KURUCU İRADE VE LİDERİNDEN DAHA FAZLA VATANSEVER MİLLİYETÇİ VE ULUSALCILAR(!)
Türkiye’nin siyasi ve toplumsal hafızasında bazı tartışmalar, asırlık köklerine rağmen sanki bugün ilk defa yaşanıyormuş gibi sırf iktidarı yermek hatta ülkenin istikbaline kast ediliyormuşçasına bir algı oluşturma kurgusuyla yeniden üretiliyor.
   Meclis kürsülerinden, televizyon ekranlarından ve köşe yazıları ile sosyal medya hesaplarından yükselen kimi sesler, geçmişin gerçekliğini tamamen unutturarak yeni bir hamaset perdesi örülmek istenmektedir.
 Bu algıcılar TBMM’de partilerin kahır ekserisinin katılmasıyla kurulan “Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu ”nun hazırladığı rapor doğrultusunda yapılacak yasal düzenlemelerin gündeme girmesiyle  sanki bu düzenlemeler tarihimizde ilk defa yapılıyormuş gibi açıklamalarıyla kamuoyunu yanıltarak iktidar aleyhinde propaganda yapıma aracı olarak kullanıyorlar.
  Oysa yapılmaya çalışılan  tarihimizde ilk defa yani yeni olmayıp kurucu iradeden başlanarak yapılan birliğimizi sağlamanın çabasıdır.
   Bu gerçeğe rağmen bir kesim,  kurucu  iradenin yaptıklarından da bi haber(habersiz) olarak ve kurucu iradenin çalışmalarına da bir nevi yok sayarak ve siyasi taassuplarıyla birlik ve dirliğe giden yolun tuğlalarının örülmesine  sırtını dönüyorlar.
 Bu kendilerini devletin asli sahibi, kurucu iradenin yegane bekçisi ve o çok sevilen tabirle "en saf milliyetçi/ ulusalcı" ilan ederek ülkemizin kıyamete kadar birliğini sağlamak için yapılan her hukuki adımı bir ihanet vesikası gibi sunmaya çalışmakta.
   Peki, bu iddia sahipleri tarihin hangi sayfasından seslenmektedir?
   Gerçekten de kurucu iradeyle hareket eden Atatürk döneminde ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında bu topraklarda benzer meseleler nasıl ele alınmıştır?
   Bu soruların cevabını aramak için hafızamızı tazelemek ve tarihin somut arşivlerine bakmak zorundayız.
   Çünkü Mecliste ve Türkiye Cumhuriyetinde Doğu ve güneydoğuda meydana gelen anarşi ve terör olaylarına karışanlarla ilgili çıkartılan aflar geçmişte  var oldukları kaynaklarıyla sabittir.
    Evet, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde meydana gelen ayaklanma, asayişsizlik ve terör olaylarına karışan kişilere yönelik çeşitli isimler altında af kanunları ve erteleme yasaları çıkartılmıştır.
   Devlet, bu isyanları askeri yöntemlerle bastırdıktan sonra, toplumsal bütünleşmeyi sağlamak, suça sürüklenen veya kandırılan vatandaşları devlete yeniden kazandırmak  gayesiyle "şartlı tahliye", "ceza ertelemesi" ve "genel af" gibi hukuki mekanizmaları somut kaynak ve kanunlarla devreye sokmuştur. İşte o tarihin tozlu raflarındaki belgeler:
   1. 1928 Yılı Şeyh Said İsyanı Sonrası Af Kanunu (1239 Sayılı Kanun)
  Kapsamı: 1925 yılında meydana gelen Şeyh Said İsyanı sonrasında, bölgede asayişin yeniden tesis edilmesi aşamasında çıkarılan en somut ve sürece özgü kanunlardan biridir. 
 Buradaki gaye isyan dalgasına kapılmış, elebaşı olmayan ancak olaylara katılmış kişilerin topluma kazandırılmasıdır.
   Kanun uygulanması: Kanun, cezaevinde bulunan ya da dağdan inerek teslim olan kişilere "5 yıl boyunca yeni bir suç işlememe" şartı koymuştur.
  Bu süre içinde devlete karşı yeniden silahlı veya asayişi bozucu bir eyleme karışmayanların cezaları tamamen ortadan kaldırılmıştır.(Resmi Kaynağı: 22 Mayıs 1928 tarihli ve 1239 sayılı "Şark Menatıkı Asayişine Dair Kanun" (TBMM Kanunlar Dergisi ve Resmi Gazete arşivleri).
   2. Cumhuriyet’in 10. Yıl Genel Affı (2330 Sayılı Kanun)
 Kapsamı: Cumhuriyetin ilk 10 yılında yaşanan tüm siyasi çalkantıları, şahsi suçları ve Doğu/Şark isyanlarını (Şeyh Said ve Ağrı İsyanları dahil) kapatarak toplumsal barış ilan etmek maksadıyla bizzat Mustafa Kemal Atatürk’ün isteğiyle hazırlanmıştır.
  Kanun uygulanması: Siyasi suçluları, asileri ve rejim muhaliflerini kapsayan Cumhuriyet tarihinin en geniş af yasalarından biridir. 
   İstiklal Mahkemeleri tarafından mahkum edilen bazı isimlerin ve bölgedeki olaylara karışan kişilerin cezalarında indirim yapılmış veya tamamen kaldırılmıştır.(Resmi Kaynağı: 26 Ekim 1933 tarihli ve 2330 sayılı "Cumhuriyetin Onuncu Yıldönümü Münasebetiyle Umumi Af Kanunu" (Atatürk Ansiklopedisi - Atatürk Dönemi Af Yasaları).
  3. Tunceli (Dersim) Olayları Sonrası Çıkarılan Kanun (3164 Sayılı Kanun)
 Kapsamı: 1937-1938 yıllarında Tunceli bölgesinde yaşanan olayların akabinde, teslim olan veya yakalanan aşiret mensupları ile bölge halkı için çıkarılmıştır.
  Uygulama Modeli: Kanun, silahlarını devlete teslim eden ve teslim olan kişilerin cezalarının indirilmesini ya da ertelenmesini öngörmüştür. 
  Bu kanunun temel gayesi, bölgedeki silahlı direnişi hukuki teşviklerle tamamen sonlandırmaktı.(Resmi Kaynağı: 12 Mayıs 1937 tarihli ve 3164 sayılı "Tunceli Vilayetinin İdaresi Hakkındaki Kanuna Ek Kanun" (TBMM Sicilli Kavanin / Kanunlar Dergisi).
  4. Yakın Tarihteki "Pişmanlık" ve "Topluma Kazandırma" Yasaları
Doğu ve Güneydoğu'da modern dönemde (1980 sonrası) PKK terör örgütüne yönelik mücadele sürerken de örgütten kaçışları hızlandırmak amacıyla benzer kanunlar çıkarılmıştır:
  1985 Pişmanlık Yasası: 3216 sayılı "Bazı Suç Failleri Hakkında Uygulanacak Hükümlere Dair Kanun".
2003 Topluma Kazandırma Yasası: 4959 sayılı kanunla, terör örgütü içinde silahlı eyleme bizzat katılmamış olan örgüt üyelerinin teslim olmaları halinde cezalandırılmamaları veya cezalarında büyük oranda indirim yapılmasını yasal güvenceye almıştır.
  Bugün, geçmişin bu gerçekleri ortadayken, hamasetle devleti ve milleti koruma iddiasıyla ortaya çıkıp her türlü toplumsal barış ve normalleşme adımını hedef alanların takındığı tavır ibretliktir.
    TBMM’sinin başkanı, Cumhuriyetimizin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ün bizzat öncülük ettiği 10. Yıl Affı’nı, Şeyh Said isyanı sonrasındaki hukuki düzenlemeleri ve Dersim sonrası çıkarılan kanunları yok sayarak kendilerini "kurucu iradeden daha milliyetçi" konumlandıranlar, aslında tarihe ve bu ülkenin devlet aklına en büyük haksızlığı yapmaktadır.
   Devlet, sadece kılıçla kesen değil; kucaklayan, yaraları saran ve hukuku bir bütünleşme aracı olarak kullanan akılla yaşar.
    Kurucu iradenin ruhunu anlamaktan fersah ,fersah uzakta olan bu kesimlerin hamasetinden, bu milletin artık bıkıp usandığını görerek hamasetten uzak devlet ve milletin kenetlenmesini, bununla sağlanacak birlikle ülkemizin kıyamete kadar payidar olmasına katkı sağlamaları, aksinden ise kaçınmaları dileğiyle.
   Cuma’mız mübarek olsun.
  Rabbim yar ve yardımcımız olsun.