
15 TEMMUZ’DA 27 MAYIS GİBİ EMİR KOMUTAYA UYMAYANLAR BİLDİRİYİ UYMUŞ GİBİ KALEM ALDI!
Pazartesi’den devam.
Süfli emellerini ulaşmak için samimi, inançlı ve milli değerlere sahip çıkmakla kamufle eden aslında ise ruhlarını 1 Dolara emperyalistlere satanların milletimizin liderlerinin çağrısıyla imanlı sinelerinde yok edilen 15 Temmuz 2016 alçak kalkışmasının gerçekleştirselerdi bundan da aynı münafıklığı ortaya konacaklardı.
KENDİ DARBELERİNİ 27 MAYIS’ÇILARDAN ÖRNEK ALANLAR BUNU SON ANA KADAR GİZLEYİP KALKIŞMANIN EMİR KOMUTA HİYERERŞİSİ İÇİNDE GÖSTERİP KEMALİSTLİĞE MAL EDECEKLERDİ
Darbeciler alçaklıklarıyla başardıklarını TSK mensuplarını hem de kamu oyunda oluşturmaya çalıştıkları algıyla genç Türkiye Cumhuriyetin emperyalistler tarafından yaptırılan ilk kanlı darbesinde TSK ‘ın en önemli kuralı olan” Emir Komutada 27 Mayıs 1960 darbesinin cuntası ile aynı zihniyette olmalarına rağmen hazırladıkları bildiride bunu gizleyip sanki Genel Kurmay Başkanı ve Kuvvet komutanları ile birlikte hem fikir içinde yapılıyormuş algısı oluşturmak istediler.
Gelin bundan sonrasın İnşallah yazımın altında linkini vereceğim kaynaktan birlikte okuyalım;
Kudretli Bir Organ(!): Yurtta Sulh Konseyi
Sıkıyönetim Direktifinde ülkeyi yönetecek konseyin adı “Yurtta Sulh Konseyi” olarak belirlenmişti.
Sıkıyönetim Direktifi bu konsey adına yayımlanmıştı.
Bu husus, Sıkıyönetim Direktifinin 7.’nci maddesinde, “Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından emir-komuta bütünlüğü içinde devletin yönetimi maksadıyla Yurtta Sulh Konseyi oluşturulmuştur” şeklinde ifade edilmişti.
Bu konsey, Sıkıyönetim Direktifinin yayımlandığı saat itibariyle teşekkül ettirilmiş bir konseydi.
Konseyin kimlerden oluştuğu konusunda bir bilgiye yer verilmemişti.
Ancak konseyin, TSK tarafından oluşturulduğuna ve emir-komuta bütünlüğüne vurgu yapıldığına göre konseyin asker üyelerden oluştuğunu ve bu oluşumda emir-komuta bütünlüğüne riayet edildiğini söylemek mümkündü.
1980 darbesinde Milli Güvenlik Konseyi, Genelkurmay Başkanı ve diğer kuvvet komutanlarından oluşmuştu.
Nitekim 15 Temmuz darbe girişiminde de Sıkıyönetim Direktifinin taslak metinlerinde Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar, Yurtta Sulh Konseyi Başkanı olarak gösterilmiş ancak teklifi kabul etmemesi üzerine resmi olarak yayımlanan Sıkıyönetim Direktifinde ismine yer verilmemişti.
Hulusi Akar, konseyin başına geçmeyi kabul etseydi, kendisi dışında darbe girişimini kabul eden diğer kuvvet komutanlarından ve darbe girişimine liderlik eden diğer üst düzey askerlerden oluşan bir konsey ülkeyi yönetecekti.
Hulusi Akar(Genelkurmay başkanı), teklifi kabul etmediğine göre konsey, darbe girişimine liderlik eden diğer üst düzey askerlerden oluşacaktı.
1960 darbe bildirisinde Milli Birlik Komitesi’nin, 1980 darbe bildirisinde ise Milli Güvenlik Konseyi’nin, devleti geçici bir süreyle yöneteceği ve en kısa sürede seçim yapılarak milletin seçtiği kişilere yönetimin devredileceği açık bir şekilde ifade edilmişti.!
27 MAYIS’ÇI VE 12 EYLÜL’CÜ CUNTANIN EN KISA ZAMANDA DEMOKRASİYE GEÇME TAAHÜDÜ YOK
Ancak 15 Temmuz darbe girişiminde darbeye ilişkin hiçbir belgede böyle bir taahhüde yer verilmemişti.
Dolayısıyla oluşturulan Yurtta Sulh Konseyi, geçici bir süreyle değil belirsiz bir süreyle devleti yönetecekti.
Yakın bir zamanda veya görünür bir gelecekte seçim yapılması darbecilerin gündeminde yoktu.
Sıkıyönetim Direktifinde yeni anayasa taahhüdü yoktu.
Ancak TRT’de okunan bildiride, “üniter devlet yapısı içinde dil, din, etnik köken ayrımı yapmaksızın toplumun tüm kesimlerini kapsayacak bir anayasa hazırlanmasını en kısa zamanda sağlayacaktır” ifadesine yer verilmişti.
Konseyin görevi “devleti yönetmek” olarak ifade edilmişti.
Bu görev kapsamında iki yetki özel olarak vurgulanmıştı.
Buna göre kamu yetkisi adına yapılacak tüm atamalar bu konsey tarafından yapılacaktı.
Konsey, bu yetkisini daha alt düzeyde birimlere devredebilecekti.
Konsey dışında yapılacak tüm atamalar yok hükmünde sayılacaktı.
Konseyin diğer önemli ve özellikle zikredilen görevi ise Birleşmiş Milletler (BM), NATO ve diğer tüm uluslararası(milletlerarası)ı yükümlülükleri yerine getirecek her türlü tedbiri almasıydı.
Bu husus(bu konuda), “tedbirler alınmıştır” şeklinde Sıkıyönetim Direktifinde yer almıştı.
Yani darbe girişiminin başladığı saatlerde bu hususta her türlü tedbirin alındığı ifade edilerek Türkiye’nin Batı Blok’unun sadık bir üyesi olduğu vurgulanmak suretiyle gelebilecek muhtemel tepkilerin önü alınmaya çalışılmıştı.
Devleti yönetme yetkisi konseye verildiğine göre mevcut yönetimin hiçbir yetkisi kalmamıştı.
Sıkıyönetim Direktifinin 8.’inci maddesine göre mevcut yönetim erki görevden el çektirilmişti.
Meclis de feshedilmişti. Meclis feshedildiğine göre yasama yetkisi de Konsey tarafından kullanılacaktı.
Fotoğraf Altı:
15 Temmuz darbe girişimi sırasında Genelkurmay Başkanlığındaki eylemlere ilişkin aralarında sözde “yurtta sulh konseyi” üyelerinin de bulunduğu 224 sanıklı Genelkurmay “çatı” davasında karar öncesi Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesince Sincan Ceza İnfaz Kurumları Kampüsünde geniş̧ güvenlik önlemleri alındı, 20 Haziran 2019
Bugünde yerimiz doldu.
Kamuoyunu etkileyecek çok önemli bir gelişme olmaz ise Allah(c.c.)ın izni ve yüce rızası için Cuma günü TBMM ’inde “Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun hazırladığı rapor doğrultusunda yapılacak yasal düzenlemeler konusunu yazacağım.
15 Temmuz alçak darbe girişimi konusuna ise Pazartesi günü devam etmeyi planlıyorum.
Milletimizin bu günkü yazımızın konusu olan 15 Temmuz alçak kalkışması da dahil tüm anayasa, yasa ve ahlak dışı kalkışmalardan korunmasına katkı için okunması ve okutturulması dileğiyle. Rabbim yar ve yardımcımız olsun.
Devamı
(*) Bu günkü yazımın başlığı ile ilk ara başlık altında yayınlanan paragraf altındaki ve parantez içinde yazılanlar bana ait olup diğerlerini “https://kriterdergi.com/dosya-4-yilinda-15-temmuz/15-temmuz-darbe-girisimi-basarili-olsaydi “dan aldım.
Emeği geçenlerden Mevla’mız razı olsun. Ali Genç