İYİ NİYET Mİ, KONTROL ETME İSTEĞİ Mİ? 

Hayatımız boyunca pek çok insanla yakın ilişkiler kurarız. Ailemiz, arkadaşlarımız, eşimiz, sevgilimiz ya da çok değer verdiğimiz başka insanlar... Bu ilişkilerde birbirimize fikir vermemiz, gerektiğinde uyarmamız ve hata yaptığımızı düşündüğümüzde bunu dile getirmemiz son derece doğaldır. Ancak bazen iyi niyetle başlayan bu davranış, fark edilmeden sürekli bir müdahale hâline dönüşebilir.
Hiç çevrenizde her hareketinizi düzeltmeye çalışan biri oldu mu? "Şöyle yap.", "Bunu böyle söyleme.", "Biraz daha kenara çekil.", "Özür dile.", "Bunu yapmamalıydın." gibi cümleleri sık sık duymaya başladığınızda, bir süre sonra kendinizi rahat hissedememeye başlarsınız.
Çünkü mesele artık söylenen söz değildir. Asıl mesele, sürekli izleniyor ve denetleniyor hissidir.
Elbette hepimiz zaman zaman hata yapabiliriz. Bazen fark etmeden birini rahatsız edebilir, bazen de küçük bir dikkatsizlik yaşayabiliriz. Böyle durumlarda nazikçe uyarmak ya da durumu hatırlatmak güzel bir davranıştır. Ancak bunun sürekli tekrarlanması, kişinin kendisini yetersiz hissetmesine neden olabilir.
İnsan, en çok da yanında rahat olabildiği kişilerle huzur bulmak ister. Yakın hissettiğimiz insanların yanında her hareketimizi düşünmek zorunda kalıyorsak, "Acaba yine bir şey söylenecek mi?" diye kaygılanıyorsak, o ilişkinin verdiği güven duygusu zamanla azalabilir.
Bir başka önemli konu da uyarının nasıl yapıldığıdır. Herkesin içinde yapılan bir düzeltme, çoğu zaman yalnızken söylenen aynı cümleden daha fazla incitebilir. Çünkü kişi yalnızca yaptığı davranış nedeniyle değil, başkalarının yanında mahcup edildiğini düşündüğü için de kırılabilir.
Bazen insanlar bunu tamamen iyi niyetle yaparlar. Çevrelerindekileri rahatsız etmek istemez, her şeyin kusursuz olmasını ister ya da sosyal kurallara çok önem verirler. Ancak niyet ne kadar iyi olursa olsun, davranışın karşı tarafta nasıl bir duygu oluşturduğu da en az niyet kadar önemlidir.
Sağlıklı ilişkilerde insanlar birbirlerini sürekli yönetmeye çalışmaz. Bunun yerine birbirlerine güvenmeyi, gerektiğinde alan tanımayı ve birey olduklarını unutmamayı bilirler. Her küçük ayrıntıya müdahale etmek yerine, bazı şeylerin akışına bırakılması hem ilişkiyi hem de iletişimi güçlendirebilir.
Yakınlık, her davranışı kontrol etmek anlamına gelmez. Tam tersine, yakınlık bazen karşımızdaki insanın kendi seçimlerini yapmasına izin verebilmektir. Çünkü güven, yalnızca sözlerle değil; davranışlarla da hissedilir.
Belki de zaman zaman kendimize şu soruyu sormalıyız: "Karşımdaki insana gerçekten yardımcı mı oluyorum, yoksa farkında olmadan onun rahat hareket etmesini engelliyor muyum?"
İnsan ilişkilerinin temelinde saygı, anlayış ve güven vardır. Sürekli düzeltmek yerine bazen sadece dinlemek, müdahale etmek yerine alan tanımak ve eleştirmek yerine destek olmak, ilişkileri çok daha sağlam bir zemine taşır. Çünkü herkes, en çok kendisi olabildiği insanların yanında huzur bulur.

ÖZLEM GÜRBÜZ