KENDİ AYAKLARI ÜZERİNDE DURABİLMEK

İnsanın hayatta sahip olabileceği en önemli güçlerden biri, önce kendisini tanıması ve kendisiyle barışık olmasıdır. Kendisiyle barışık olmak, kusursuz olduğunu düşünmek ya da her konuda haklı olduğuna inanmak değildir. Kendi değerini bilmek, eksiklerini kabul etmek ve buna rağmen kendisine saygı duyabilmektir. Çünkü insan, kendi değerini başkalarının davranışlarına göre belirlemeye başladığında zamanla kendisinden uzaklaşır. Oysa kişinin en sağlam dayanağı, kendi içindeki güven ve özsaygıdır.
Kendine değer veren bir insan, başkalarının sevgisini kazanmak uğruna kendi sınırlarından vazgeçmez. Her isteğe “evet” demek zorunda olmadığını bilir. Gerektiğinde “hayır” diyebilir ve bunun için kendisini suçlu hissetmez. Çünkü hayır demek bencillik değil, kişinin kendi sınırlarını korumasıdır. İnsanlara yardım etmek, iyi niyetli olmak ve anlayış göstermek elbette çok değerlidir; fakat bunların hiçbiri insanın kendisini sürekli ikinci plana atmasını gerektirmez. Sürekli veren, sürekli anlayış gösteren ve karşılığında saygı görmeyen kişi bir noktadan sonra kendi değerini sorgulamaya başlayabilir. Bu nedenle iyilik yaparken bile insanın kendisini unutmaması gerekir.
Güçlü olmak da çoğu zaman yanlış anlaşılır. Güçlü insan, herkese bağıran, sert davranan veya çevresindekileri korkutan insan değildir. Asıl güç, insanın gerektiğinde sakin kalabilmesinde, kendisini savunabilmesinde ve doğru bildiği şeyin arkasında durabilmesindedir. Haksızlığa uğradığında susmak zorunda olmadığını bilmek, gerektiğinde sesini çıkarmak ve kendisine yapılan saygısızlığı kabul etmemek gerçek bir güç göstergesidir. Bazen insanın en güçlü cümlesi uzun bir tartışma değil, sadece “Bana böyle davranamazsın.” diyebilmesidir.
İnsanın kendisini kullandırmaması da özsaygının önemli bir parçasıdır. Bazı insanlar, iyi niyetli ve anlayışlı kişilerin sınırlarını zorlamaya başlayabilir. Bir kez yapılan bir iyilik zamanla bir görev gibi görülmeye başlanabilir. İşte burada insanın kendisini tanıması ve sınırlarını açıkça ortaya koyması gerekir. Çünkü sürekli susmak karşı tarafın davranışlarını değiştirmeyebilir; aksine, o davranışların devam etmesine neden olabilir. Kişi, kendisine nasıl davranılmasını istediğini davranışlarıyla göstermelidir.
Haksızlığa uğradığında dimdik ayakta durabilmek ise insanın kendisine olan inancıyla ilgilidir. Herkes bizi anlayamayabilir, herkes hakkımızı teslim etmeyebilir veya bazı insanlar bizi yanlış değerlendirebilir. Fakat insanın kendi gerçeğini bilmesi, başkalarının düşüncelerinden daha değerlidir. Bazen haklı olduğumuzu kanıtlamak için herkesi ikna etmeye çalışmak yerine, sakinliğimizi koruyup yolumuza devam etmek daha güçlü bir duruştur. Çünkü gerçek güç, sürekli kendini ispat etmeye çalışmak değil, kendi değerini zaten bilmektir.
Sonuç olarak güçlü olmak, kimseyi ezmek değil, kendini ezdirmemektir. Kendinle barışık olmak, başkalarının onayına muhtaç olmadan kendi değerini görebilmektir. İnsan hem iyi kalpli hem de güçlü olabilir; hem anlayışlı hem de sınırları olan biri olabilir. Önemli olan, başkalarına değer verirken kendisine verdiği değeri kaybetmemesidir. Çünkü insanın hayatındaki en uzun yolculuk kendisiyle yaptığı yolculuktur. Bu yolculukta insan kendisini tanıdıkça, sınırlarını korudukça ve kendi gücünün farkına vardıkça, karşısına çıkan hiçbir haksızlık onu kolayca yıkamaz.

ÖZLEM GÜRBÜZ