözleri maziyi ibretle andı. Belki de bu yüzden molalar vardı: İnsan biraz soluklansın diye değil, geçmişiyle yüzleşsin, hatırlasın diye... AN, yüzleşmiş ve bir deneme serisiyle cevap vermişti ona: BOMBOŞ ÇERÇEVE.
     Ajandayla birlikte kasayı hedefledi. Dışarıya çıktığında gökyüzü hâlâ karanlıktı ama vicdanı bir sehrayin gibi aydınlanmıştı. Otobüse dönerken başını bir kez daha kaldırıp tabelaya baktı: “Bi MOLA”
     “İyi ki varsın,” dedi içinden. “Yollarda sadece ben değil, geçmişim de dinleniyor.” Ve yeniden otobüs koltuğuna yerleşip camdan dışarı bakarken, yüzünde dingin bir ifade vardı. Bazen bir mola, bir ömrün feryat figan inkılabı oluyordu.
**
     Otobüs motorunun derinden gelen homurtusu, yeniden harekete geçtiklerini haber verdi. Yolcular yavaş yavaş yerlerine oturmuş, kiminin elinde kahve, kiminin elinde çerez vardı; bazıları ise hâlâ gözlerinde uykunun izini taşıyordu.
     Ahmet Nureddin başını cama yasladı, elindeki küçük ajandayı sımsıkı tutuyordu. Henüz bir şey yazmamıştı içine. Ama sanki kelimeler, harfler, cümleler kıyıya vuran dalgalar gibi birikiyordu içinde. Yüreğinden geçenleri yazıya dökmek istiyordu ama nereden başlayacağını bilmiyordu.
     Otobüs karanlığın içine ilerlerken camdan dışarıya baktı. Uzakta, tepelerin üzerinde zayıf bir ışık çizgisi beliriyor; şafak yaklaşıyordu.
     Ajandayı açtı. İlk sayfaya şunları yazdı:
      19 Temmuz, Gece Yarısı - Pozantı Bi Mola’dan çıkarken: “Bir insan ne zaman değişir? Sanırım, geçmişle karşılaştığı anda. Bu gece, benim için işte o vakitti. Her yolculuk biraz da kendinden kaçmak gibidir. Ama bazı yerler var ki, kaçtığını yüzüne vurur. Bugün ilk defa kaçmadım. İlk defa durdum. İlk defa ‘bi mola’ verdim gerçekten.
     Beni hatırlayan biri hâlâ varsa, bu yol bitmemiştir demektir. Kendime dönen yolları da sevmeye başlıyorum.
                                    Ahmet Nureddin"
     Kalemle ilk satırları yazarken, uzun zamandır yaşamadığı bir duyguyu fark etti: hafiflik. İçindeki düğüm çözülmemişti belki ama artık kör kütük kuru aklı dağılmaya hazırdı Gordion düğümünün parçalanması misali. Zira kimi yolculuklar hedefe değil, insanın içine doğru giderdi.
     Yan koltukta oturan yaşlı bir adam usulca ona döndü: "Yazı mı yazıyorsun evlat?"
     AN  başını kaldırıp gülümsedi. "Evet,  yollarda kalmış şeyleri not ediyorum."
     Yaşlı bilge karşılık verdi: 
     "İnsan cok kere ancak yolda konuşur kendisiyle. Hem zaten yol dediğin, biraz da içimizdedir, değil mi?"
     AN cevap vermedi ama gözleriyle “evet” dedi.
     Otobüs Torosların kıvrımlarına girerken, yeni bir gün ufukta kendini gösterdi. Işık yavaşça yayılıyor, dağların silüeti belirginleşiyordu. Bi Mola’nın neon ışıkları artık çok geride kalmıştı ama Nureddin'in yüreğinde hâlâ parıldıyordu.
     Çünkü bazı molalar geçici değil, kalıcıdır. Bazı anlar da sadece durup düşündüğümüzde büyür. Ve bazen bir yolculuk, insana kendini geri getirir. Ahmet Nureddin için o gece, işte tam da böyleydi. Karanlığın içinden geçip, sabaha ulaştığı gecelerden birindeydi Ahmet Nureddin.
**
.    Otobüs virajlı yollarda usulca ilerlerken, Ahmet Nureddin’in gözleri ajandanın sayfalarına birkaç satır yazmıştı ama devamı gelmemişti henüz. Harfler, zihninde dönüp duran anıların ağırlığı altında eziliyordu.
      Birden, molada karşılaştığı o eski anı geldi aklına. Üniversite yıllarında Pozantı’dan ilk kez geçmişti; bir öğrenci otobüsünde, elinde kitaplar, kafasında büyük idealler... Yan koltukta bir büyük oturuyordu: Tıp öğrencisi Mehmet Bey. Sesi hâlâ kulağında.
      “Yollar seni değiştirmez Ahmet. Ama içini açar, inkişaf ettirir. Kim olduğunu ve davanın aslında ne olduğunu idrak edersin.”
     O zamanlar anlamamıştı bu sözün kıymetini. Şimdi ise her harfi, yüreğinde yankılanıyordu. Ajandanın ikinci sayfasını açtı. Kalemini kaldırmadan yazmaya başladı:
    "19 Temmuz, GÜN IŞIRKEN
      Her yol, kendi içinde kaybolmuş bir yolcunun aynasıdır. Kimi geceler var ki, sabahı çağırmaz; seni kendine çağırır. Tasvirdeki iş arkadaşıma yazamadığım mektupların ağırlığı sırtımda bir yük gibi. Ama artık taşımayacak, yazmaya gayret edecegim."
      Ajandayı kapattı, derin bir nefes aldı. Camın ötesinden gördüğü güneş, Torosların tepesinden yükseliyordu. Dağların yüzü aydınlanmıştı. Uzakta bir köy minaresi, sabah ezanını duyuruyordu. Ahmet Nureddin gözlerini kapadı.
      Yorgundu. Ama ilk kez bu yorgunluk, bir bitiş değil, bir başlangıca benziyordu. Yan koltuktaki yaşlı adam tekrar döndü:  "Evlat, adın neydi senin?"
     Ahmet bir an durdu, sonra başını çevirdi ve içtenlikle gülümsedi: "Ahmet Nureddin."
     Adam göz kırptı kendisine, bu bana bir emanettir dercesine.  "Güzel isim Nureddin. “Nurun dini” değil mi? Belki de bu yolculukta aradığın şey de odur:"
     AN, bu sevimli bilgisizliği anlayışla karşılamaktan başka ne yapabilirdi?
     " Dinin nuru demek aslında." dedi usulca 
      Ahmet, yine de başını sallayarak tasdikledi içini. Artık emindi: Bu yol, hiçbir yere değil kendine ve hizmetinin asliyetine dönüş yoluydu.
     Ve ilk defa, geçmişin yükü sırtında değil, kaleminde hafifliyordu. Bir sonraki durakta, belki yazmaya devam edecek… Belki de yıllar sonra kaybolan bir yazar dostunun eserini, bir kitapçıda yeniden görecekti.
     Ama şimdilik, bu gece ve sabahın eşiği arasında, sadece yazmak yeterliydi. Yeterince insan, yeterince hakikiydi. Ahmet Nureddin, içindeki yolculuğa nihayet başlamıştı.
**
     Otobüs bir rampayı tırmanıyordu şimdi. Güneşin ilk ışıkları, dağların yüzünü aydınlatmış, sarı ve altın karışımı bir renkle gökyüzünü boyamıştı. Ahmet Nureddin, koltuğuna yaslanmıştı ama gözleri dinlenmiyordu. Dışarıda kıvrıla kıvrıla ilerleyen yol, sanki zihninde de aynı şekilde ilerliyor, eski hatıraların üzerinden geçiyor, geçiş duraklarına uğruyor, sonra yeniden yola koyuluyordu. Her virajda bir hatıra, her tabela arkasında bir ses…
     Onları bırakıp yayın dünyasını seçtiğinde gençti, toydu. Bir dava uğruna, bir idealin ardından yürüyordu ama o yürüyüşün neyi ezip geçtiğini çok daha sonra fark etmişti.
     Ajandayı tekrar açtı. Bu kez yazısı daha kararlıydı:  "Bir Veda ya da Bir Başlangıç: "Belki bu satırlar sana hiç ulaşmayacak. Belki bir şehirde, hiç bilmediğim bir şehirde yahut semtte sabah çayı içiyorsundur. Bir ihtimal, yeni bir kitabın tasavvur merhalesini kayediyorsundur.
   "O gün gazeteyibırakıp gittiğimde inandığım şeyleri savunduğumu sanmıştım. Oysa kendimden bile kaçıyormuşum. Şimdi, bu sabahın ucunda bir otobüs penceresinden dışarı bakarken, sizleri değil, kendimi affetmeye çalışıyorum."
     Yazdıktan sonra kalemi yavaşça bıraktı. Ajandayı dizine koydu. Başını cama yasladı. Uykusu yoktu ama kalbi, biraz sükutla dolup zihni bir şekilde dinlenmek istiyordu.
     Otobüs, küçük bir kasabadan geçerken, dışarıda sabah pazarını kuran köylüleri gördü. Genç bir kız elinde sepet, annesiyle birlikte tezgâh açıyordu. Ahmet bir anlığına gözlerini kısmış baktı. 
     İnsan bazı yüzleri unutur, ama bazı huzurları asla… Yaşlı adam yeniden başını çevirdi. Bu kez gözlüğünü takmıştı.
     "Okuyacak bir şey var mı evlat?"
     "Belki yakında, dedi Ahmet. Yazmaya yeni başladım."
     Adam gülümsedi.
     "Ne mutlu sana. Yazmak, kalbin itirafıdır. İnsan, kalbiyle yüzleşebildiği kadar iyi bir yolcudur."
     Otobüs yeni bir dağın yamacına tırmanırken Ahmet Nureddin elini ajandanın kapağına bastırdı. Bu yol, ömrünün geri kalanına açılan bir kapıydı artık. Belki bir gün geri dönüp bu satırları bir kitapta toplayacaktı. Belki başlığı da hazırdı:
      “Yolda Kaybolan ve Kendini Bulanlar”
   Kalemini durdurmayacak , yazmaya devam edecekti. Çünkü artık biliyordu: Bazı yolculuklar bir yere değil, bir insana çıkardı.
     ...Ve en uzak yol, bazen kendine atılan ilk adımdır.
                                    Mehmet Nuri BİNGÖL

DİĞER YAZILARI EL-ŞARA'NIN "ŞAM" YA DA SURİYESİ 01-01-1970 03:00 Suçu Yanlış Yerde Aramak               Mehmet Nuri BİNGÖL 01-01-1970 03:00 Zil Çaldı, Biz Kaldık 01-01-1970 03:00 OKUYUCUM VE KADİM DOSTUMUN SON NEŞRİYATIMI TENKİDİDİR ( Değerlendirme). M. Nuri BİNGÖL                Yollar Irmağa Çıkar              (Birecik’ten Öyküler) 01-01-1970 03:00 Regaib Kandili: Rahmetin Kapısında Bir Gece 01-01-1970 03:00 Kelimelerin İktisadı, Mananın               Derinliği: Kısacık Yazılar                 MEHMET NURİ BİNGÖL 01-01-1970 03:00 OKUYUCUM VE KADİM DOSTUMUN SON NEŞRİYATIMI TENKİDİDİR ( Değerlendirme). M. Nuri BİNGÖL 01-01-1970 03:00 RESUL-Ü EKREM (ASM) VE                      DEVLET REİSLİĞİ 01-01-1970 03:00 Hz. İsa(as) ve Şahs-ı  Manevi 01-01-1970 03:00 BÜYÜK DEDEM KADO 01-01-1970 03:00 AZ OLSUN MANTIĞI... 01-01-1970 03:00 DÜŞMAN BAZEN DAHA YAKIN TUTULMALI 01-01-1970 03:00 İCMALİ BİR İZAH: İSLAM ŞERİATI... 01-01-1970 03:00 Tartışmanın Görünmez Tazyiki 01-01-1970 03:00 Tarihi Değiştiren Suikast ve Sabotaj 01-01-1970 03:00 BAŞKAN ZOHRAN MAMDANİ! 01-01-1970 03:00 BAŞKAN ZOHRAN MAMDANİ! 01-01-1970 03:00 KIRMIZI İPEK ya da YEMİN- Hikâye 01-01-1970 03:00 Maarif Hayatıma Dair / M. Nuri BİNGÖL 01-01-1970 03:00 VAHDANİYETE DELİL SADECE KALP Mİ?  01-01-1970 03:00 Uhuvvet Hissinin Risale-i Nur’u Anlamadaki Faydası 01-01-1970 03:00 Haşiyeli İzahların Zarureti ve Bediüzzaman’ın Müsadesi                -Mehmet Nuri BİNGÖL- 01-01-1970 03:00 Risale-i Nur’un Makamı Kur’an ve Hadisten          Sonra Gelen Bir Hakikat Mirasıdır 01-01-1970 03:00 Bediüzzaman’a Göre Tefsir ve Çağımızda Nasıl Olmalıdır 01-01-1970 03:00 Risale-i Nur,Ancak Külliyat Bütünlüğü ve           İslami İlimlerin Işığında Anlaşılabilir                  — Mehmet Nuri Bingöl 01-01-1970 03:00 Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD Ziyareti:              Temalar, Mesajlar ve Beklentiler 01-01-1970 03:00 01-01-1970 03:00 Üstad Bediüzzaman'da Salavatın Önemi ve Maddi- Manevi Bereketi 01-01-1970 03:00 Acayip Yerdeki AN 01-01-1970 03:00 Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD Ziyareti: Temalar, Mesajlar ve Beklentiler 01-01-1970 03:00 ÜMİDE SARILMAK 01-01-1970 03:00 TEZAT HAYATLAR 01-01-1970 03:00 TEZAT TEBESSÜMDEDİR BİZE Mehmet Nuri BİNGÖL -Uzun Hikâye 01-01-1970 03:00 Hedefsiz Gemiye Rüzgârlar Yardım Edemez 01-01-1970 03:00 Başka Bir Batmayan Güneş -Mehmet Nuri BİNGÖL- 01-01-1970 03:00 . Mevlid Kandilinin İslami Hükmü 01-01-1970 03:00 İSKENDER DİYE BİRİ 01-01-1970 03:00 Eski Hâl Muhal, Ya Yeni Hâl Ya İzmihlâl.. Mehmet Nuri BİNGÖL 01-01-1970 03:00 MEHMET NURİ BİNGÖL KÂİNATIN FERYADI NEBİLERDE MAKES BULMUŞTUR. 01-01-1970 03:00 Ayasofya Aynasında -Hikâye MEHMET NURİ BİNGÖL 01-01-1970 03:00 HİKÂYE MEHMED NURİ BİNGÖL Ç-AN- AK-KALE'DE GÜNEŞ 01-01-1970 03:00 İttifak Muhebbetten Gelir -Hikâye Mehmed Nuri Bingöl 01-01-1970 03:00 19 Ağustos 2025 – Salı, Sirkeci Birecikli Kebap Evi 01-01-1970 03:00 19 Ağustos 2025 – Salı, Sirkeci Birecikli Kebap Evi 01-01-1970 03:00 RAMAZAN BİNGÖL'ÜN ET SANATI'NDA Mehmet Nuri BİNGÖL 01-01-1970 03:00 İSTANBUL YOLUNDA UNUTKANLIK SENDROMU 01-01-1970 03:00 SIR MUHABBETİ ( Hikâye) Mehmed Nuri Bingöl 01-01-1970 03:00 SİYAH SANCAK - Mehmet Nuri BİNGÖL- Uzun Hikâye 01-01-1970 03:00 Sessiz Çığlık ve Kapanmayan Yara: Gazze ya da Gaza 01-01-1970 03:00 KALBİMİZ FELLİK FELLİK 01-01-1970 03:00 DUA 01-01-1970 03:00 ÜLFET DENEN İLLET 01-01-1970 03:00 KALBİMİZ FELLİK FELLİK 01-01-1970 03:00 Fırat’ın Aynasında ( AN'da) 01-01-1970 03:00 TECRÜBEDEN VAZİFE ÇIKARMAK! 01-01-1970 03:00 Forma Mecburiyetinin Yanındayım 01-01-1970 03:00 Nizip-Şanlıurfa Yolunda Bir İbret Dersi 01-01-1970 03:00 Şanlıurfa Yolunda Bekleyiş 01-01-1970 03:00 Narh Nedir ve Gündeme Neden Geliyor? Mehmet Nuri Bingö 01-01-1970 03:00 BİR OKUR KANAATI: AZADA YÜRÜYÜŞ (Gönül Sayhası - 2) 01-01-1970 03:00 Çöp mü, Sabotaj mı, Yoksa? Mehmet Nuri Bingöl 01-01-1970 03:00 BİR OKUR KANAATI: AZADA YÜRÜYÜŞ (Gönül Sayhası - 2) 01-01-1970 03:00 İslam’da İşçi Hakları: Alın Teri Kutsaldır 01-01-1970 03:00 Manavgat Yaz Akşamına Üç İfade -Hikâye- 01-01-1970 03:00 O Kıyı, Bu Kıyı. - Hikâye 1995 Kışı 01-01-1970 03:00 BİR İNTERNET GAZETECİSİ: BÜLENT ERTEKİN 01-01-1970 03:00 İSLAM EKONOMİSİ: UMUMİ ADALETİN DENGELİ DÜZENİ 01-01-1970 03:00 Bu Dünyada Bir Cennet -hikaye- 01-01-1970 03:00 TEFEKKÜRÎ TEBLİĞ – ZAMANIN CİHADI 01-01-1970 03:00 FETÖ’YÜ KİM(ler) KURDU? 01-01-1970 03:00 GURBETİN DİLİ YOK, GÖZÜ YAŞLI 01-01-1970 03:00 Çınar’daki Öz Değişim 01-01-1970 03:00 Bir Zamanlar Tasvir Gazetesi Vardı... 01-01-1970 03:00 Risalet Nurlarıyla 01-01-1970 03:00 "Anam, Babam Sana Feda Olsun, Ya Resûlallah!" 01-01-1970 03:00 Zeytinlikteki Mavi Ev 01-01-1970 03:00 Bir Roman Tasavvurundan... Tekrar İstanbul Ama.. 01-01-1970 03:00 İçimdeki Ben 01-01-1970 03:00 Meşru Hürriyet Gıdayla, Malla Değiştirilmez 01-01-1970 03:00 İRAN'A HÜCUMLARDA ONA NEDEN DUACI OLMALIYIZ? Mehmet Nuri Bingöl 01-01-1970 03:00 SÜRÜDE KALAN İNSAN 01-01-1970 03:00 Bahardan Sonrası Mı? 01-01-1970 03:00 ASLINDA NE OLUYOR? 01-01-1970 03:00 Tarık Buğra Diye Biri 01-01-1970 03:00 MEHDİ’NİN FAZİLETTEKİ SIRALAMASI 01-01-1970 03:00 "ADALET-İ İZAFİYE" ve "MASLAHAT-I UMUMİ" BİRER ŞER'İ USULDÜR. 01-01-1970 03:00 NEDEN KAPALI BİR İHBARLAR. 01-01-1970 03:00 Çok Acıdım Be! Huyum da değil, yazma kaidem de 01-01-1970 03:00 Çok Acıdım Be! Huyum da değil, yazma kaidem de 01-01-1970 03:00 ĶABİR HAYATI HAKTIR. 01-01-1970 03:00 ĶABİR HAYATI HAKTIR. 01-01-1970 03:00 HAKİKATA BİR PENCERE 01-01-1970 03:00 CEMAAT DEĞİL CEMAATTAN YANA OLMAK 01-01-1970 03:00 MÜZEDEN AYASOFYA-YI KEBİR'E... Ayasofya… 01-01-1970 03:00 MASUM NASREDDİN HOCA- BAHTSIZ M. AKİF 01-01-1970 03:00 ADINI NE KOYARSAN... 01-01-1970 03:00 TEVHİD MEŞALESİ- 1 01-01-1970 03:00 WAGNER- ÇEÇEN İTTİFAKI MI? 01-01-1970 03:00 "DİNİ VAKIF" GENCİ NEYE HAZIRLAR? 01-01-1970 03:00 EN BÜYÜK BURHAN MUCİZELER-1 01-01-1970 03:00