​Ay’ın Karanlık Yüzü

​Bulutsuz bir gece gökyüzüne baktığımızda, dünyamızın sadık yol arkadaşını görürüz: Ay. Kimi zaman incecik bir hilal, kimi zaman mahzun bir yarım daire, kimi zaman da tüm ihtişamıyla arzıendam eden bir dolunay... Ancak Ay hakkında bildiğimiz ve gördüğümüz her şey, aslında bize dönük olan o aydınlık yüzünden ibarettir. Oysa Ay’ın bir de öte tarafı vardır; sırrını kendine saklayan, gizli ve bilinmeyen…

​Bu "karanlık yüz" tabiri, zamanla sadece bir gökbilim terimi olmaktan çıkıp insan ruhunun bilinmeyenini anlatan derin bir metafora dönüşmüştür. Hayatımızdaki insanlara bakarız; sevdiklerimize, hayranlık duyduklarımıza ya da örnek aldıklarımıza... Hep o ışık saçan, vitrine konulmuş "aydınlık" yüzü görürüz. Oysa her parıltının bir gölgesi, her bilinenin bir mahremi vardır.

​İnsan, Gölgesiyle İnsandır
​Çoğu zaman kusursuz görünme gayretiyle içimizdeki o karanlık tarafı —yani kırılganlıklarımızı, korkularımızı ve noksanlarımızı— yok saymak isteriz. Sanki onlar hiç olmasa daha "tam" olacakmışız gibi gelir. Halbuki insan, sadece ışığıyla değil, gölgesiyle de insandır. Kâmil bir insan olma yolculuğu sadece aydınlık olanda değil; o karanlıklarla yüzleşmekle mümkün olur; kabul etmek ve orayı terbiye etmek gerekir.
​Her mahlûkun bir yönü saklıdır. Bir yanımız anlaşılmak için çırpınırken diğer yanımız bilinmekten korkar. İşte tam da bu noktada sarsılmaz bir hakikati idrak etmek gerekir: Mükemmel olan yalnızca Allah’tır. Rabbimiz, kendimizi dev aynasında görmememiz için bizleri şöyle ihtar eder:
​"...Öyleyse kendinizi temize çıkarmayın (kusursuz görmeyin); O, kimin sakındığını en iyi bilendir." (Necm Suresi, 32)

​Bugün modern dünyanın en büyük yanılgısı, fanileri "mükemmellik zırhıyla" kuşatıp onları adeta dokunulmazlaştırma eğilimindedir. Oysa hiçbir yaratılan; hatadan, noksanlıktan ve beşeriyetin getirdiği zayıflıktan münezzeh değildir. Bir insanın iyiliği dolunay gibi parlamalıdır, evet; ancak o kişinin "karanlık tarafı" da bir insanlık hali olarak asla inkâr edilmemelidir. İnsanı "melek" görme hatası, en küçük bir sarsıntıda o insanı yerin dibine sokma adaletsizliğini doğurur. Karşımızdakine "insan olma hakkını" tanımalıyız.
​Asıl mesele, insanın her haliyle barışık olup yönünü Hak’ka çevirmesidir. Gün gelir bir çocuk kadar masum, gün gelir bir çınar kadar sarsılmaz oluruz. Önemli olan, tüm bu gelgitli yönlerimizle birlikte "O’na" yönelebilmek ve kalbi mutmainliği O’nun rızasında aramaktır.

​Hakikat Gölgede Gizlidir
​Hakikati aramak için sadece ışığa bakmak yetmez; çünkü hakikat bazen en derin gölgelerde saklanır. Kendimizle yüzleşmek için yarını beklememeli, gün bugünken o karanlık yüzümüzün farkına varmalıyız. Kendi kusurlarını görmeyenlerin başkalarına söyleyecek bir sözü olamaz. Mükemmeliyet iddialarından sıyrılmadan, gerçek anlamda "toprak" olup filizlenemeyiz.
​Unutmayalım ki; Ay’ın öte yüzünü görmesek de Ay yine de tamdır. Biz de eksiklerimiz ve iyi taraflarımızla, karanlığımız ve aydınlığımızla bir bütünüz. Kendi gölgemizi tanıyıp onunla helalleştiğimizde, başkalarının ışığına çok daha adil ve sevgi dolu bakabiliriz.

​Selam ve duayla…
Aydın Babacan